SULTAN VAHDETTİN GERÇEKTEN HAİN MİDİR?

SULTAN VAHDETTİN GERÇEKTEN HAİN MİDİR?

Osmanlı padişahlarının en talihsiz, şanssız ve belki de kadersiz olanı hiç şüphesiz Sultan Vahdettin’dir. Bunun nedenleri üzerinde konuşmaya başlamadan önce Vahdettin’in hayat hikâyesine kısaca bakmakta fayda vardır.
Atalarının içerisinde gözlük takan tek Padişah olma özelliğiyle tanıdığımız Sultan Vahdettin, kendisinden önce tahta geçen V. Murat, II. Abdülhamid ve V. Mehmet’in küçük kardeşidir. Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden Sultan Abdülmecid’in ikballerinden Şayeste Hanımefendi tarafından büyütülmüştür. Tahta geçebilme şansı yok denecek kadar az olduğu için gözlerden ırak bir yaşam sürmüştür. Kaderin bir gün onlarca rastlantıyı gerçek kılıp onu devletin en zayıf ve ateşler içerisinde yandığı bir dönemde tahta taşıyacağını elbette bilemezdi.
Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği, Almanların savaşı kaybettiğinin kesinleştiği ve iktidardaki İttihat ve Terakki Hükümet’nin istifa ettiği bir dönemde başsız kalan devlet için şartlar kendisini tahta çıkmaya zorlamıştı. Onun, Sahabeden Ebu Eyyub-El Ensari’nin türbesinde geleneksel kılıç kuşanma merasiminde söylediklerini Kazım Karabekir’in ‘İstiklal Harbimiz’ adlı eserinden okumaktayız. Sultan tahta çıkmanın vermiş olduğu gurur ve ihtaşamdan eser olmadan, üzüntüsü her halinden belli olduğu halde “Bu günler için mi kılıç kuşanıyoruz?” diye sitem etmiştir.
Vahdettin ile ilgili tüm tarihi gerçekler orta yerde dururken, inkılap tarihi kitaplarını yazanlar nesillere onu ısrarla ‘vatanını satan hain’ olarak okutmuşlardır. Lakin tarihi olayların bir gün bahar çiçekleri gibi gün yüzüne çıkma huyları vardır. Baskılar kalktıkça, belgeler açıldıkça ve özgürlük alanları genişledikçe uydurma yazılar, aşırma fikirler gerçekliğini yitirmekte ve tarih tüm çıplaklığıyla önümüze gelmektedir.
Düşünmeyi bilenler için şunu hatırlatmakta fayda görmekteyiz. Bir defa Vahdettin neden atalarının mirası topraklarına ihanet etsin, neden topraklarını İngilizlere, Fransızlara veya İtalyanlara satmak istesin? Bunun mantıklı ve makul bir gerekçesi olabilir mi? Bizim neslimizin en delisi bile bir avuç toprağını gayrıya satmazken, Vahdettin gibi kendini ilim ve irfanla yetiştirmiş önemli bir şahsiyete böyle bir yafta vurmanın hiçbir mantıklı izahı yoktur. Bu konuda uluslararası tarihçilerimiz İlber Ortaylı Hocamızın ve Metin Hülagü gibi tarihçilerimizin çok güzel tespit ve saptamaları vardır. Dileyenler bu Hocalarımızın kitaplarına, internet üzerinde yayınlanan röportajlarına bakabilirler. Biz burada sadece bir belgeyi nazarı dikkate sunarak yazıyı noktalamak istiyoruz.
Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen, devletin başkanı Vahdettin’dir. Bununla ilgili çok sayıda bilgi ve belge vardır. Çok çarpıcı ve en bilinen olduğu için sadece birini burada zikretmek istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk kendi eliyle yazdığı 24 Eylül 1919 tarihli telgrafta – ki bu telgraf aynı tarihte İrade-i Milliye Gazetesi’nde yayınlanmıştır – şöyle demektedir. “Mülk ve memleket sahibi zat-ı şehanelerinin arzu ve dileklerinden aldığım azim ve iman ile aciz vazifeme devam ediyorum.” Bu telgrafın çekilme tarihi Samsun’a çıktıktan yaklaşık beş ay sonradır. Yani Atatürk hala Halife sultan’a bağlılığını bildirmekte ve tüm izinleri kendisinden aldığını ifade etmektedir.
Bunun üzerine söz söylemek herhalde tarihe mal olmuş iki önemli kişiliğin hatıralarına ihanet etmek olur düşüncesindeyim. Atatürk’ün hatıralarını yazan Falih Rıfkı Atay gibi kişilerin eserlerinde ve diğer ortaya çıkan belgelerde Atatürk kendisini Anadolu’ya gönderen kişinin Vahdettin olduğunu ifade etmekten çekinmemiştir. Ve Padişahın defaatlerce “İşgal kanıma dokunuyor, burada bir şey yapamayız, Anadolu’da teşkilatlanmak lazım.” dediği bilindiği halde, Mustafa Kemal’i şahsi servetiyle donatıp 149 kişi ile birlikte Anadolu’ya uğurlayan kişinin Vahdettin olduğu gün gibi aşikar iken, yakın dönem ders kitaplarını yazanlar neden ona hain damgası vurmuşlardır? Bunun cevabı çok açıktır. Mustafa Kemal Atatürk’ü kahraman yapabilmek için Vahdettin’in hain olması lazımdır. Mantık budur.
Halbuki buna gerek var mıdır? Atatürk’ün, üzerine aldığı vazifeyi layıkıyla yerine getirip savaşı kazanarak Anadolu topraklarımızın kurtulmasında komutanlık yaptığını, devletimizin kurucusu olduğunu ve tarihe mal olmuş gerçek bir kahraman olduğunu nasıl inkar edebilir, saklayabilirsiniz. Siz aksini söyleseniz bile tarihsel gerçeklerin üzerini nasıl örtebilirsiniz?
Peki, Vahdettin yurdu neden terk etmiştir? Bunun birçok sebebi vardır; bir defa kendisine yurttan ayrılmaktan başka çare bırakılmamıştır. Onun direnç göstermesi, o dönem için Halife Sultan’a sıkı sıkıya bağlı halk arasında ikilik oluşması ve bir iç savaşın çıkma endişesini taşıyarak çok sevdiği yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Söylenilenin aksine o İtalya’ya değil Filistin’e gitmek istemiştir. Buna İngilizler tarafından müsade edilmemiş, İtalya’da mecburen ikamet etmek zorunda bırakılmıştır.
Bütün hazineyi boşaltıp gidebilecekken yanına bir kuruş para almamıştır. Gurbet illerde sefil bir hayat sürmüş ve hacizli cenazesi hayırsever bir iş kadını tarafından kaldırılarak Şam’a gönderilmiş ve orada Yavuz Sultan Selim Camii haziresine defnedilmiştir. yıllar yılı vatan özlemiyle Şam’da ebedi istirahatgahında sonsuzluk uykusunu uyumaktadır.
İddia edilenin aksine Vahdettin, Sevr denen ihanet belgesini imzalamamıştır. Düşman topları saraya dönükken bile direnç göstermiş ve bu günün bir takım tarihçilerinin balıklama daldıkları o belgeyi havada bırakmış, sadece Yunanlıların övündüğü bir kağıt parçası olarak kalmasını sağlamıştır.
Bendeniz ortaokul kitaplarında Sultan Abdülhamid için ‘Kızıl Sultan’ yazıldığını dünya gözüye gören birisiyim. Bu çok uzak değil, henüz otuz yıllık bir mevzudur. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, baskılar kalktıkça, nasıl ki Abdülhamid’i yeniden keşfettiysek, elbette Vahdettin üzerindeki kara bulutlar dağılacak ve bu talihsiz padişahımız Müslüman Türk tarihindeki gerçek yerini alacaktır. İnsan olanı hatasız demek elbette doğru bir yaklaşım değildir. Hataları tabiki vardır ama son padişah Sultan Vahdettin kesinlikle hain değil bizatihi tüm her şeyini anında feda edebilecek gerçek bir vatanseverdir.
Son söz; zaman her şeyin ilacıdır, vesselam…

Fehmi DEMİR

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir