Türk Milleti, Türkiyelilik Kimliğine Sıkıştırılamaz

0
18
views

Türk milleti olarak büyük hesapların döndüğü gayet zor bir coğrafyada hayat mücadelesi veriyoruz. Özellikle 11 Eylül saldırısının ardından girilen süreçte yaşanan gelişmeler, milletimizi çok daha zor günlerin beklediğini haber vermektedir. Türk-İslam kimliği yerine Türkiyelilik kimliğini ikame etme gayretlerinin son dönemde iyice yoğunlaşması ise işimizi iyice zorlaştırmaktadır. Olur, olmaz gerekçelerle sık sık medya gündemine taşınan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e bu anlamda çeşitli mesajlar verdirilmesi de tesadüfî değildir. Zaman’ın 28 Ağustos tarihli nüshasında yayınlanan röportajında Baydemir’in çizdiği tablo bütün yaldızlı kelimelerine ve bütün yumuşak ifadelerine rağmen temelden sakat mesajlarla doludur.

BBP'den Muhsin Yazıcıoğlu açıklaması | Gündem Haberleri
Eğri tezgâhtan doğru işin çıkmayacağı muhakkaktır. Eğer siz değerlendirmelerinizin odağına “Türkiyelilik” gibi bir kavramı yerleştirip, Türkiye coğrafyasında yaşayan milletin binlerce yıllık müktesebatını ve ortak değerlerini yok saymaya kalkarsanız, temel dinamikleri yerle bir elersiniz. Böylesine büyük bir yıkımdan, -bu iddiayı dile getirenler de dâhil olmak üzere- hiçbir kesimin sağlam çıkma ihtimali bile yoktur. Çok değil, Lozan Antlaşması yıllarını uzanacak olursak; orada önemli bir tanımlama ile karşılaşırız. Lozan Antlaşmasında azınlıklar tarif edilirken, Müslimler bir millet, gayrimüslimler ise azınlık olarak nitelendirilmiştir. Bu süreçte, Kürt aşiretlerine mensup beylere azınlık statüsü teklif edenler, “Biz azınlık değiliz, bu milletin asli unsuruyuz.” cevabıyla karşılaşmışlardır. Güneş balçıkla sıvanamaz. Anakronik yaklaşımlarla milletlerin hafızalarını sıfırlayıp, son bin yıldır yaşananları çıkarıp atarsanız ortaya gizlenmesi imkânsız bir garabet örneği çıkarırsınız. Açık|ve net olan bir şey vardır ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, Türk milleti sıfatı, etnik bir unsuru ifade etmez. Bir ırkı tarif etmez. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, birlikte yaşama iradesini ortaya koymuş bir halkın tümüne lirden verilen bir isimdir. Türk, Kürt, Laz, Çerkeş, Boşnak, Azeri… Bunların hepsi birden “Türk milleti” kimliğini oluşturur; “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” kimliğini oluşturur. Vatanı bir, bayrağı bir, secdesi bir, kitabı bir, peygamberi bir olan insanların ortak kimliğine işaret eder. Yaşanmış ortak tarihe vurgu yapar.

Şimdilerde birbirinden koparılmaya çalışılan ve güya “Türkiyelilik” üst kimliği altında toplanmaları istenilen insanlar, tarihin hiçbir döneminde birbirlerini katletmemişlerdir; birbirlerine husumet gütmemişlerdir. Kız alıp vermişler, kaynaşmışlardır. Aynı coğrafyanın kaderini paylaşmışlardır. Çanakkale’de koyun koyuna yatanlar, bunun en çarpıca ve en güzel örneğini oluşturur. Bu gizlenemez gerçeklerden yola çıkarak aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşmış insanların milletleşme sürecine katkı sağlamak yerine ayrımcılığa prim vermek, doğru bir yaklaşım değildir.

Baydemir, “Türkiyelilik” üst kimliğinden başka, Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların ikinci ortak paydası olarak Avrupa Birliği’ni gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz; son bin yıldır Anadolu coğrafyasında birbirinden ayrılmaz onlarca unsurla kaynaşmış olan insanlar için iki bağ uygun görülmektedir: Türkiyelilik ve AB üyeliği. AB süreci Türk milletine bir hedef olarak konulmuştur. Yarım asırdır bütün hükümetler bunu sağlamak için birbirleriyle yarışmışlardır. Hatta Türkiye’nin ancak AB’ye üyesi olması kayıt ve şartıyla demokratikleşebileceğine olan inanç bir dogma halinde yerleşmiş durumda. Oysa son gelişmeler göstermiştir ki, AB’nin niyeti hiç de halis değildir. AİHM’nin başörtüsüyle ilgili son dönem kararlan, AB üyeliğinin Türkiye’ye inanç özgürlüğü getireceğini iddia edenleri hüsrana uğratmıştır. Aynı olumsuz tavır, “serbest dolaşım” konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’ye ebedi nişanlılık payesini veren AB, gerçek anlamda Türkiye ile bir aile olmak, evlenmek gibi bir niyet taşımamaktadır. Dolayısıyla, AB üyeliğini Türk milleti için en temel iki ortak paydadan biri olarak zikretmek, saflık değilse nedir? İhanet gibi ağır bir kavramın bu düşünce sahipleri için kullanılıp kullanılamayacağı ise milletimizin takdiridir.

Gerek başörtüsü meselesi ve gerekse ortak dolaşım konularının yanı sıra, pek çok kararlarıyla Türkiye’nin federatif bir yapıya geçmesini dayatan bir zihniyetle Türk milleti nasıl birlikte hareket edebilir? Ortak geleceğe nasıl bakabilir? Evet… Hepimiz istiyoruz, işkence olmasın. Hepimiz istiyoruz, insan haklarına saygılı olunsun. Hepimiz istiyoruz, hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistem hüküm sürsün Türkiye’de. Hepimiz istiyoruz, hiçbir kişi ve kurumun dokunulmazlığı olmasın. Hepimiz istiyoruz, insanlar özgürce ve insan gibi yaşasınlar.

Bütün bunlara vurgu yapan her AB kuralı, bizim de hedefimizdir. Ancak bunların sağlanması için diğer birtakım dayatmaların öne sürülüyor olması ne adildir, ne de ahlaki. Böylesi bir dayatmaya boyun eğmekse onurlu bir davranış değildir. Yeniden Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in açıklamalarına dönecek olursak; Baydemir’in insan haklarını temel alıyormuş gibi görünen hoş cümlelerinin ardından ifade ettiği konular ve kritik anlarda attığı adımlar, terörist faaliyetlere dolaylı destek verir mahiyettedir. Baydemir’in çıkışları, teröristlere zemin hazırlayabilecek riskler: taşımaktadır. Bunların tasvip edilmesi mümkün değildir. Yıllarca söyledik; devlet terör yapmaz, ancak teröriste de müsaade edemez diye. Ancak bu yaklaşım, bir belediye başkanının teröriste destek vermesini haklı çıkarmaz. Böylesi hareketler bırakın kan dökülmesini önlemeyi,

teröristlerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe demişler. Türk milleti, birlik ve beraberlik içerisinde teröre karşı durmalıdır. Burada Türk, Kürt, Laz, Çerkeş, Boşnak, Azeri gibi ayrımlara gitmek akılla bağdaşmaz. Üstelik Kürt aydınlara da büyük sorumluluklar düşmektedir. Türk milletinin bir cüzünü oluşturan Kürt aydınlan, sorunların şiddetle çözülemeyeceğini ısrarla dile getirmelidir. Teröre karşı ortak tavır koymalıdır. Kongra-Gel ve terör yoluyla siyasal sonuç almak isteyenlere karşı durmalıdırlar. Milletin birliğine kurşun sıkana dur diyenlerin safrada yer almalıdırlar. Aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşan Türk milletiyle birlikte büyük ideallere doğru yürümelidirler. AB ya da bir başka medeniyeti ortak payda kabul etmek yerine, kendi büyük medeniyetimizi korumak ve geliştirmek yolunda ellerinden gelen her türlü gayreti göstermelidirler.

29 Ağustos 2004

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here