Sözümüz Cümle Heman Kıssa-i Canan Olsa

Paylaşın:

Sözümüz Cümle Heman Kıssa-i Canan Olsa

  1. yüzyıl divan edebiyatı şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey’in “olsa” redifli gazelinde şöyle bir beyit yer alır:

“Kaşki sevdüğimi sevse kamu halk-ı cihan,

Sözümüz cümle heman kıssa-i canan olsa.”

Kabaca bir açıklama ile denilmek istenen şudur: keşke sevdiğimi herkes sevse de sözümüz o sevgiliden, onu anmaktan ibaret olsa. Ne zaman, nerede, hangi vesile ile okuduğumu bilmediğim bu beyit aklıma öyle kazınmış ki ne vakit ezelden sevdalısı olduğum o yari anmaya başlasam devrilen gözlere, çevrilen yüzlere, oflayan dillere, sıkılan gönüllere, düşünmekten kaçınan zihinlere bu beyiti okumak geliyor içimden. Hoş sevmenin kıskançlıkla ölçüldüğü bir devirde sevgilisini herkesin sevmesini dileyen Taşlıcalı Yahya’yı nasıl anlatacağım insanlara.

Sevmek, hakikaten sevmek, sevilen şeyin kendinden öte hakikatini sevmek tüm nefsani arzulardan ırak olmalı değil midir? Kıskançlık nefsin idrake galebe çaldığı anların ürünü değil midir? Ah nasıl anlatmalı bunu? Her şey ondan, her şey ona aitken, sahiplenme hırsı örtük bir şirk değil de nedir ki? Sevgili de böyledir tek sahibi yaratıcısı olan bir güzelliktir o. Ona gönül vermekte buluşanlara ne mutlu. Aralarında kıskançlık olması ne mümkün. Belki birbirlerine karşı bir sevgi bağı hasıl olacaktır ortak sevgilide birleşen gönülleri sayesinde. Hele ki bu sevgili gönüllere nakış nakış işlenmiş, ziyasıyla gözleri kör etmiş, kör zulmetleri yarmış, asırlar ötesinden gelmiş bir sevgili ise. İnsan o sevgiliye herkesin gönül vermesinden gayrı ne diler ki? İşte her memleket, vatan diyişimde Türk’ün kadim adını anışımda içim bu duygularla dolup taşıyor. Türk derken herkesi o sevgiliyi sevmeye, onun sevgisinde birleşmeye ve ondan başka söz etmemeye davet ediyorum aslında. Ömür bir an ise ağzımdan kıssa-i canandan başkaca söz işitilmesin istiyorum. Hep onu anmalı, hep onu anlatmalı, hep onu anlamalı, hep onu dinlemeli, hep onun için söylemeli. Sevgilideki güzelliği herkese göstermeli. Herkes O’nu sevmeli, o sevgide birleşmeli.

Bunun mücadelesini vermeye adanmış gönüller kendisine sırt dönenlere, hep aynı şeylerden bahsettiğini söyleyenlere aldırış etmemeyi öğrenmeli. Rahmetli gönül adamı Galip Erdem Ağabey’in Ülkücünün Çilesi başlıklı yazısındaki o meşhur paragrafı ne diyordu?

“Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştanbaşa hassasiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükâfat istemez, bir garip kişidir… Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkârdır. Gerçek âşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilisinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegâne süsüdür.”

“Sevgilisinin sevildikçe güzelleştiğini bilmek” diye tarif ediyor Galip Erdem Taşlıcalı Yahya’nın dileğini. Neticede biri 16. Biri 20. Yüzyılda yaşamış iki gönül adamı bir arzuda ve sevmenin hakikatinde buluşuyor. Bize de sevmeyi öğretmeye çalışıyorlar. Galip Ağabey haklı olarak sitem ediyor sevgisizliğimize ve birbirimizi yeterince sevmeyişimizi yegane eksikliğimiz olarak görüyor. Sevgiyle yoğrulmamış bir milliyetçilik anlayışına aşina değildir, olmak da istememektedir. Hem sevgiliyi kıskançlıktan azade gerçek bir sevgiyle sevmeye hem de o sevgiliyi sevenleri sevmeye davet etmektedir Galip Erdem. Aynı anlayışla hareket eden fikir, gönül ve dava adamı Alparslan Türkeş de her fırsatta memleket sevgisinin kimsenin tekelinde olmadığını, olamayacağını memleketi seven herkesi sevgi ile kucakladığını belirtmiştir. Dokuz Işık’ta cisimleşen insan sevgisi formülasyonu tüm vatan sathına yayılmıştır ve memleketin her bir insanını maddi yahut sosyal durumuna aldırış etmeksizin sevmeyi emretmektedir.

Sevgiliyi Galip Erdem’in, Başbuğ Alparslan Türkeş’in tarif ettiği gibi seven, sevmeye talip olan, sevmek için çaba gösteren bizler sevdiğimizi kamu halk-ı cihan sevsin de tek sözümüz kıssa-i canan olsun istiyorsak sevmekle yetinmemeli sevmeyi yaşayarak öğretmeliyiz. Kulaklarını tıkayanlara, arkasını dönenlere, görünce yolunu değiştirenlere, tanımamazlıktan gelenlere nefsimizi bir kenara bırakıp yeniden ve yeniden kıssa-i cananı söylemeli, anlatmalıyız.

Semanur ULU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir