Türk Kadınına Dair Meseleler

Paylaşın:

TÜRK KADININA DAİR MESELELER

     Arama motorlarında sıradanlaşmış bir araştırma olan ‘Türk Tarihinde Kadın’ başlığı birçok yazıya da konu olmuştur. Bir Türk Kadını olarak şimdiki zamanda varoluşumuzun kuvvetini geçmiş zamanın kahraman kadınlarından almaya çalışıyoruz, o nedenle bu araştırmalara oldukça hakimiz fakat ince bir soruyu kendimize yöneltmek ihtiyacı hissediyorum, içeriğine ne kadar hakimiz ya da soruyu şu açıdan sormak gerekirse dilimize pelesenk olmuş hikayelerini ne derece ruhumuza işliyoruz? Günümüzde artan sosyal medya kullanımı ile bu kadınları  kullanıcı adımız olarak kullanmaktan öteye bir adım atabiliyor muyuz ?

    İlk olarak şüphesiz herkesin bildiği bir kahraman Türk Kadınından bahsedelim: Tomris Hatun. Dünya tarihinin ilk kadın hükümdarı, zeki ve güçlü bir kadın. Pers imparatoru Büyük Kiros’un oğlunu öldürmesi üzerine bir yemin etmiş “Kana susamış Kirus! Sen oğlumu mertlikle değil, o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. Ama güneşe yemin ederim ki seni kanla doyuracağım!” demiş ve bu yemini gerçekleştirmek adına mücadele etmiştir. Perslerle girdikleri savaşta galip gelip Büyük Kiros’un kafasını kesmiş ve  “Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni, kanla doyuruyorum!” diyerek kan dolu bir fıçının içine kafasını atmıştır. Kadının merhamet duygusundan ötürü yönetimde söz sahibi olmaması gerektiğini  savunanlara cevap olması için halkına ve oğluna duyduğu merhametin yansıması korumacı ana duygusu ile Tomris Hatun’un verdiği bu mücadele iyi bir örnektir. Yine Kadın hükümdarlar arasında gördüğümüz komutan, Kurmancan Datka örneği var önümüzde. Altay Kırgızlarının lideri olan kocasının bir suikasta kurban gitmesi üzerine güneydeki Kırgızların başına geçmiştir. Batur denen savaşçı gençleri etrafında toplayarak kendine bir ordu kurmuştur. Büyük tehditler altında olan topraklarını korumak için zekasını ve siyasi yeteneklerini kullanmış, halkını güvence altına almıştır. Kadına sadece evinde iki çocuğa bakmakla yükümlü olduğu bir dar çerçeve çizenlere söylüyorum ki Türk Kadını zekasıyla bir orduya hükmedebilecek kadar güçlüdür.

   Türk Kadınının tarihteki kahramanlık öyküleri daha da çoğaltılabilir. Biz yukarıda sorduğumuz soruya gelecek olursak, ruhumuza ne kadar işliyoruz bu öyküleri? Ruha işlemek ile kastımız nedir bunu açacak olursak, kısaca karakterimize yansıtabilmek diyebiliriz. Biliyoruz ki kadın yetişirse bir nesli yetiştirir. Geleneklerine bağlı, bilgili, donanımlı bir kadın elbette donanımlı bir nesil yetiştirecektir. Bu nedenle bir toplumu yozlaştırmak için en başta kadından milli değerlerini almak gerekir. Çağın büyük hastalıklarından birine bakacak olursak tam da bu konuya hitap etmekte: moda. Ciddi bir hastalık haline gelmiş olan bu alışkanlık sadece kadınları değil erkekleri de müsrifliğe sürüklemekte ve de özellikle kadınları o dar çerçevelerden birine sokmaktadır. İnanın kadını eve hapsetmek ile dışarıda bu kalıba sokmak aynı derecede çirkindir. Moda ile kadın belirli beden ölçülerinin, belirli fiziksel özelliklerin içine hapsedilmekte ve de kadın metalaştırılmaktadır. Bir diğer konu da yine kendi öz kültürümüzden ayrılmamız üzere ortaya çıkmıştır. Kadını sadece evlenip yemek yapma ve çocuk büyütme kalıbında değerlendirmek. Dediğim gibi ikisi de aynı derecede hastalıklıdır. Yalnız moda toplumun psikolojik baskısı ile meydana gelmektedir. Yani direk bir söylem olmadan kendimizi buna mecbur hissetme durumudur. Bu noktada Türk kadınına şunu söylemek gerekirse ‘Titre ve kendine dön’ sen bu dar kalıplara sığacak bir obje misin. Senin damarlarında Tomris Hatun’un Kurmancan Datka’nın kanı dolaşmıyor mu? Elbette bu sadece kadın için geçerli değildir ama özellikle biz kadınların eğitim adına mücadele vermesi gerekmektedir. Çünkü yeni nesli yetiştirecek olanlar bizleriz. İşte bu noktada bir başka konuya daha bakacak olursak: yetişen yeni nesil. Acımasızca eleştiriye maruz kalan konulardan biridir yeni gelen nesil. Sizce de eleştiri okunu en çok kime yönlendirmemiz gerek, bu masum çocuklara mı onları yetiştiren bizlere mi? Elbette ki bizim yetiştiğimiz dönemden farklı bir toplumun kucağında dünyaya geldiler ve de bizden farklı düşünecekler onları biz gibi yetiştirmek yerine onlara zamana uygun, ahlaklı bir biçimde yetiştirmemiz gerek; tabi sorunun en büyüğü burada boy gösteriyor. Gelişen teknoloji ile erişim kolaylığı çocuklarımızı bizim kontrol edemediğimiz noktalara sürüklüyor. Aynı zamanda çocukların yoğun dikkat çekme dürtülerinden yararlanılarak popülerizme sürükleniyorlar. En yaygın virüslerden: Popüler Kültür.

   Bugün bir kitapçıya girdiğimizde gözümüze çarpan ilk raflar ‘çok satanlar’ ve ‘popüler kültür’ raflarıdır. Özellikle popüler kültür olarak sınıflandırdığımız kitaplar edebi estetikten yoksun, insanların artan popüler kültür ile dikkat çekme dürtüsüne hitap eden tarzda kitaplar. Bunu hepimizin bildiği ‘kahve ile çekilen kitap, ben kitap okuyorum’ sosyal medya paylaşımları diyerek örneklendirebiliriz. Popüler kültüre ilgi artarken kitapların içeriğinde de popülerleşen bir konu var ki konumuzla asıl alakalı olan mevzu budur: genellikle 13-15 yaş grubuna hitap eden ‘genç kız edebiyatı’ altındaki romanlar. Yaşadığı toplumdan farklı olduğu düşüncesi ile uyuşturucuya veya kötü işlere bulaşmış yakışıklı bir genç ve onun uğruna her şeyini feda edebilecek genç bir kız, ezilmeye mahkum ve acı çeken; karşısındakine köle olabilecek derecede saplantılık vs. İçindeki örnekleri bu şekilde çoğaltacak olursak kitaplar genel olarak aldatma, kıskançlık ve ihtiras üzerine kurulu ve bu yaş grubundaki çocukları direk olarak cinsel bir dünyanın içine atıyor. 18 yaşın altındaki bu gençlerin pedagojik olarak gelişimlerinde derin bir iz bırakıyor. Çocuk kendini sadece cinsel bir obje olarak görmeye başlıyor. Bu yüzdendir ki 16-17 yaşlarına gelmiş genç kızlarımızın kaygısı eğitim ve bilgi üzerine değil de fiziksel estetik kaygılar üzerine oluyor. Hayatın artan hızlılığından çocuğuna ayıracak vakti bulamayan ebeveynlerimiz ise masum bir şekilde çocuğunun kitap okuduğunu düşünüyor.

   En başta sen Türk Kadını titre ve özüne dön, kendini yetiştir ki evladın yetişsin. Sen dar çerçevelerin içinde hapsolacak değil yükselip gelişecek bir fıtrata sahipsin.

   “Tek bir kadın değilsen sen, sen bir ocaksın. “

Rümeysa Yağmur SAÇAN

2 Replies to “Türk Kadınına Dair Meseleler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir