TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TARİHİ EŞİK 24 OCAK KARARLARI

Paylaşın:

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TARİHİ EŞİK 24 OCAK KARARLARI

“Arkadaşlar, bugün Türk ekonomisini kurtarmak için çok önemli kararlar alacağız. Bu revolüsyoner kararları, içinde bulunduğumuz bu durum nedeniyle almak zorundayız. Bu kararlar alındığı zaman, siyasi misyon olarak büyük zararlar görme ihtimalimiz vardır. Ancak, almadığımız takdirde memleket bu işten büyük zararlar görecektir. Bu durumu sizler de bizim gibi içinde yaşıyorsunuz, nelerle boğuştuğumuzu çok iyi biliyorsunuz. Ekonomiyi en kısa zamanda istikrara kavuşturamadığımız takdirde misyonumuz bitecektir. Durum fevkalâde kritiktir ve darlıkları, yoklukları, kuyrukları kaldıramazsak, Merkez Bankası’nı çalışır duruma getiremezsek bizim siyasi misyonumuz iflas eder. Bu tehlikeleri bertaraf etmek için bugün huzurunuza getirdiğimiz kararları burada almak zorundayız. Zaten bunların alınacağı, hükümet programımızda da belirtilmiştir.”

24 Ocak 1980 Başbakan Süleyman Demirel

“Ekonomi, hatta devlet, büyük çıkar çevrelerine teslim edilmiştir. Hükümet, modası geçmiş bir Güney Amerika modelini, üstelik daha sakıncalı ölçülerle Türkiye’de uygulamak istiyor.”

Dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit

 “Alınan bu kararlar ekonominin gereği değil, IMF’nin emridir. Demirel, milletin kafasına insafsızca vurmuştur.”

Milli Selamet Partisi Genel  Başkanı Necmettin Erbakan ]1

1980 yılı başında bir azınlık hükümeti kuran Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı tam yetki ile donatarak ekonomi yönetiminin başına getirmiş, Özal’da kurduğu ekiple 24 Ocak Kararları diye bilinen istikrar paketini hazırlamıştır.

Türkiye’nin liberalleşme hamlesi olan 24 Ocak kararları açıklandığı dönemden bugüne dek hem sürekli tartışılmıştır hem de Türkiye’nin kaderini değiştirmiştir. Bu değişikliğin olumlu mu olumsuz mu olduğu konusu da ekonomistleri ikiye bölmüştür. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin 24 Ocak kararlarının hayata geçirilmesi için yapıldığı iddiası Meclis Araştırma Komisyonuna geçmiştir.

24 Ocak 1980 öncesi dönemleri çok kısa özetleyecek olursak :

1960-1970 dönemi: Planlı Kalkınma Dönemidir. Dışa kapalı İthal İkameci bir büyüme modeli benimsenmiştir. Yurt dışına giden işçilerden gelen döviz bu dönemde ekonomiyi rahatlatıcı rol oynamıştır.

1970-1980 dönemi: 70’li yıllara büyük kabusların peş peşe yaşandığı dönem diyebiliriz.

Bretton Woods siteminin sona ermesinin ardından yaşanan petrol krizi tüm dünya ekonomilerinde belirsizlik ve durgunluğa neden olduğu gibi gelişmekte olan ülke ekonomilerini de derinden etkilemiştir. Bizde ki yansımasının en güzel ifadesi iktisat tarihi literatüründe yerini almış olan Süleyman Demirel’in şu cümleleri ifade eder :

“Benzin vardı da biz mi içtik? “

Bunun yanı sıra kendi iç siyasi problemlerimizde vardı. Ayrıca 74 Kıbrıs Barış Harekatı ve akabindeki Amerikan Ambargosu da bu yıllarda ülke ekonomisini zorlayan önemli meselelerin başında geliyordu. Türkiye 80’lere karaborsa , kuyruklar , yüksek enflasyon ve dış ticaret açığıyla giriyordu.

Turgut Özal’ın başrolde olduğu ekonomi yönetimi tüm bu sorunlara ,ihracata dayalı ekonomi modelini çözüm olarak görüyordu. 24 Ocak 1980 kararlarını aşağıda sıraladım.

[Kit fiyatlarının idari kararlarla tespiti esası terk edilmiş, devlet destekleri azaltılmış  temel mal ve hizmet kapsamı daraltılmış ve bu kapsam dışında kalan ürün fiyatlarının piyasa şartlarına ve maliyetlere göre kuruluşlar tarafından gerektiği zaman tespit edilmesi ilkesi getirilmiştir.

Reel faiz uygulaması başlatılmıştır.

Yabancı sermaye teşvik edilerek gelişi özendirilmiştir.

Esnek kur politikası uygulanmıştır.

Dışa dönük ekonomik yapı benimsenmiştir.

İhracata dayalı sanayileşme politikası desteklenmiştir.

Kamunun ekonomik hayata müdahalesinin asgariye indirilmesi ve piyasa kurallarının hakim olması benimsenmiştir.

Devlet alt yapı yatırımlarına yönelmiş imalat sanayine yönelik yatırımlar geniş ölçüde özel kesime bırakılmıştır.]2

IMF ile birlikte hazırlanan bu paket neoliberal iktisat politikalarına geçen dünya ekonomilerinin Türkiye ayağı ifadesini kullansam çok yanlış bir tespitte bulunduğum söylenemez. Sosyal devlet ilkesi nerdeyse terk edilmiş ve devlet serbest piyasa ekonomisinin çizdiği sınırların gerisine çekilmiştir. Zaten ilerleyen dönemde gerçekleşen özelleştirmeler de bu söylediklerimi kanıtlar niteliktedir.

Alınan kararların ekonomiye yansımasına bakacak olursak ekonomide dengelenme sürecini başlatmış. İhracata dayalı büyüme, dönemin hedef politikası halini almıştır. Tabi bu sürecin yükü işçinin omuzlarına bırakılmıştır. Gelir dağılımından ve servetten ücretliler aleyhine bozulma olmuştur. Bunun yanı sıra 70’lerin getirdiği kuyruklar ve karaborsa son bulmaya başlamış ve halkın nispeten refah seviyesi artmıştır. Tabi bu cümleden sonra bunun sık gelen zamlarla ikame edildiği bilgisini verecek olursam çelişkiye düşmüş olacağım. Fakat dönemin şartları ışığında değerlendirirsek refah seviyesi arttı cümlesini sadece ekonomik değil toplumsal olayları da işin içine alarak kurduğum savunmasını yaparım. ( Anarşinin son bulması, Güvenliğin getirdiği güven) Ayrıca dış ticaret serbestliği ve girişimcilerin desteklenmesi tüketimi artırmış talepte ciddi bir artışta meydana getirmiştir.

Yazının başına Dönemin Azınlık Hükümeti Başbakanı Süleyman Demirel’in 24 Ocak Kararlarını açıklarken kullandığı cümlelerle başladım. Demirel , Özal’ın liderliğinde Imf yöneticileriyle beraber hazırlanıp askerinde bilgisine sunularak alınan bu istikrar programını ülke ekonomisinin içinde bulunduğu çıkmazlardan bir çıkış olarak gördüğünü ifade ederken Ecevit sakıncalı olarak ifadelendirip hükümeti eleştirmiştir. Azınlık hükümeti ortağı Necmettin Erbakan ise meseleyi farklı bir açıdan ele almıştır. Alınan kararların ekonominin içinde bulunduğu sorunların çözümü için değil Imf’nin hükümete emrettiği için alındığını deklare etmiştir.

Ben 24 Ocak kararlarını değerlendirirken şuna bakıyorum dünya bu işi nasıl yapmış.

Türkiye tabi ki bir gün dışa açılacaktı. Sonsuza kadar kendi kabuğunda yaşayan bir ülke olamazdı. Ama zaman doğru  muydu ya da zamandan öte Türkiye buna hazır mıydı?

Batılı ülkeler dışa açılma sürecine gelmeden önce onlar da dışa kapalı büyüme modelleri benimsemişlerdir. Bu dönemlerde hafif sanayi ürünlerinden başlayıp  yatırım malları diye adlandırdığımız ağır sanayi ürünlerine kadar üretecek noktaya gelmişler. Belirli alanlarda uzmanlaşmışlar ve dış ticarete girdiklerinde sahip oldukları bu avantaj ticaretin kendi lehlerine olmasını sağlamıştır. Türkiye de 1960’lar da planlı kalkınma modeliyle bu süreci başlatmış ama 60’tan 80’e gelene kadar yatırım malları üretebilir seviyeye gelememiştir. Bu süreci sonlandıramadan girilen dış ticaret serbestliği sürekli dış ticaret açığı veren sıcak para diye nitelendirdiğimiz geçici yabancı sermayeye muhtaç ve bu sıcak paranın ani giriş- çıkışlarının büyük yıkımlar yarattığı kırılgan bir ekonomi doğurmuştur. Yapısal sorunları çözmek için alındığı söylenen 24 Ocak kararları çözdüğü sorunlar olmakla birlikte bambaşka ve yıllarca baş belası olacak birçok yapısal sorunu da beraberinde getirmiştir.

Fatih DEMİREL

Kaynakça: [ ]1= EMİN ÇÖLAŞAN 24 OCAK BİR DÖNEMİN PERDE ARKASI MİLLİYET YAYINLARI 1983

                : [ ]2= SALİH KÖSE 24 OCAK 1980 VE 5 NİSAN 1994 İSTİKRAR PROGRAMLARI ÇERÇEVESİNDE YAPILAN HUKUKİ VE KURUMSAL DÜZENLEMELERİN MUKAYESELİ ANALİZİ UZMANLIK TEZİ YAYIN NO: DPT 2508 TEMMUZ 2000

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir