Muhsin Başkan’ın Ardından

0
33
views

Yıl 1993…

Muhsin Yazıcıoğlu vefatının 11. yılında dualarla anılıyor...
Muhsin Başkan sizi bir “Büyük Birliğe” davet ediyorum, yeniden Bismillah diyerek yola çıktı. Bu yola inanarak çıktı, inandığı dışında bir şey yapmadan, yaptığı her şeyi inanarak yola revan oldu. Onu, bu yola çıkaranların bir kısmı yola girdikten hemen sonra bırakıp gitti, bir kısmı daha sonra. Ama o kimseye darılmadı, kimseye kızmadı, bu vefasızlığı yapanlara asla bir şey demedi. Çocuklarının süt parasından keserek, asla gayri meşru yollara girmeden helal siyaset yaptı. Siyasetin altın tepside sunduğu imkânları devletim, milletim, davam diyerek geri çevirdi. Şimdi anlıyoruz siyaseti de tertemiz yaptığını…

Yıl 1994….

Ortaokul son sınıftaydım. Yan komşumuz olan ağabeyimiz haber gönderdi kardeşiyle. “Ömer de akşamki programa gelsin” diye. Evet ilk kez seni Ordu ilinde 1994 yılında senin için tertiplenen “Gözyaşı Gecelerinde” görmüştüm. O gece çok muhteşemdi. Sonradan anladım ki sen aslında o gecenin en merak edileni, en sevileni idin…
Liseli yıllarımızda Nizâmı Âlem Ocakları’nda seni, duvarlarda olan resimlerin ve sohbetlerde sıkça geçen isminle hatırlıyorum. O zaman her şey samimi idi. Senden bahseden büyüklerimiz bir efsaneden bahseder gibi bahsediyorlardı. Biz yine sonradan anladık senin ne kadar büyük bir çileli yolda tavizsiz, dosdoğru, sadık ve Muhsin bir kul olarak yaşadığını…
Üniversiteli yıllarımızda Trabzon’a her gelişinde uzaklarda, arka sıralarda slogan atan, alkış tutan bir genç olarak seni takip ederek yolundan yürümeye başladık. Sonradan anladık ki senin arkandan yürümenin zevkini, onurunu ve gururunu başka hiçbir yerde alamayacağımızı…

Muhsin Yazıcıoğlu hissetti mi?
Zaman akıp geçerken artık seni daha yakından tanımak sohbetlerini, seminerlerini, seçim konuşmalarını bizzat senin ağzından dinlemek nasip oldu. Ağabeylerimizin anlattığı “Muhsin” kulu o zaman daha iyi anladık. Daha iyi anladık dostlarının seni riyasız, samimi ve ölümüne niçin sevdiklerini…
Ben senden başka bir lider tanımadım. Senden sonra da tanımak istemedim. Çünkü biz bizim yüreğimize, bam telimize hitap eden başka birini göremedik. Bundan dolayıdır ki biz seni çok sevdiğimiz için başka birini sevemeyeceğiz…

Öğretmen olduğumuzdan peşinden il il dolaşamadık, seninle mesai yapamadık. Ama benim için “Bir elinde Kur’an-ı Kerim bir elinde Bilgisayar olan gençlik” hayalin için ocaklarımızda genç yetiştirmeye çalıştık. Elimizden geldiği kadar gençlere seni, davanı ve samimiyetini anlatmaya çalıştık. Şimdi daha iyi anlıyoruz ocaklarda pişen gençlerin seni çıkarsız, “ama”sız, “lakin”siz daha çok sevdiğini …

Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının yakınları 10 yıldır adalet peşinde - Son dakika haberleri
Yıl 2004…

Siyasete yeni kavramların yanında yeni bir üslup, yeni bir anlayış getiren Muhsin Başkan’ı siyasetle politikayı karıştıran ben dahil çoğu insan anlayamadı veya anlamak istemedi. Onunla siyaset yapmanın; hiçbir çıkar, menfaat beklemeden siyasete yeni bir şuur, yeni bir anlayış getirmek amacıyla yolda yürümenin değerini belki de çoğumuz anlayamadık.
Zaman hızla geçerken sen derdini, davanı bu millete anlatmaktan bıkmadın. Geceni gündüzünü bu millete, bu devlete adadın. Seni anlayanlar az da olsa asla vazgeçmedin. Mücadelene her seferinde ilk günkü aşk ile yeniden Bismillah diyerek başladın. Aramızdaki en heyecanlı, davaya en sadık, en çok mücadele eden olarak yollara revan oldun. Sonradan büyüklerimizden öğrendim bu kadar az oy almana rağmen “olur ya bir gün bu millet yok mu bir alternatif” sorar diye bu ocağı açık tuttuğunu. Sonradan anlayacaktık bu davanın seçim kazanma davası değil, millete hizmet etme davası olduğunu ….
Sen hiç yılmadın önüne engeller çıksa da bu millet seni anlamak istemese de yanındaki dostların-mücadele arkadaşların- bile senin gayeni anlamasa bile -hatta önüne gelen fırsatları elinin tersi ile itmeni bile eleştirseler de- elbet bir gün anlayacaklar inancıyla mücadele ettin. “Biz diğer partilerden farklıyız” derken anlamamıştık. Oysaki şimdi daha iyi anlıyoruz senin derdinin barajı geçmek değil davanı tavizsiz bir şekilde anlatmak olduğunu, bizlerin zaferden değil seferden sorumlu olduğumuzu…
Şimdilerde hangi ortamda Muhsin Başkan’ın ismi geçse bize nasıl bir emanet, nasıl bir miras bıraktığını daha iyi anlıyoruz. Keşke yaşarken de anlayabilseydik senin hangi niyetle siyaset yaptığını…

Erdoğan'ı öldürmeye gidenler Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasının şüphelisi - Sputnik Türkiye
Yıl 2009…

Ve o kara gün….
Son dakika olarak düştü ajanslara helikopterinin düştüğü haberi…
Bilgisayarın başındaydım.
Dondum…
Ne kadar süre geçti hatırlamıyorum. Önümden hayatım, hayallerim, yarınlara dair yürüyeceğimiz yollar geçti… Yok, olamaz, böyle bitmez, Başkan güçlüdür, buradan da kurtulur, diye düşündüm. Hem sen ne badirelerden geçtin, ne mücadelelerden hem kendini hem dostlarını kurtardın. Her daim zoru seçtin. Buradan da kurtulacaksın diye düşündüm…
Zaman akıp geçerken dönemin Ocak Başkanı Abdullah Gürgür’ün videosu düştü. Arama kurtarma operasyonunun yavaş olduğunu, devletin görevini yapmadığını, devleti her çağırdığında giden Başkanın o çok sevdiği uğruna ölümü göze aldığı devletinin onu yalnız bıraktığını söylerken bizleri çağırdı dağlara. Başkanı seven Ocaklı gençleri çağırdı Başkanı aramak için. O da çok iyi biliyordu Başkanı bulacak olanların onu karşılıksız seven ocakçı gençler olduğunu…

Hemen hazırlandım. Yanıma bir palto aldım ve terminale gittim. Başkanı, o en sevileni, en temizimiz, en canımızı, “BİR”imizi aramak için. Ankara üzeri Maraş’a aktarmalı bilet buldum ki o haber düştü televizyonlara: “Başkan bulundu ayağı kırık hastaneye intikal ediyor.” diye… Ne çok sevinmiştik ki sonradan anladık…

Yıl 2016…

Düşen değil düşürülen bir helikopter olduğunu,
Arama kurtarma değil aramama kurtarmama olduğunu,
İnin o dağlardan diyen sesiz operasyon yediğini,
Başkan bulundu hastaneye intikal ediyor sözlerinin gelecek olanları engellemek için olduğunu,
Bizler oyalanırken başkanın operasyonla arkadaşları ile birlikte şehit edildiğini…
Seni ve mücadeleni anlayamadık. Ahde vefa için, davanın genç kuşaklara anlatabilmek için önce anlamalıydık. O sebeple senin davanın, hareketinin vücut bulmuş hali olan Büyük Birlik Partisi’ni araştırmaya başladım. Dört yıl süren bu araştırma neticesinde seni ve davanı anlamaya başladım. İşte o zaman ne kaybettiğimizi daha iyi anladım. Aslında biz hayat hikâyemizi, yarınlara dair hayallerimizi, bizi biz edeni, “BİR”imizi, en iyimizi, en Muhsin olanımızı, davasına en samimi bir şekilde bağlananımızı, en samimi, en sadık, en dost, en doğru olanımızı kaybetmişiz. Aslında seni yakından tanırken kendimizi, senin etrafındaki dava arkadaşlarını, seni samimi seveni, seni sevip gibi gözükeni, senin davanı anlayanları, anlamayanları hepsini yakından gördük. Aslında onlar hep yanındaydı da biz yeni yeni anladık gözümüzde dev gibi gözükenlerin aslında zerre kadar olduklarını…
Evet Başkanım, aslında biz seni de davanı da senin şehit edilmeni de senden sonra anlayabildik. Keşke yaşarken seni anlamak için daha çok çaba sarfetseydik. Keşke senin verdiğin mücadelenin hangi amaç uğruna yapıldığını anlayabilseydik. Keşke sana sahip çıkabilseydik. Nerden bilebilirdik ki senin sevenin kadar da düşmanın olduğunu. Senin olmadığın bir siyaset arenasında geleceği dizayn etmeyi düşündüklerini. Oysa yaşarken başından geçen onca kaza, onca badire… Sana yapılan tehditlerden anlamalıydık senin olduğun bir ülkede istedikleri gibi at koşturamayacaklarını, senin olduğun bir arenada bu ülkenin ve milletin zararına iş yapamayacaklarını. Keşke biz de düşmanların gibi seni yaşarken daha iyi anlayabilseydik.

Yıl 2021…

Evet, on iki yıl oldu…
Dile kolay tam 4380 gün oldu sen aramızdan ayrılalı.
Ve biz hâlâ 25 Mart’ta kaldık…
Sen bir hayalin peşinden yola çıkmıştın. Sizi büyük bir birliğe davet ediyorum demiştin ve sana inanan arkadaşların, dostların seninle beraber bu samimi sözlerinin peşinden gelmişti. İşte o seninle beraber gelen, seni seven, seninle kader arkadaşlığı yapan dostların, arkadaşların, sevenlerin senden sonra da birliği unutup dört bir tarafa dağıldı. Senden sonra başkanım, gündelik siyasi meseleler yüzünden kavga eden kardeşlerin, makam mevki peşinde giden dava arkadaşların, yorulup kenara çekilen ağabeylerin, şahsi ikbal için farklı kulvarlarda yürüyen dostların, iktidar olmak için kopup giden arkadaşların oldu.

Ancak ne yazık ki senin sevgin, senin karlar altında kalışın ve hâlâ katillerinin bulunmaması bile bizleri bir araya getiremedi. Birlik olup seni şehit edenleri bulamadık. Kime sorsam bu dava çözülmeli, bu dava için bir şeyler yapmalı demesine rağmen bir gizli el birlik olup gür bir ses ile bu davanın üzerine gitmemizi engelledi ve hâlâ engelliyor.
Nerde hata yaptık diye düşünüyorum, aklıma Galip Erdem Abinin: “En büyük eksiğimiz hâlâ birbirimizi yeterince sevmeyi öğrenememiş olmamızdır.” sözü geliyor. Biz ne birbirimizi ne de seni sevmemişiz anlaşılan. Geçmişte omuzlarına Genel Başkanlık, Ocak Başkanlığı, Reislik apoletleri bizzat senin tarafından takılan eski Ocak Genel Başkanları, Milletvekilleri, Danışmanlar, Makam Sahipleri, Bürokratlar… Kiminiz farklı partilerde, kiminiz bir orta yol tutturmuş, kiminiz beni ne zaman siyasi arenada keşfedecekler edasıyla ortadasınız…
Niçin bu kadar duyarsız oldunuz?

Vefa…
Bunun sadece İstanbul’da bir semt adı olmadığını; sizlerin peşine takılıp sarfettiğiniz büyük sözlerin izlerinde Muhsin Başkan’ı arayan gençlere karşı bir sorumluluğunuz olduğunu anlayın…

En azından bunu yapın…
Muhsin Yazıcıoğlu’nun davasının açılması için ya önümüze düşün, yol gösterin, yürüyün, biz de arkanızdan yürüyelim ya da önümüzü açın, elinde gönlündeki sevgisinden, öfkesinden başka bir şeyi olmayan sadece mahcubiyeti olan biz gençlere yetki verin, biz bu davanın açılması için yolbaşçılık yapalım…
Düşünüyorum da Mevla’m seni bizden daha çok sevdi ve tertemiz bir şekilde yanına aldı. İyi ki sana iktidar olmayı nasip etmedi. Bu dava adamı dediklerimiz seni rezil ederdi. İktidar olmamanda da bir hayır varmış. Senin bu dünyadan “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetindeki gibi dosdoğru yaşayıp dosdoğru nefesini vererek gitmene sebep oldu.
“İyi insanlar ölünce onlara ağlamayın asıl geride kalanlara ağlayın.” derdi büyüklerimiz. Ne de doğru söylemişler. Sen tertemiz yaşadın ve gittin. Bizler öksüz kaldık. Senden sonra nere yaslandıysak, kime güvendiysek hep hayallerimiz yarım kaldı. Ne kafamızı kaldıracak bir yüzümüz ne de iki laf edecek gücümüz kaldı.
Senin katillerini bulmak için bile bir araya gelemeyen dava arkadaşların olarak bizlere bu ayıp yeter de artar bile…

Mahcubuz…
Mahcubiyetimizden başka elimizde bir şeyimiz kalmadı…
Onun yokluğunda sahipsizliğimizi daha iyi anladık…
Allah sana rahmet bizlere de hesap günü yüzüne bakmayı nasip etsin Başkanım…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here