SES HIZINDA GİDEN ISLIKLI OKLAR – 2

Paylaşın:

SES HIZINDA GİDEN ISLIKLI OKLAR – 2 —

Demir mızrak gibi ağaçların göğe doğru yükseldiği Ötüken (1) ormanlarında; yankı ile ağaçtan ağaca, kayadan kayaya ve yerden göğe çarpan bozkurt ulumaları eşliğinde, ses ve sesin hızı üzerine duygularını ve gözlediklerini yaptığı denemeler ile bütünleştirerek gün be gün çalışmalar yapmaktaydı. Bu sırada tarkanlarından (komutan) Üçtuğ Beğʼin askerlerine verdiği buyruk yankılandı:

– Deneme 40! Atıcılar yayı çek! Hak olan için bırak!

400 metre uzaktan isabetli ve öldürücü atışlar yapan alpler, sâdece menzilde değil, at üzerindeyken de koşarken de gökyüzüne bıraktıkları okun bu hızla havanın sürtünme kuvvetine ne kadar dayanıp ilerleyebileceğini, deneyip görmek istiyorlardı.

Başbuğ Mete Han çok güzel düzenli bir ordu (2) kurmuştu. 10 kişilik alp (asker) birliği oluşturmuş. Bu birliğin başına da “Onbaşı” ismini verdiği ve bu on Alp içinde biraz daha üstün ve çevik olan bir alp geçirmişti

Bu 10ʼar kişilik birlikten 10 tanesi de bir araya gelip 100 kişiden oluşan “bölük” denen bir üst kademe alp birliğini oluşturuyordu. Bunun başına da biraz daha üstün, yiğit, gözükara ve akıllı bir alpını, tarkan olarak geçirmişti. Buna da “Yüzbaşı” deniyordu. Bu 100 kişiden oluşan birliklerin yânî bölüklerin 10 tanesi de bir araya gelerek tabur denen 1000 kişilik alp birliğini oluşturuyordu. Bunların başına da daha üstün yetenekli alplarını geçirmişti. Bunlara da “Binbaşı” deniyordu. 1000ʼer kişiden oluşan 10 tane tabur da tüm ordusunu yani Mete Hanʼın tümenini oluşturuyordu. Bu ordunun baş tarkanı da Hun Türk Kağanı Mete Hanʼın kendisiydi.

Hız hakkında alplerinin bilgilenmesini istediği için bu birliklerini idâre eden tarkanlarına; onbaşılarına, yüzbaşılarına ve binbaşılarına idâre ettikleri birlikleri bilgilendirmeleri için buyruk verdi. Alplerine verilmesini istediği bilgiler şöyle idi:

“At üzerinde iken oku havaya fırlattığınız an, 4 farklı kuvvet tabiata yön vermektedir. Oklar yukarıya doğru fırlatıldığında birinci kuvveti oluşturur. Okların fırlatıldığı at üzerindeki konumundan atın hızına eşit olan ileri yönlü kuvvet ikinci kuvvetini, okların teʼsir ettiği havanın ise sürtünme kuvvetini, atıldıktan sonra hedefe ya da atıldığı yere geri gelme durumu ise yerin, ileri hız ile gittiğinde hedefe varışın kuvveti olarak izah ediyoruz. Oklar ilk fırlatıldığında, atın en başında gittiği hız ile aynı hızda ve eşit büyüklükte bir kuvvet vardır. Ancak okların havada ilerleyebilmesi için havadaki sürtünme kuvveti ile oku yavaşlatır ve at ile aynı yere değil, atın gerisinde olan yere düşürür.”

 Alpler verilen buyrukları çok dikkatlice dinlediler. Yaptıkları işin sebebini ve sonucunu anlamağa ve kafalarına iyice yerleştirmeğe çalışıyorlardı. Zîrâ hayâtta kalmanın ilk şartı tek ve bir olan Ulu Yaradanʼın tanıdığı hayat müddetinin farkında olmak ve ona göre yaşamak idi. Çünkü zamanı Tengri belirler. Kişioğlu hep ölmek için türemiştir. Bir gün bu hayâtın biteceğinin farkında olup, kendi ve çevresine vereceği zararlardan sakınıp, Yaratanın buyruk ve yasaklarına uyarak güzel ahlâk ile yaşamalıdır. Bu hayâtı tek ve bir olan yaratana inanarak ve onun buyurduğu şekilde yânî ahlâklı ve güzel davranışlar sergileyerek geçirmek gerekir. Bu hâlde tek ve bir olan tüm acunun Yaratanına inanmanın belirtisi,  Yaratanın  buyrukları ve yasaklarından oluşan töresine bağlı bir Türk olunabilirdi o zamanlar  Başbuğ  Metehan için de..

Başbuğ Mete Han, Tanrı Dağlarının yamacında tek başına alpların bu deneme ve yanılma ile eğitilişlerini izlemekteydi. Atı Taysu’yu otlaması için serbest bıraktı. Çünkü Taysu doğduğundan bu yana, Mete Han’ın şefkatli ve adaletli ellerinde yetiştirilmişti. Buyrukları kadar sıkıntılarını da dinleyecek şekilde eğitilerek evcilleştirilmişti.

Kişilik olarak, hayâl gücünden elde ettiği bilgiye çok değer veren bir bilgeydi Mete Han… Ulu Tengri’nin yarattığı kulakları, bilginin girip hâfızaya döküldüğü en mühim ve en geliştirilmesi gereken duyu olarak görmekteydi. Bu arada bütün bu güzellikleri yaratan Tek Tengri‘sine yakarma ihtiyacı ile ellerini açtı :

– Ey Ulu Tengri!  Benden sonra da senin tek olduğunu anlatmak için ve puta tapan budunları tek bir yaratıcımız olan sana inanmağa çağırması için emir ve yasaklarını betiklere (3) yazdıran yalvaçlar (4) göndereceksin. Yeryüzünde senin tek olduğunu söyliyecek ve putları reddettiğimizi anlatacak olan yalavaçların ile aynı doğruluk yolunda yürümekteyiz. Senin tek olduğunu putperest milletlere duyuracak yalvaçlarını Türk milletimizin hürmet edip inanacağına ant içerim. Çünkü ilahi söz bizimle birdir, senin Yaratanın tek olduğudur. Doğmamış ve doğurulmamış olan senin gücüne hiç bir şeyi put yapmamış olan kulun Mete Han, puta tapan Çinlilerin taşların arasına sıkıştırılmış; toprak, saz ve samanlık ile geçilemiyecek şekilde yaptıkları Çin Seddiʼni geçeceğime and içerim. Bana yeryüzünü duymak için yarattığın kulaklarım Çin’in tüm kalelerini zaptedecek, yeryüzünde yarattığın her bir ses; yönü, hızı ve kuvveti ile iyi birer pusat olacaktır.

Böyle diyerek elindeki yayın öküz bağırsağı ile gerilimini yaptı. Sonra, okun ucuna delik açarak demir gibi bir madde ile içini doldurdu. Kemik üzerinde delik açıp fırlatılış esnâsında havanın giriş çıkışını sağladı ve oku yayına koydu. Yayı çekip bırakır bırakmaz ok âdetâ havada ıslığı andıran bir ses çıkarmakta idi.

Mete Han ıslıklı oklarının kullanımının üst rütbeli alplar için olduğunu söylese de, Tung-Hularʼa ve Yüeçi-lerʼe karşı kullandıktan sonra Çinlilerin kağanı Kao’nun, Türk akınlarından korunmak için yaptığı Çin Seddiʼni geçmek için de bütün alplerine ıslıklı oku aynı anda  kullandıracaktı.

Başbuğ Metehan havanın sıcaklığına göre sesin yayılma hızının arttığını bilmekteydi. Kuşatma için en sıcak mevsimi ve rüzgârın elverişli olacağı bir geceyi bekledi. Rüzgâr arka taraftan estiğinde ses yere doğru, karşıdan estiğinde ise yukarıya doğru yöneliyordu. Gece olduğu an ses aşağıya doğru yöneldiğinde ses hızı daha şiddetli olacağından gece vakti akına başlanacaktı.

Çin ilini kuşatmadan az önce alplarına çok mühim buyruklar verdi. Çin Seddiʼni yıkmak için kendisinin meşhûr okunu hedefe çevirme oyununu oynayacaklarını ve bu oyunu ıslıklı okları ile yapacaklarını söyledi. Alplarının her birine sesin gitme, dalga ve titreşimlerinin 10.000 elden aynı anda aynı yöne çıkarılmasını istedi. Çünkü Çin Seddiʼne ıslıklı okların fırlatılması ses hızındaki âni patlama ile Çinli bir askere isâbet etmese bile hedef bölgesinde geçici körlüğe ve işitmeye sebep olacaktı.

Alplar bunları iyice dinledikten sonra Başbuğ Mete Han akını başlatan buyruğunu verdi. Artık akın başlamıştı. 10.000 asker aynı anda aynı hedefe ıslıklı oklarını fırlattılar. Ses dalgalarının okun yelesinde toplanarak ne kadar yoğun olduğunu gösteren dalgasal flu (5) bir görüntü bıraktı. Bu sebeple Çin Seddi’nin kule nöbetçileri Mete Han’ın ordusunu ıslıklı okların fırlatıldığı andan itibaren 15 dakika içinde görememişlerdi. Sesin dikkat çeken hususu yanıltma ve şuur ve can kaybı yaparak Çin Seddiʼni ve Çinli askerleri zayıflattı. Böylece Mete Han ve ordusu Çin Seddiʼni aşmayı başardı. Çin Seddiʼni arkasında kalan ve ilini savunan Çin askerleri de iyice yıprandı. Türk akınlarına birkaç gün ancak dayanabildiler. Birkaç gün dayandıktan sonra kış şartları da bastırdığı ve Çin ordusunu yıprattığı için teslim olmak zorunda kaldılar. Çin İmparatoru Kao tarafından teslim edilecek hâle geldiler.

Yılmaz, korkusuz ve mert Türk akıncıları karşısında yıldıklarını, ağır kış şartlarında Çinlilerin aç kaldıklarını gören Mete Han insani ihtiyaçlarını gidermelerini sağlamak için âdil bir anlaşma yapmak istedi.

Anlaşmaya göre Mete Hanʼın Ötüken’in kuzeyinde ve Çin’de ele geçirdiği topraklar Türklere bırakılacaktı. Bir diğer anlaşma maddesi ise Çin her yıl Türklere ipekli kumaşlarından, pirincinden ve diğer yiyeceklerinden gönderecekti.

Çin Hanedan Hanı Kao anlaşmayı kabûl etmek zorunda kaldı. Mete Han Çin‘i tamamen ele geçirmek istiyordu elbette ama Çinlilerin sayılarının çok fazla olduğunu düşündüğünde, Çinliler içinde duracak olan az sayıda Türk kavminin zamanla Türklerin benliklerini kaybedebileceğini düşündü. Tek bir yaradan inanışına, Çin putlarının da karışabileceğini hissedip Türklerin putperest olmasından ve Çinlileşmesinden endîşe etti. Başbuğ Metehan Çin’i tamâmen istilâ etmek yerine buyruğu altına almayı daha uygun gördü.

Devletin sınırlarını doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal Gölü ve İritiş Nehriʼne, batıda Aral Gölüʼne; güneyde Çin’deki Wei (Vey) Irmağıʼna, Tibet Yaylasıʼna kadar genişletti Karakurum, Tanrı Dağları ile Türkistan ülkelerini de içine alacak şekilde genişletti. Zîrâ Türk için sınır yoktu yeryüzünde.

Türk ordusu Metehan’ın doğumundan 25 yıl sonra kuruldu.

Büyük Okyanus’tan Kuzey Sibirya’ya kadar bütün Asya’yı buyruğu altına alan Başbuğ Mete Han ok ve yayını Sarı Nehir kıyısında havaya kaldırarak Türk ordusuna  şu dizelerle seslendi:

Ben sizlere oldum kağan!

Alalım yay ile kalkan,

Nişan olsun bize buyan (işaret, alamet)

Gökbörü de olsun uran (savaş n’arası)

Demir kargı olsun orman,

Av yerinde yür’sün kulan. (yaban eşeği)

Daha deniz, daha Müren, (nehir)

Güneş bayrak, gök kurıkan! (çadır)

Kün tuğ bolsın kök kurıkan

(1) Oğuz Destanı’nda Tiyenşan dağlarıyle Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık, kutsal bölge.

TDK Sözlüğü

*Ayrıca Türklerin ilk görüldüğü yerin adıdır Ötüken ormanları.

(2) Türk ordusu 10.000 kişilik sistemli “Tümen” isimli büyük bir askerî birlikten oluşmakta idi. Bu sisteme “Onluk Sistem” adı verilmişti. Mete Han savaş sanatında aklını kullanarak ilk defa yeryüzünün en düzenli bu müthiş ordusunu kurmuştu.

(3) Eski Türkçe de ‘betik’ kitap demektir. .

(4) Eski Türkçe de ‘yalvac’ kitap getirmiş peygamber, Tanrı elçisi

(5) Bulanmış olan, Açık seçik görünmeyen, net olmayan “Bulanık görüntü”.

TDK Sözlüğü

Zeynep Han DİKMEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir