Vatandır Kırım

Paylaşın:

Vatandır Kırım

Soykırım… İçinde dünyanın en acı kelime oyununu barındıran ifade…

18 Mayıs 1944… Yirminci yüzyılın en utanç verici tarihlerinden biri…

Kırım Tatarları, tüm dünyanın sessiz kaldığı o kapkara gecede, âni baskınlarla uykularından uyandırılarak azılı katillerin namlularının ucunda, upuzun ve birçoğu için geriye dönüşün mümkün olmayacağı bir yola düştüler. Aslında, bu sürgün hareketi Kırım’da ilk defa yaşanan bir durum değildi. Zira Kırımlıların, psikolojik baskılarla; onurlarıyla oynanarak; evleri, toprakları ellerinden alınarak mecbur kaldıkları her göç hareketi, göç değil, düpedüz sürgündür. Ancak 1944’ü diğerlerinden ayıran en belirgin farklılık, insanlık dışı muamelenin hâd safhaya ulaşmasıdır.

1944’te Kırım’ı en iyi özetleyen kelimeler; acı, gözyaşı ve kan olsa gerektir. Yüzyıllardır vatan bildikleri öz topraklarından kovularak sonu bilinmez bir yolculuğa sürüklenen Kırımlılar, hayvan vagonlarında açlığa, susuzluğa, hastalığa, ölüme terkedildiler. Ata yurtlarından kovulan bu insanlar için en acısı da kaybettikleri yakınlarının bir mezar taşı dahi olmayışıydı. Hayatta kalanların, ölmedikleri için belki de hayıflandığı nadir coğrafyalardan biriydi Kırım.

Ruslar, gerçekleştirmek istedikleri soykırımı meşru zemine oturtamayıp, ordularında Almanlara karşı savaşan Kırımlıları Alman casusluğuyla, ihanetle suçladılar. Tümüyle silahsızlandırılmış ve etkin bir ayaklanma girişiminde bulunamayacak hâlde olmalarına rağmen Kırım Tatarlarına yaşatılanlar, ancak ve ancak korkunun, geçmişten gelen bir kuyruk acısının tezahürü olarak açıklanabilir.

Kırım Tatarlarının bir kısmı uzun yıllar sonra geriye döndü. Fakat vatan dedikleri kutsalda Rus çoktan postu sermiş, onları kadim yurtlarına sokmamak için her zorluğu çıkarıyordu. Gök mavisi üzerine altın sarısı renkli Tarak Tamga’yı doğup büyüdükleri eve asamadı birçoğu, ama yüreklerinin tâ dibinde sakladılar yıllarca. Bir gün, vatanı, tekrar vatan yapmak umuduyla…

Vatandır çünkü Kırım… Gaspıralı’nın, “Gitmek kolay, dönmek zordur.”[1] düsturunca yüreğe nakış nakış işlenen vatandır! “Vatan toprağıdır, bizi üşütmez, ısıtır. Bu topraklar asla bizi hasta etmez.”[2] inancıyla ruhu ısıtan vatandır! “Vatan elmasıdır, yarar, güç verir.”[3] sözü ile Kızılelma’yı anımsatan vatandır! “Vatan sevgisi bize anne sütüyle birlikte geliyor.”[4] dogmasıyla Yahya Kemal’in Türkçe sevdasını yansıtan vatandır!

Öz yurduna giremese de, dağlarında yaşayarak mücadelesini vermeye çalışan, kendisini yakarak protesto eyleminde bulunan ihtilâlci Musa Mahmut’a vatandır! Ömrünün önemli bir bölümünü ceza kamplarında, hapishanelerde ve sürgünlerde geçiren büyük lider Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na vatandır! Ata topraklarını ancak kartpostallardan görüp, kitaplardan okuyabilecek talihsiz yavrulara vatandır!

Acının coğrafyasında, sürgünden yetmiş yıl sonra vatan, Ruslar tarafından yeniden işgâl edildi. Üstelik hiçbir zaman çözümsüzlükten ve kaostan nemalanmayı kendilerine gaye edinmemiş Kırımlılar, aşırıcı ve terörist olarak damgalandılar. Onur kırıcı eylemlere maruz kaldılar, sindirildiler, inançlarını ve dinlerini yaşama haklarına yönelik engellerle karşılaştılar. İşgâl yönetimi idâreyi ele alır almaz çıkardığı bir kararla Kırım’da toplantıları, mitingleri yasakladı. Amaç, 18 Mayıs Kırım Sürgününü Anma Mitingi’nin gerçekleşmesini önlemekti. Bununla beraber, Kırım Tatar Bayrak Günü ve Hıdırellez kutlamaları da yasaklandı.[5] E hâliyle, işgâlin hemen ardından, yürekleri beraber atan, ortak acılarda birleşen yaralı ve öfkeli bir topluluk, Ruslar açısından işleri sarpa sardırabilirdi!

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım’da Tatar izlerini silmeye ant içmiş Rusların niyetini bakın nasıl açıklıyor: “Bizim halkımız bir kez kendi topraklarından kovuldu, biz bu trajedinin tekrarını istemiyoruz. Biz tüm dünyadan yardım istiyoruz. Rusya, bizi yeniden kovmaya ve baskı uygulamaya hazırlanıyor.”[6] Ne acıdır ki, hayatta kalma mücadelesi veren Kırımlıların yardım çağrılarına kimse kulak asmadı, asmıyor. Dünyadan zaten umudumuz yok da, “Nasıl olsun eki qardaş birbirini körmesin?”[7]

1918 yılında Bolşeviklerin şehit ettiği Numan Çelebi Cihan tarafından yazılan “Ant Etkenmen”in, Kırım Tatarlarının millî marşı olarak kabul edilen son dörtlüğü[8] ile yazıyı sonlandırmak istiyorum:

“Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmege

Bilip, körip, milletimniñ köz yaşını silmege.

Bilmey körmey, biñ yaşasam, qurultaylı han bolsam,

Kene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege.”

Kırım’da gök bayrağın yeniden, gururla dalgalanacağı günlere inançla ve özlemle…

Yazar:  Ömer KARABAYIR

[1] Kemal Çapraz, Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım, s.36, Ötüken Neşriyat, 1.Baskı, 2012

[2] a.g.e., s.36

[3] a.g.e., s.41

[4] a.g.e., s.60

[5] Gönül Şamilkızı, Kırım Ateşi Bir İşgalin Anatomisi, s.121, Ötüken Neşriyat, 2.Basım, 2018

[6] a.g.e., s.98

[7] Tuncer Kalkay, “Milli Marşımız – Ant Etkenmen”, http://www.kirimdernegi.org.tr/temel-bilgiler/kirim-tatar-marsi-ant-etkenmen, E.T.: 17.07.2018

[8] Tuncer Kalkay, “Milli Marşımız – Ant Etkenmen”, http://www.kirimdernegi.org.tr/temel-bilgiler/kirim-tatar-marsi-ant-etkenmen, E.T.: 17.07.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir