Türk Sinemasının Ve Televizyonculuk Hayatının 1970-2000 Yılları Arasında Toplum Üzerinde Sosyolojik Etkileri Ve Sonuçları

Paylaşın:

Türk Sinemasının Ve Televizyonculuk Hayatının 1970-2000 Yılları Arasında Toplum Üzerinde Sosyolojik Etkileri Ve Sonuçları

              1970 yılında filizlenmeye başlayan Türk Sineması çekilen filmlerle toplumu bütünüyle etkilemeyle başlamıştı. 80’li yıllara gelindiğinde hemen hemen tüm vilayetlere sinema salonlarının gelmesiyle toplumda çekilen filmler öncesinde bireysel olarak psikolojik etkilerini göstermiş sonrasında toplumsal psikolojik etkilerini göstermeye başlamış ve sosyolojik etkileri gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Toplumun siyasal ve ekonomik sıkıntılarını dile getirdiği filmlerle bireylerin çoğu zaman bu film bizim hikayemiz tanımıyla özleştirip kendi içinde yaşadığı isyanı somutlaştırdığına inanmaya başlamıştı. Lakin çekilen dönemine göre radikal filmlerin 1980 İhtilal ile yasaklanması filmlerde kullanılan mesajlar komedi, dram ve aksiyon türlerinin içine saklanmaya başlamıştı. Mesajlar toplumun çığlığı olmaya devam ederken günümüz tabiriyle halkın gazını da almayı başarmıştı. Bu gaz alma durumuyla toplum doğru dediği filmlerin verdiği mesajları gelen radikal yasaklar nedeniyle anlasa da susarak içselleştirmişti. Bu içselleştirme ve susma toplumun içten içe sinema salonlarını sığınacak yer olarak görmeye başlamasına sebep olmaya başlamıştı.

            80’li yılların sonlarına doğru sinemayla beraber her eve gelen televizyonlarla halk sinemayla artık her gün iç içe olmaya başlamış ve sosyolojik etkilerini halkın içinde gören sayısı artmaya ve Türk insanın psikolojisi yeniden yazılmaya başlanmıştı. Malkoçoğlu serüvenleri, Tarkan’ın inanılmaz kahramanlıkları ve komedinin üstatları halkın bir parçası olmayı başarmıştı. Yayınlanan diziler, yabancı film ve yabancı diziler bu durumun tuzu biberi olmuş toplumun değişmez normları yavaş yavaş normalleşmeye başlamıştı. Cinsellik, alkol, dost ihanetleri, yalan ve güvensizlik Türk insanı tarafından normalleşen normlardı. 80’li yıllara kadar düşmanına bile güvenen halk kendisine dahi güvenemez hala gelmişti. Alkol ve cinsellik taşralara kadar gelmiş bu nedenle töre cinayetlerin en yoğun dönemini yaşadığı 90’lı ve 2000’li yıllara temel olmuştu. Öleceğini bilse düşmanının hakkında başkasına kötü konuşmayan veya ona ihanet etmeyen Anadolu insanı, ailesinin dahi dedikodusunu yapmaya başlamış ve ihanet etmeye başlamıştı.

             90 yıllara gelirken yaşanan medya kirlilikleri müzik kültürümüzün de etkilemeye başlamıştı. Pop, Rock ve Hipop kültürü halkın popüler müzik tarzı olmuştu. Türk Toplumu 20 yıl içerisinde başkalaşmış ve yeni bir evreye girmişti. Bu evreye gerileme dönemi diyebiliriz. Sebebi ise okuyan, eleştiren ve araştıran gençlik 80’de hapishanelerde tüketilmiş bunu izleyen geri kalan halk o gençliğin bu özelliklerini red etmiş o özelliklerin yerini medya üzerinden sinema, televizyon, müzik ve futbol ile doldurulmuştu. Kitap okuma oranı hızla düşmüş toplumun entellektüel seviyesi zemin katına kadar düşmüş toplum haberlerde siyasi ve ekonomik sıkıntıları izleyip yarışmalarla, televizyon dizileriyle ve eğlencelerle bunları görememeye başlamıştı.

            2000’li yıllara gelince Sinemamız yerini televizyona bırakmış ekonomik krizin en çok etkilenen ülkesi konumundayken bile bunun için üretime gidememiş kutuplaşan medyanın arasında saf olup geçmişin verdiği tecrübeyle sessizce televizyonlarda kendisini izlemişti. Sinema ve Televizyon sektörünün yolundan giden bir halk oluşumuna girip temellerini ve psikolojik alt yapısı ecdadından alan şanlı Türk Milleti 2000’li yıllarında bu temelini ve psikolojik alt yapısını sinema ve televizyonda almaya başlamıştı.

 
              Sonuçlarını ise toplumun yaşamında, insani ilişkilerde ve en önemlisi ahlaki boyutta görüyor olsak da hala sektör halkın sığınağı konumundadır. Milli mücadele serüveninin son yıllarını yaşarken tabi bu bizcedir; yeni bir mücadele anlayışı ile milli olmanın vaktidir ki olunmazsa sonuçları ortadır. Emsal olarak gösterilecekse kadın oyuncuların objesel olarak kullanımı ve Türkçe’nin bozuk kullanımının etkisiyle oluşan tablo ortadadır. Bununla beraber hazıra konan gençlik ve tüketmekten yorulmayan millet sektörün şaşalı reklamlarıyla bu duruma bağımlılık kazandığı gözle görülen durum olarak karşımızdadır. Sosyolojik etkilerini günümüzde daha farklı boyutlara ulaşmış sahte kahramanların 7-14 yaş arası çocuklarda fenomen hala gelmiş toplumumuzun ilham aldığı destanlar ve kahramanlar unutulmuş durumdadır. Türk Toplumunun eğilimi sanatsal faaliyetleri kendi içerisinde doğan oluşumunu kaybetmiş bizden olmayan kültürün boyunduruğu altına girmiş durumdadır. Televizyon ve Sinema bunun en somut örneğini topluma gösterse de toplum eleştirirse de bu örneklerden kendini uzak tutmayı başaramamıştır. İzdivaç programlarının yasaklandığı güne kadar herkesçe olumsuz bakılan programlar olmasına rağmen reytingleri en yüksek programlardı ve bu programlar bahsi geçen kabullenme sürecine en büyük emsal olması da iç acıtıcıdır.

              Çözüm olarak Türk Sanatlarının sinemaya ve televizyon aktarımı sağlanmazsa veya bu durum daha geç hale sokulursa toplumda kültürel ve sosyolojik etkileri daha vahim duruma ulaşacaktır. Verilen emsaller durumun sadece küçük bir kısmını yansıttığı söylememiz duruma çözüm müdahalesinin aciliyeti ortaya koymaktadır. Türk Sanatlarının şu anki medyaya ve sinemaya karşı tez olarak sunulması da mümkün durumdadır. Yabancı kültürün sahte kahramanlarına destanlarımız ve kahramanlarımız, soyut ve yutucu reklamlara diğer gamlığımız ve gerçekçi bakış açımız ve televizyon programlarına güncel tiyatro, müzik ve sahne sanatlarımız buna gösterebileceğimiz somut örnekleridir. Bunu yapacak gücümüz var mı veya bunlar toplum tarafından kabul edilir mi sorunsa cevabımızda bu kültüre ait olayların üzerine yazılan senaryo ve filmlerin reyting oranları ortadır.

Unutmayalım ki;

Sosyolojik kavramların medya üzerinden oluşan etkileri görmezden gelmek ise bedelini ödeyeceğimiz toplumsal sorunların başlangıcıdır…

 

 

                                                                                                                           Okan AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir