TARİH YAZIYLA MI BAŞLARDI?

Paylaşın:

                 TARİH YAZIYLA MI BAŞLARDI?

      Bugünkü yazımızda aslında cevabını ezberlediğimiz bir soruyla başladık. Bu soruya vereceğimiz cevap aşağı yukarı aynı olacaktır. M.Ö 3200’ de Mezopotamya’nın Sümer medeniyetinde yazı bulunmuş ve tarih çağlarına geçilmiştir. Buraya kadar kimse için sorun yok. Tarih öncesi ile ilgili de okul kitaplarımızın anlattıkları fikir aşağıda ele alınacaktır. Giriş sadedinde yazdıklarımızdan sonra birkaç aydır kitapçılarımızda arzı endam etmekte olan Doç. Dr. Bekir BİÇER ’in “Tarih Yaratılışla Başlardı” kitabı üzerinde duracağım. Aynı zamanda şahsımın da hocası olan yazar lise öğretmenliğinden akademiye uzanan eğitimcilik hayatında öğrencilerinin de merak ettiği tarihin netameli bir alanına dalıyor. Malum okul kitaplarımız tarihin başlangıcını meselesini tarih öncesinden başlayarak evrimci bir görüş içerisinde ele alıyor. Yani insanın biyolojik evrimi konusuna değiniyor. Burada öğrencilerim dâhil olmak üzere pek çok öğrencinin kafasında soru işaretleri oluşuyor. Çünkü mevcut ders kitapları hem inancımızla çelişiyor hem de öğrencinin kalbini tatmin etmiyor.

         Birinci husus şu bu kadar ilkel olarak tarif edilen insan nasıl bir süreç sonrasında yazıyı bulup Medeniyet kurabiliyor. Yani evrimci görüşün tarih yorumunda zaman kopukluğu var. Hangi süreçler İnsanı medeni hale getirdi bu sorunun cevabı net olarak kestirilemiyor. Burada mevzuları kutsal Kitaplarla izah etmeye çalışsak ders kitapları bu hususlardan bahsetmiyor. Ama çocuğun ailesinden aldığı bilgiler ve okulda öğrendikleri çelişiyor. Çocuklarımızın belki de en az anladıkları konu 9. Sınıf tarih müfredatında yer alan uygarlık tarihi bölümleri. Tabi öğretmen cephesinde ders kitabında yazanlar %99’ı Müslüman olan coğrafyamızda başta kendisi olmak üzere pek çok insanın itibar etmediği konular. Bu bölümler soru işaretleri ile geçilirken, tarih kitaplarımız inancımızın bu konuda neler söylediğine pekte itibar etmiyor. İşte Tarih Yaratılışla Başlardı bu konuda birden çok tarafa  cevap hakkı tanıyan bir kitap. Eser bir tez ortaya atmıyor çünkü bahsedilen dönemle ilgili veriler tez ortaya atılamayacak kadar muğlak. Yazar şunu yapıyor. Bir mahkeme misali konuyu tek taraftan dinlemenin nakıslığını ortaya koymaya çalışıyor. Çünkü bugüne kadar bu hususta evrimci görüş o kadar anlatıldı ki başkaları bu konuda neler söylemiş kimse bakmaya zahmet etmiyor. Bence kitabın en önemli noktası tarih öncesine dair kim ne demiş nasıl görüşler öne sürmüş derli toplu görebiliyoruz.

         Avrupalı tahrif edilmiş bir Hristiyanlıkla mücadele verdi. Rönesans ve Reform bunun ürünüydü. Tabi Osmanlı olarak bu süreçte Avrupa’nın ihtidası için pek uğraşmadık veya fırsat olmadı. Sonuçta Avrupa önce Protestan oldu sonra da dinsiz. Dinlerin yaratılış konusunda iyi-kötü bir cevabı vardı ama dinsizlik olarak ortaya çıkan bu akımın bu soruya cevabı neydi. Mevzu evrim teorisi ile çözüldü. Avrupa bilimin hâkimiyetini ele aldığı için bizim ders kitapları da bu yolda ilerledi ve günümüze gelindi.

         Gelelim Tevrat ve İncil yaratılış konularını nasıl değerlendiriyor sorusuna.  Öncelikle bu kitaplar muharreftir bünyelerine Sümer vb. medeniyetlerine dair pek çok rivayet girmiştir. Yani bu kitaplar kaynaktırlar ama çok dikkatli kullanılması gerekmektedir. Bu kitaplar ancak diğer kaynaklarla mukayese edilirse değer kazanabilirler. Ancak içlerindeki bilgiler tarih araştırmalarında kullanılabilir.  İslam kaynakları bu hususta nasıl bilgiler veriyor. Bu sorunun cevabını arayalım. İslam kaynakları Deyince Kur’an-ı Kerim ve hadisler akla geliyor. Kur’an -ı Kerim öncelikle bir tarih kitabı olmadığı İçin tarihe ibret nazarıyla bakar ve değerlendirmelerini sınırlı tutar. Kur’an’daki bakış açısı inancımıza göre şüphe duyulmaması gereken doğruları içermektedir. Tarih yorumu açısından ise araştırmayı teşvik eden bir anlayış vardır.  Bu anlamıyla İncil ve Tevrat’tan ayrılıp tarih kitabı hüviyeti göstermez.

        Kısaca Müslümanlara tarihleri ile ilgili bilgileri kendileri araştırmak düşer. Hadisler konusuna gelince burada Hz. Peygamber’in yaratılışla ilgili sözleri ele alınmıştır. Ancak hadis literatürü için girmiş kaynağı İncil ve Tevrat olan pek çok rivayet söz konusudur. Bu rivayetlerin tenkidi yapılmadan özellikle kıssacılar vasıtasıyla tarih kitaplarına girmiştir. Kısaca İslam kaynaklarına da bakarken Kur’an harici kaynakların ilim adamlarınca incelenmesinde fayda vardır.

SONUÇ: Günümüzde İslam dünyasına yaratılış konusunda batılıların görüşü yeterli gelmemektedir. Bazı batılı bilim adamları da bilimsek gerçekliği ispatlanmamış evrim teorisi ve bu kapsamdaki tarih görüşlerini eleştirmişlerdir. Burada konunun disiplinler arası bir biçimde incelenmesi şarttır. Yani öncelikli olarak Kur’an kıssaları ve bunların yaşandığı coğrafyalarda arkeologlar ve dil bilimciler araştırma yapmalıdırlar. Fakat bu coğrafyalarda en fazla araştırmayı Batılı bilim adamları yapmışlardır. Ayrıca hadis veya mevzu haber cinsinden tarihi bilgilerde araştırılıp ortaya konulmalıdır özellikle mevzu haberlerin kaynakları ve ortaya çıkış gerekçeleri araştırılmalıdır. Müslümanlar arasında da tarihin bu dönemiyle ilgili İsrailiyyat kaynaklı veya uydurma haberler ortaya konulmuş Hz. Peygamber’in ağzından bu haberler doğrulanma çabasına girilmiştir. Ayrıca İncil ve Tevrat yazan bilgilerin de diğer kaynaklarla mukayese edilmesi şarttır. Tüm bunlar yapılırken özellikle Arapça, Farsça, Latince, Aramice ve kadim Mezopotamya dillerine hakim olmak gereklidir. Arkeologlardan filologlardan ve pek çok bilim dalından yararlanılması zaruridir.  Sözün özü: Bahsettiğimiz alanda tüm bunlar yapılsa bile bazı mevzular karanlıkta kalabilir. Çünkü alan kaynakların kısıtlı olduğu bir dönemdir. Fakat bu yolda bir adım dahi olsa atabilmek bizi gerçeğe yaklaştıracaktır. Tanıtımı yaptığımız eser bu noktaları gündeme getirmesi açısından takdire şayandır.

Mustafa AK

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir