Şerefli Bir Vazife İçin

Paylaşın:

ŞEREFLİ BİR VAZİFE İÇİN…

Allah-u Teala yüce dinimiz İslam’ı peygamberinden sonra herhangi bir kavmin tekeline vermemiştir. “Ey insanlar Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah buna kadirdir.”( Nisa 133)

Kim ki Allah’ın adını yüceltmiş, habibine hakkıyla ittiba etmiş, Alla-u Teala o kavme, o millete şeref vermiş ve İslam davasını onlara yüklemiştir.

Allah’ın sahabeyi götürdükten sonra Emevileri, onu götürdükten sonra Abbasileri, sonra Selçukluları, Onları da götürdükten sonra Osmanlıyı getirmesinden ve onları da götürüp bizi şaşkınlığa ve perişanlığa itmesinden, bu değişmez ilahi düsturu anlıyoruz.

Ayet-i kerime bu noktayı daha açık şekilde izah etmektedir.” Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse( Bilin ki) Allah öyle bir kavim getirir ki, onlar Allah’ı sever, Allah’ta onları sever. Onlar mü’minlere karşı merhametli ve şefkatli, kafirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda cihat ederler ve kınayanların kınamasına da aldırış etmezler. Bu Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah her şeyi kuşatandır ve Alimdir. (Maide 54)

Ayette geçen dininden dönmek ifadesi, geriye dönmek dinden rücu etmek manasına gelir. Bu duruma göre Kur’an’ın bu hitabına muhatap olan her mü’min için itikatta geriye gitme, amelde geriye gitme, hatta düşüncede tasavvurda geriye gitme gibi ayrı ayrı anlamlara gelmektedir. 

Bundan dolayı kim itikatta sağlam, amelde tasavvurda ileri ise Allah-u Teala bu şerefli vazifeyi onlara yükleyecektir.

Diğer taraftan Türkler İslamiyet’ten önce yüzlerce yıl meydanlarda cihat provası yapmaları hasebiyle İslamiyet’le müşerref olduklarında bu savaşçı özelliklerini yüzlerce yıl Allah adına sürdürmüşler ve İslam’ın koruyuculuğunu ve savunuculuğunu bir dönemde yapmışlardır.

Türklere Allah tarafından verilmiş olan bu “Alplik” ,savaşçı bir millet olma özelliğine “şeriat-i fıtri “diyoruz. Tabi bu demek değildir ki bu ulvi vazife yine bize yüklenecek. Allah’ın bu vazifeyi şu an ki halimizle bize vereceğini düşünmek fikr-i vehimdir.

Ne zaman İslam’a tam anlamıyla sarılırız, o zaman Allah katında itibarımız artar ve şerefli bir millet oluruz. Atalarının yaptıklarıyla kuru kuruya övünmek boştur. Çünkü “Onlar bir ümmetti geldiler ve gittiler.” Üzerlerine düşen vazifeyi ifa ettiler. Sen üzerine düşen vazifeyi ifa edebiliyor musun? Eğer bu soruya cevap verebiliyorsak işte o zaman bir değerimiz vardır. Yoksa kuru kuruya mertlik, cesaret ve korkusuzluk gibi özellikler, İslam’la tam olarak bezenmediği zaman toplumda anarşi ortamı doğurabilir.

Daha başka bir deyişle boş bir “Alplik” davası bize hiçbir şey kazandırmaz. Önemli olan “Alperen” olabilmektir. Burada bir büyüğümüzün tespitlerini yazmadan geçemeyeceğim.

“20.asırda insan Kur’anı deryada katre kadar

Resululahı güneşe nazaran mum ışığı kadar

Ecdadını yüzyıla nispeten saniye kadar

Kendini kainata nispeten zerre kadar tanısa

Nizam-ı Alem, İ’lay-ı Kelimetullah ülküsü tezahür eder

“Alperen” senin vazifen kainatın yaratıcısını tanımak ve insanlığa tanıtmaktır.

Sözleriyle özlemini ne güzel dile getirmiştir. Türk gençliği Allah’a ve şanlı resulüne harfiyen itaat ederse bu ülkü ancak o zaman tezahür edecektir. Yoksa bu millet kendini aziz kılan esaslardan elini çekerse, baş aşağı mezellete düşüverir. O zaman Allah başka bir millete el uzatır, onları aziz kılar.

Öyleyse Cenab-ı Allah’ın tebcil ettiği evsafı bünyesinde bulunduran hareketler, dar anlamda Türkiye de, geniş olarak ta dünyada ki İslami hareketin üstad Necip Fazılın ifadesiyle, “Motor Gücü” olacaktır. İnşallah bu gençlik motor gücü olma yolundadır. Fakat önündeki en büyük sıkıntı, gençliği hamur gibi yoğuracak gerçek bir mütefekkirden yoksun olmasıdır. Eğer böyle bir mütefekkir çıkarabilirsek işte o zaman bu gençliğin neler yapabileceğini herkes görecektir…

Yazar:Süleyman ORHUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir