Ermeni İddialarına Karşı Strateji Değişikliği Zamanıdır

0
26
views

Ermeni meselesi, 1980’li yıllardan itibaren diaspora tarafından lobi faaliyetleri şeklinde varlığını sürdürmektedir. Ermeni lobileri, bulundukları ülkelerde meclisler ve hükümetler nezdinde etkili olmak ve lehlerine kararlar aldırarak Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadırlar. Ermeni diasporasının üç temel hedefi vardır: Soykırım iddialarının tanınması, tazminat talebi ve toprak isteği. Bunlar, sıra ile gerçekleştirmek istedikleri hedefleridir.


Yaklaşık 150 yıl evvel Osmanlı Devleti’nin rakiplerinden Rusya, Fransa ve İngiltere’nin kışkırtma ve destekleriyle başlayan Ermeni sorunu, günümüzde Türkiye üzerinde baskı kurma, taviz koparma gibi amaçlarla gündeme getirilmektedir. Ermeni meselesi, ortaya çıktığı ilk andan itibaren Türk varlığına ve Türk devletine karşı bir mesele olarak ortaya çıkmıştır. Bu meseleye ilk andan itibaren destek veren devletlerin esas amacı, Türk varlığına ve Türk devletine zarar vermektir; bu amaç doğrultusunda Ermeniler, bir araç olarak kullanılmaktadır. Ermeniler, büyük devletler tarafından kullanıldıklarının farkındadırlar ancak onlar elde edeceklerinin hayali ile buna itiraz etmemektedirler. Dünden bugüne, Ermenilere destek verenler ve amaçları, değişmemiştir; dünden bugüne Ermenilerin de idealleri değişmemiştir.


Ermenilerin ve onlara destek veren devletlerin girişimleri karşısında gerek Osmanlı’nın gerekse Türkiye’nin tavrının genellikle savunma odaklı olduğu dikkatleri çekmektedir. Türkiye, Ermeni lobilerinin faaliyetlerine ve iddialarına karşı genellikle savunma pozisyonunda karşı cevaplar verme, Ermenilerin iddialarını yalanlama, yok sayma, lobilerin etkisiyle yabancı meclis ve hükümetlerin aldıkları kararları kınama, tanımama ve yok sayma şeklinde bir tavırla karşılık vermektedir. Türkiye’nin bu tavrı, istenen nitelikte etkili olamamakta; Ermeni iddialarını kabul eden ülke sayısı, yıllar geçtikçe artmaktadır.


Ermeni lobilerinin etkisiyle soykırım iddialarını tanıyan her ülke, Türkiye’yi itham etmekte, bir anlamda karşımızda mevzilenmektedir. Bu, bir psikolojik – soğuk savaştır; Türkiye, bu savaşı, yok hükmünde saymakla, kınamakla maalesef kazanmış olmuyor. Savaş, sadece savunma ile kazanılmaz. Ermeni diasporası ve lobilerinin tüm iddia ve girişimlerine karşı tek tek, sadece belli bir zamana değil yılın tüm zamanlarına yayılacak türden strateji, söylem ve eylemler uygulamaya konulmalıdır. Bunu yaparken Türkiye yandaşı, dostu, kişi ve gruplardan da yararlanılmalıdır. Haklılığını anlatamayanlar, haksız olarak algılanırlar; Türkiye, böyle bir görünüm vermemeli, bu durumdan kurtulmalıdır. Türkiye, haklı olduğu hususta haklılığını kabul ettirebilmek için bunun dışında farklı yollar, farklı stratejiler üretmeli ve uygulamalıdır.


Rusya, İngiltere, Fransa ve ABD’nin müdahaleleriyle çeşitli şekillerde ve vaatlerle Osmanlı topraklarından alınıp götürülen Ermeniler, gittikleri ülkelerde oluşturdukları lobilerle ortak idealler etrafında toplanarak günümüzde etkin bir güç konumuna gelmişlerdir. Ermeni lobileri, sahip oldukları gücü, Türk varlığına ve Türk devletine karşı kullanmaktadırlar. Nüfus itibariyle sayıları, toplamda, birkaç milyonu geçmeyen Ermeni diasporası ve lobileri, bulundukları ülkelerde meclis ve hükümetler nezdinde etkili olmaktadırlar. Onların etki ve girişimleriyle yaklaşık 30 ülke, Ermeni soykırımını kabul etmiş durumdadır. Türkiye her ne kadar, ‘‘meclis ve hükümetlerin aldıkları kararlar siyasidir, mesnetsizdir, bağlayıcılığı yoktur’’ dese de mevcut durum istenen ve olumlu bir durum değildir, Türkiye’nin lehine değildir ve bu da rahatsızlık vermektedir.


Türkiye, Ermeni diasporasının faaliyetlerini etkisiz kılmaya yönelmeli ve bu yönde çalışmalar yürütmelidir. Bunun için de öncelikle diasporanın etkili olduğu ülkelerdeki Türk nüfusu ve Türkiye dostlarını ortak idealler etrafında bir araya getirebilmeli, bir güç, bir etki odağı oluşturmalıdır. Oluşturulacak bu etki odağı, Ermeni lobilerinin faaliyetlerini etkisiz hale getirmek ve Türkiye’nin lehine yönlendirilip, desteklenmelidir. Türkiye, geç kaldığı bu hususta pratikler geliştirmeyi acilen ön plana almalıdır.


Her yıl 24 Nisan’da yaşananlar, artık klasikleşmiştir. Ermeni lobilerinin girişimleriyle bazı yabancı hükümet ve meclisler soykırımı kabul etmekte; Türkiye, ise soykırımı kabul eden devletlere tepki göstermekte, aldıkları kararı kabul etmemekte ve yok hükmünde saymaktadır. Türkiye’nin, ‘‘yok hükmündedir, tanımıyoruz, kabul etmiyoruz’’ açıklamalarına rağmen yıllar geçtikçe sözde soykırımı kabul eden ülke sayısı artmaktadır. Bu artış, Ermeni lobilerinin etki gücünden ziyade Türkiye’nin etkili bir çalışma yürütmemesinden, yürütememesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye, kınama, yok sayma ve tanımamadan öte kendi haklılığını gösterecek etkili bir girişimde bulunmamakta, bulunamamaktadır. Türkiye’nin yürüttüğü mevcut strateji (savunma) ile uzun yıllardır varlığını gösteren bu meselenin çözümü/ sonlaması mümkün gözükmemekte ve iki ülke arasındaki ilişkileri germekten de başka bir işe yaramamaktadır.

Yurt dışında çeşitli ülkelerde yaşamakta olan Türkler ve Türk devleti, Ermeni diasporası ve lobileri kadar etkili olamamakta, ses getirememektedir. Türkiye’nin bu mevzuda daha etkili olacak bir şeyler yapması gerekmektedir. Bu kapsamda sürekli ve etkin çalışacak, devlet, STK, üniversite vs destekli gönüllü kişi ve gruplarca her türlü yol ve araç düşünülerek karşı çalışmalar yürütülmelidir ve bu etkinlikler, sadece Nisan ayında değil, yılın tüm zamanlarına yayılmalıdır. Yurt dışında yaşayan Türkler arasında birlik ve uyum kurulmalı, milli idealler doğrultusunda ayrılıklar bir kenara itilerek bir Türk diasporası kurulmalı ve birlikte hareket edebilme yeteneği geliştirilmelidir; buna o ülkelerde yaşamakta olan Türkiye dostu ve yandaşı başka ulus mensuplarının da eklemlenmesi sağlanmalıdır. Bu bağlamda bir Yurt Dışı Türkler Bakanlığı kurulmalı veya Dış İşleri Bakanlığı bünyesinde Yurt Dışındaki Türklerle ilgili bir birim oluşturulmalıdır. Ermeni lobilerinin faaliyetlerine vb karşı yürütülecek etkinlikler, oluşturulacak Türk diasporası ve lobilerinin sahip olduğu güç ve etki ile durdurulabilir. Türkiye’nin ve oluşturulacak Türk diasporasının etki gücünün, Ermeni diasporası ve lobilerinin etki gücünden fazla olduğu görülecektir.


Türkiye alınan kararları sadece red etme, yok sayma, savunma amaçlı değil karşı propaganda, karşı suçlama araçları ve iddiaları ile öne çıkmalı, politikalarını bu yönde kurgulamalıdır; bu, daha etkili olacaktır. Şu ana kadar genellikle adeta savunma pozisyonunda kalmış olan Türkiye, Ermeni çetelerinin Müslüman ve Türk halkına yaşattığı dramı, trajediyi etkili bir dille ortaya koymamış, bundan imtina etmiştir. Ancak artık Türklerin ve o dönemde yaşayan Müslümanların çektikleri acıları, uğradıkları saldırıları ve soykırımı ortaya koyarak Ermeni çetelerinin taşkınlıklarını ifşa edecek bir söylem devreye sokulmalıdır. Çünkü ortada bir Ermeni soykırımı yok, karşılıklı kırım vardır; kayıplar tek taraflı değildir; bu hususa dikkat çekilmelidir. Tarafsızlığını koruyan, tarihi belgelere dayalı çalışmalar yürüten birçok yabancı araştırmacı, Ermeni iddialarının doğru olmadığını, Türk tarafındaki kayıp ve mağduriyetlerin daha fazla olduğunu görmekte ve belirtmektedirler. Bu hakikati fark eden ve dile getiren yabancı, tarafsız araştırmacıları ve onların konuyla ilgili görüşlerini ön plana çıkarmak, Türkiye’ye üstünlük sağlayacaktır.

Bilhassa Ermeni çeteleri tarafından katledilen, 2.500.000 civarında Müslüman ve Türk vatandaşı olduğu bu araştırmacıların beyanları ve belgelerle, yüksek tondan ortaya konulmalı; Ermenilerin masum ve mağdur olmadığı, bu meselede asıl mazlum ve mağdur tarafın Müslümanlar, Türkler olduğu tekrar tekrar ilan edilmelidir. Sık yapılan propaganda, daha etkili olmaktadır. Türkiye, bu konudaki suskunluğunu artık bozmalıdır. Kendini ifade etmeyeni, başkalarının anlaması mümkün değildir.


‘‘Mesele öncelikli olarak siyasi bir araç olarak kullanıldığı için Türkiye, kendi haklılığını kabul ettiremiyor ve ettiremez’’ düşüncesi yanlıştır, doğru değildir. Bu düşünce, kaybetmeyi peşinen kabul etmektir. Türkiye, haklıdır ve haklılığını kabul ettirebilecek güce ve imkana sahiptir; mesele, bunu etkin bir şekilde kullanabilmektir.
Bütün bunlarla birlikte, bir yandan da sözde soykırımı kabul etmiş olan, soykırım iddiasının gündeme getirildiği/ getirileceği ülkelerde meclis ve hükümetlere geri adım attıracak nitelikte girişimlerde bulunmak da gerekmektedir. Türkiye, bunu yapabilecek güce ve imkana da sahiptir; bir ülkeye geri attırabilmek, diğer ülkelere de geri adım attırabilecek imkanı verecek, bunun yolunu açacaktır. Bu amaç doğrultusunda Ermeni diasporası ve lobilerinin olduğu ve olmadığı her ülkede Türkiye, kendi bağlılarını ve dostlarını, Türk diasporasını devreye sokmalıdır. Oluşturulacak Türk diasporası ve lobisi, Türk devleti, STK’ları, üniversiteleri vs tarafından üstünlük elde edilene kadar sürekli desteklenmelidir. Şimdiye kadar düşünülmüş ancak denenmemiş bütün enstrümanların kullanılması gereklidir.


Bazı uluslararası ve yabancı mahkemeler, Ermenilere yönelik soykırım yapıldığına dair bir kanıt olmadığını kabul ve ilan etmişlerdir. Türkiye, bu uluslararası mahkeme kararlarından da yararlanmalı; bu kararları tezlerini duyurma, Ermeni iddialarını ve ithamlarını yalanlamada kullanmalı, soykırım iddiasını kabul eden ve gündeme getiren ülkelerde hükümet ve meclislere resmen ileterek hukuka uygun hareket etmelerini istemeli, gücünü kullanarak baskı kurmalıdır. Bu, Türkiye’nin elini güçlendirecek ve haklılığını kabul ettirecek güçlü bir dayanaktır. Öncelikle de bu kararları veren mahkemelerin bulunduğu hükümetler ve meclisler nezdinde girişimde bulunulmalıdır, kendi mahkemelerinin verdikleri kararları kabul etmek durumundadırlar.

Türkiye’nin atması gereken bir adım da, ilgili ülkelerdeki Ermeni meselesiyle alakalı arşiv belgelerini bulup ortaya çıkarmaktır; buna yönelik çalışmalar, Türk devleti tarafından teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Türkiye, her fırsatta dile getirdiği ve teklif ettiği bu alanda çalışacak uluslararası komisyonun kurulmasını sağlamalı ve çalışmalarını desteklemelidir. Türkiye’nin teklifi ile arşivler üzerinde çalışacak uluslararası komisyon kurulmuyor/ kurulamıyorsa bu işi kendi yapmalıdır. Böylelikle, Türkiye’nin tezi güçlenecek, haklılığı gösterilecek ve Ermeni iddialarının asılsızlığı yabancı devlet arşivleri ile belgelendirilmiş olacaktır. Öncelikle arşiv belgesinin/ belgelerinin bulunduğu ülkenin, bunu kabul etmesi/ tanıması istenmeli ve sağlanmalıdır. Devletlerin, kendi arşiv belgelerindeki hakikatleri tanımalarını istemek, bunun için çalışmak, baskı yapmak Türkiye’nin en doğal hakkıdır.
Kanıtlanamamış iddiaların (Ermeni iddialarının), hükümetler ve meclisler tarafından kabul edilmesinin, Türkiye’ye düşmanlık olduğu ve buna uygun tavır alınacağı ilan edilerek bu yönde kararlılıkla adım atılmalıdır. Bu yöndeki adım ve girişimler, Ermeni lobilerinin girişimlerinden daha etkili ve caydırıcı olacaktır.

Soykırım iddialarının gündeme geldiği/ getirildiği tüm ülkelerde açılacak resim sergileri, billboard ve afişlerle, kamu spotu şeklinde hazırlanan kısa videolarla, seminer ve konferanslarla halka, siyasetçilere, aydınlara, basın yayın kuruluşlarına ve STK’lara ulaşılarak asıl mazlum ve mağdur olanın Ermeniler değil Türkler, Müslümanlar olduğu ortaya konulmalı; bu yönde bir bilinç ve algı oluşturulmalıdır.

Bahsetmiş olduğumuz hususlar yapılamayacak etkinlikler değil yapıldığında etkili olacak girişimlerdir. Bu mücadelede atak hale gelmenin zamanı gelmiş, geçmektedir. Kararlı ve icracı olunduğu takdirde gelecek yıllarda meselenin gündemden düşmesi mümkündür; aksi takdirde her 24 Nisan Türkiye’yi meşgul etmeye devam edecek, her yıl belki farklı bir devlet, Ermeni soykırımını tanıyacak, haklı olduğu halde susanlar, haksız olarak algılanacak ve mahkum edileceklerdir.

Feridun ESER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here