YALUĞUZ YABANCI

Paylaşın:

YALUĞUZ YABANCI

Yaluğuz, yalnız adama denir Anadolu’da. Maziden derin yarası olanın adıdır yaluğuz. Adam kalabalığının içinde yad gibi kalandır. Lisanlar karşısında lâl olandır. Kızılırmak’ın coşkun suyuna direnen yosundur. Yüce dağ başında yanan bir ışıktır. Bozkırın ortasında nazlı gelin gibi boy veren aluç ağacıdır. Çoban çeşmesinin yanı başında duran demir tastır. Yayla evinde köşede kalan ahşap sandalyedir.

Ben bozkırın küçük bir yaylasındanım. Biz hep ana, ata, torun torba aynı ocakta yaşarız. Bizim buralarda yaluğuzluk bed yüz görünür. Bundan sebep bizim evlerimizde sandalye, tekli koltuk bulunmaz. Yeni yetme adet olarak görülür. Bizim evlerde uzun sofalardan küçük odalara girince karşınıza divanlar, sedirler çıkar, yerde ise yün minderler. Kimse yalnız oturmaz. Harlı yanan tezek sobası etrafında toplanırız kış günleri. Yer sofrasında bağdaş kurup otururuz. Közlenmiş patates ve isli demliğin çayı eşlik eder sohbetimize. Evde sandalye varsa, onu evin oğlu ahşaptan el emeği ile üretmiştir. El emeği, kıymetli olacak ya.. Onun bile kıymeti yoktur. Bir köşede yaluğuzca durur. Yabancıyı, yabanlığı temsil eder sandalye. Eğer bir gün kendini şehirli görgülü bellemiş (kırcik denir bizim burada) bir misafir gelirse sandalyeye o oturur. Divanları, makatları, canım sedirlere burun bükerler ya..  Sandalye bize samimiyetsiz gelir. Havanın soğuğunu sevdiğimiz gibi insanın da sıcağını severiz. Diz dize otururuz ki muhabbet paylaşılsın. Yaban gelir sandalye. Bizim alışkın olmadığımız bir havası vardır. Mesela bizimkiler ultra süslü, sosyetik masalarda sandalyelere oturup yemek yiyemezler. Yeseler de kursaklarına giden lokmalar boğazlarında kalır. Sandalyede karınları doymaz gibi gelir. İlle de yer sofrası derler. Öyle cafcaflı tabak çanak bize kalabalık gelir. Biz içine yün doldurulup kabartılmış bir minder isek, şehirliler de sandalyedir. Şehirde, şehirliler ve yarı şehirliler apartuman dairelerinde yabanileşmişlerdir bize. Yaluğuzluk sevilmez. Bundan sebep gelinlik kızların çeyizine kenarları kaneviçe işlemeli, dantelli uzun hase yastıklar özenle hazırlanır. Şimdilerde kullanılan tekli yastıkların adı “küstüm yastığı”dır. Eşlerin arasına yadlık sokar diye pek kullanılmaz. Her şey eşiyle kaimdir bizim topraklarda.

Yaluğuzluk sevilmez diyorum ama aslında bizim topraklarda her insan kendi dünyasında yaluğuzdur. Kalabalıklar içerisinde yaluğuz yürekler. Soğuk bir kış günü, sobanın sıcağı canına vurmuş, insanların sohbeti beynini delmiş, soluklanmak için sofaya atmışsın kendini. Sofanın soğuğunu ciğerine çekersin. Iliklerin donar. İşte o zaman yaluğuzluğunu derinden hissedersin. Biz ne kadar yaluğuzluğu sevmesek de, o bizim içimizde..

 

                Rabia Sümeyye KARAPINAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir