Uzun Çarşının Uluları

Uzun Çarşının Uluları

 

Mitat ENÇ

 

Ötüken Yayınları, 11. Basım, İstanbul, 2017, 311 s. ISBN 978-975-437-204-5

 

Bünyamin TOKSOY*

 

Toplumların yeryüzünde var olduğu süre içinde ortaya koyduğu maddi ve manevi değerler bütünü olarak tanımlayabiliriz kültürü. Kültürün içerisine o kadar çok şey girer ki: gelenekler, görenekler, giyim, kuşam, dil, din, edebiyat, yemek, mimari vs. Kültürel değerlerimizin içinde en önemlilerinden biri de çarşılardır. Bu çarşılar içlerinde barındırdıkları kendine has hava ve değerler bakımından tarihte çok müstesna bir yer tutar.

 

Belki de farklı şehirlerde olmalarına rağmen aynı isimle anılan çarşıların en meşhurudur “Uzun Çarşı”lar. Adını Antep’teki Uzun Çarşı’dan alan Mitat ENÇ’in çocukluk yıllarından izler taşıyan “Uzun Çarşı’nın Uluları” adlı eser, yüzyılın başlarındaki Türk toplumuna ait çok ilginç ve samimi kesitler sunar okuyucularına. Çarşı bir tiyatro sahnesini, esnaflar sahnesi geldiğinde ortaya çıkan birer oyuncuyu andırır. Bir hikâyedeki başkahraman başka bir hikâyede karşınıza yardımcı bir karakter olarak çıkar. Tıpkı bir dükkândan başka bir dükkâna geçtiğinizde muhatap olduğunuz kişinin değişmesine rağmen diğer kişilerin etrafta dolaşması gibi. Olayların genel olarak çarşı etrafında cereyan etmesi kültürel ortamın okuyucu tarafından daha iyi hissedilmesine imkân tanımaktadır.  İnsanlar arasındaki ilişkilerin çok gerçekçi, samimi ve yalın bir dille anlatılması da kitabın akıcılığına olumlu yönde etki etmiştir. Kitapta giyim kuşamdan, konuşma diline, yeme içmeden meskenlerin yapı özelliklerine, düğün dernek işlerinden, komşuluk ilişkilerine kadar çok geniş kültürel bir yelpaze sunulmaktadır. Kitapta zenginle fakirin aynı mahallede, duvar duvara evlerde yaşadığı, zenginliğin insanları farklı muhitlerde yaşamaya zorlamadığı, kısacası gelir temelli sosyal bir ayrışmanın yaşanmadığı bir kültürel ortam göze çarpar. Bunun yanında aralarındaki rekabetin husumete dönüşmeye başladığını ve bunun can yakıcı bir hâl alacağını gören çarşının ileri gelenlerinin bu kişilerin yaptıklarına bir son verip onları kucaklaştırmaları da yine geçmişin kültürel ikliminde bugünkü gibi bir nemelazımcılığın olmadığının göstergelerindendir. Bir Ramazan medeniyeti kurulmuş bu topraklarda Ramazan’ın geçmişin o güzel hatıraları içinde nasıl yaşandığı da unutulmayan notlardan bazılarıdır. Gerek şehrin yabancı askerler tarafından sarılması, bombalanması gerekse Kaç kaç olayı esnasında ve sonrasında şehirdeki insanların hâli ve aralarındaki insani ilişkiler kitapta yine çok güzel ve akıcı bir biçimde ele alınmıştır. Hatta kapitalizmin doymak bilmeyen hırsının her şeyi kendi menfaati doğrultusunda nasıl değiştirdiği ve yok ettiği satır aralarından çıkarılabilir.  Kültürel yaşamımızın yansımalarını gördüğümüz, mahremiyetin simgesi olan evlerin; daha çok kazanmak adına müteahhitlerin elinde nasıl bir ucubeye ve kâr merkezine dönüştüğünü, geçmişle olan bağlarımızın yıkılan duvarların tozları altında nasıl kaldığını ibretle okuyabilirsiniz.

 

Kitabın belki de okuyucuyu saran en önemli taraflarından biri de kahramanların bugün dahi çarşı pazarda rastlayabileceğimiz sıradan insan tiplerinin içinden seçilmesidir. Hangimiz hayatında kendi derdinden gayrı her derde deva olan bir aktar görmemiş veya duymamışız. Hangimiz perişan halinin ötesinde kerametlerinin varlığından bahsedilen, bütün bir şehrin içten içe yücelttiği bir meczup tanımamışız. Hangimiz etrafındaki herkese çatan ve herkesin kendisine takıldığı, fiziksel görüntüsü ile ilgi odağı olan bir maskota denk gelmemişiz. Hangimiz saç, sakal tıraş etmenin yanında dişçilik faaliyetleri yürüten berberleri büyüklerimizden işitmemişiz. Hangimiz kadere imanı tam olduğu halde yine de Mevlâ’nın kendisine vermediğini ısrarla isteyen ve sonunda muradına ermesine rağmen pek de mutlu olamayan insanların hikâyelerini çevremizden dinlememişiz. Hangimiz etraftaki varlığından rahatsız olunan, zorbalıkla işini yürüten insanlardan yaka silkmemişiz. Hangimiz vatan için savaşmış kahraman bir gaziye veya askerlikle alakası olmadığı halde düzmece hikâyelerle saygı görmeye çalışan birine şahit olmamışız. Hangimiz…

 

Günümüzde benzerleri ile karşılaştığımız bu tiplerin geçmişin o özlenen kültür ikliminde, o sımsıcak hikâyelerinin içinde kendilerine nasıl yer bulduklarını merak ediyorsanız Mitat ENÇ’in “Uzun Çarşının Uluları” adlı enfes eserini okumanızı tavsiye ederim.

 

 

         Bünyamin TOKSOY

 

 

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir