Türk Milliyetçiliği ve Milliyetçi Gençlerin Vazifeleri Üzerine

Paylaşın:

Türk Milliyetçiliği ve Milliyetçi Gençlerin Vazifeleri Üzerine

Millet sözcüğü “ Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu.” olarak yerini alır sözlüklerimizde. Günümüzde bu unsurların hepsi üzerinde ortaklık oluşturmuş bir millet olmamakla beraber, bu unsurlardan birkaçı üzerinde birliğe varılarak ya da kendisini millet yapan kurucu unsuru millet tanımının esası sayarak millet olma özelliğini kazanmış topluluklar mevcuttur.

Milliyetçilik ise dünya tarihinde temelleri 1789’da gerçekleşen Fransız İhtilali’ne dayandırılan, Türk tarihinde ise izlerine Göktürk Yazıtları’nda dahi rastladığımız bir düşünce ve yaşayış sistemidir. Esasen milliyetçilik, mensup olduğu milletin varlığını, birliğini sürdürmesi, ilerlemesi, gelişmesi adına mücadele etmek ve bu mücadelenin gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır.

Yukarıda değindiğim üzere Türkler’de milliyetçilik yani milletin varlığının ve birliğinin devamı yönünde mücadele etmek hususunun güçlü izlerine Göktürk Yazıtları’nda rastlıyoruz. 8.yüzyılın ilk yarısında yazılmış olan bu yazıtlarda Göktürk Hakanı Bilge Kağan “ Türk Milleti’nin adı sanı yok olmasın diye gece uyumadım, gündüz oturmadım. Tanrı buyurduğu ve bahtlı olduğum için ölecek hale gelen milleti dirilttim. Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim.” diyerek millet için çalışmanın önemine vurgu yapmıştır.

Daha sonraları Kaşgarlı Mahmut’un Türkçe’yi Araplar’a öğretmek için bir sözlük oluşturması, Ali Şir Nevai’nin Muhakemet’ül Lügateyn eserinde Türkçe’yi yüceltmesi, Timur’un Türkistan’ı tek bir çatı altında toplaması, 18. ve 19. yy Osmanlı edebiyatında gelişen Türk-i Basit akımı ve Türkçe’yi sadeleştirme çabaları, Namık Kemal’in “Usanmaz kendini insan bilenler, halka hizmetten”dizesi, Ahmet Vefik Paşa’nın Şecere-i Türk isimli eseri Çağatay Türkçe’sinden çeviri yapması ve Orta Asya tarihini Osmanlı’ya tanıtmak istemesi, Şemseddin Sami’nin Orhun Abideleri üzerine çalışmalar yapması, “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla tanıdığımız Gaspıralı İsmail Bey’in çıkardığı Tercüman gazetesinin Sibirya’dan İstanbul’a kadar bütün Türk coğrafyalarında okunması, cumhuriyet nesline fikir babalığı yapan Gökalp ve Akçura’nın çalışmaları ve Balkanlar’da perişan hale gelmiş bir orduyu Türk Birliği hayaliyle ayağa kaldırmak için gerekli dinamizmi sağlayan Enver Paşa ve arkadaşlarının mücadeleleri Türk tarihinde rastlıyor olduğumuz milliyetçilik izlerinin yalnızca birkaçıdır.

Türkiye’de milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Mustafa Kemal ve arkadaşlarının benimsediği bir fikir, bir kuruluş ilkesi olduğu halde zaman içerisinde birtakım güçleri, topraklarımız üzerinde planları ve emelleri olanları ve işbirlikçilerini rahatsız etmiş, bu düşünce ve yaşayış sistemi bir devlet ilkesi olmaktan uzaklaşmıştır. Nevzat Kösoğlu bu konuda “Türk Milliyetçiliği bir devlet ilkesi olması gerekirken, siyasi alanda mücadelesi yapılan bir fikir haline gelmiştir.” der ve bunun iki nedeninin olduğunu ifade eder. Birincisi bütüncü ve maddeci bir Batılılışma politikasıyla kimliğimizin tahribi, ikincisi ise Türk Milliyetçiliği fikrinin Türkistan’ın her türlü imkanından yararlanan Rusya’yı rahatsız ediyor olmasıydı. Kösoğlu’na göre bu durum ilerleyen süreçte Türkçüler’in aşağılanması, hor görülmeye başlanmasına sebep olmuş, hatta Türkçüler’in yargılandığı, hapis cezalarına çarptırıldığı süreçlere tanıklık edilmiştir.

Sonraki yıllarda Seyyid Ahmed Arvasi Türk Milliyetçiliği’ni İslam hassasiyetiyle sistemli bir şekilde bütünleştirdi. Muhsin Başkan bu bütünlüğü şu şekilde ifade ediyor: “Seyyid Ahmed Arvasi Türklük ve İslamiyet’i birbiriyle ahenkli bir şekilde dans ettiriyor, çok güzel bir terkip ortaya koyuyordu. Bu bakımdan adına da Türk-İslam Ülküsü dedi. Önceden sentez vs. gibi kavramlar kullanılırdı ama Seyyid Ahmed Arvasi buna Türk-İslam Sentezi değil Türk-İslam Ülküsü dedi. Çünkü sentez ancak anti tezlerden ortaya çıkan bir değerdir. Türklük İslamlığın, İslamlık Türklüğün anti tezleri, karşıtı değildir.” Bu ahenkli bütünleşmeyle Türk Milliyetçileri, birtakım fikir ayrılıklarına düşse de Türk-İslam Ülküsü’nü benimsemiş, ülkenin düştüğü siyasi çıkmazlarda, üzerinde oynanmak istenen işgal oyunlarında Türk Milleti’nin bu topraklar üzerinde bir bütün olarak varlığını devam ettirebilmesinin bedelini, kanlarıyla canlarıyla ödemişlerdi.

Peki uğruna bunca fedakarlıklar yapılmış, bunca emek harcanmış bir mücadeleyi savunduğunu iddia eden günümüz gençlerinin üzerine düşen vazife nedir? Her şeyden evvel bir mücadeleye adanmış olmak, onun savunucusu olmayı iddia etmek, onu hayatına tatbik etmekle samimiyet kazanır. Bu yüzden bu mücadelenin içinde olduğunu iddia eden herkes yanlışın yerine doğruyu koymaya kendinden başlamalıdır. Seyyid Ahmed Arvasi’nin deyişiyle, örnek bir nefis mücadelesi vermek zorundadır. Bununla beraber ilgilendiği alanda, icra ettiği meslekte kendini geliştirilmeli, alanının en iyisi olmak için çabalamalıdır. Türklüğün ve Müslümanlığın kendisine dünya siyasetinde ve tarihinde ne gibi görevler yüklediğinin farkında olmalı, kendini haritadaki çizgilerle sınırlandırmamalıdır. Özellikle dilimiz ve tarihimizle alakalı yapılması gereken çokça çalışma ve hala aydınlatılması gereken birçok nokta bulunmaktadır. Türk milliyetçilerine düşen görevler arasında belki de en önemlisi kendine yabancılaşmanın ve başka kültürlere, medeniyetlere hayranlıktan ziyade özenme ve benzeme girişimlerinde bulunmanın yarattığı büyük tahribatlar sonucu kültürüne ve medeniyetine imanı zayıflayan bu milleti kapıldığı komplekslerden kurtarmaktır. Mücadelemizi hafife alanlara cevap olarak bizzat inanmışlık ve adanmışlık mertebelerimiz yeterli olacaktır. Bizler mazlumun umudu, zalimin korkusu olan bu milletin, dünya adaletini tesis edecek gücü genlerinde barındırdığını biliyoruz. Bunu bir kere yapmış olmasının bir daha yapabileceğine olan inancımızı tazelediğini belirtmek istiyor ve Seyyid Ahmed Arvasi’nin bir sözüyle cümlelerime son veriyorum: “ Çünkü ben Amentü’ye iman ettiğim gibi iman ediyorum ki, Türk milletinin de İslam aleminin de, mazlum milletlerin de kurtuluşu Türk milliyetçilerindedir; Türk-İslam ülkücülerindedir.”

Sümeyye BALCI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir