Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?

Kitap Suuru
Paylaşın:

Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?

Hasip SAYGILI

İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2019, İstanbul, 248 Sayfa, ISBN: 978-605-2022-90-0

Uğur İNCE

Yazar, Türk eğitim sistemine hizmet eden bir ailenin ferdidir. 1960 yılında Gaziantep’te doğan yazar, Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Quetta Command and Staff College’dan mezun olmuştur. Subay olarak çeşitli kıta ve karargâh hizmetleri yanında Pakistan Kara ve Hava Ataşeliği, Kara Harp Akademisi Sınıf Başhocalığı, Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü gibi üst düzey askerlik mesleğini icra etti. İstanbul Üniversitesinde doktorasını tamamladıktan sonra 2015 yılından beri FSMVÜ’de Doç. Dr. olarak görev yapmaktadır. Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanan makaleleri, bilimsel toplantılarda sunduğu bildirileri ve yayınladığı birbirinden değerli kitaplarıyla okurlarının yoluna ışık tutmaya devam ediyor.

1905 Rus Devrimi ve Sultan Abdülhamid, Osmanlı’nın Son 40 Yılında Rumeli Türkleri ve Müslümanları adlı kitaplarından sonra kaybedilen topraklarda neler kaybettik sualine istinaden yeni kitabı Rumeli’de Bizden Ne Kaldı? adlı eseri neden kaleme aldığını sunuş bölümünde bizlere açıklıyor. Sunuş bölümünü okuyup kitaba başlayanlar karşılarına çıkacak konuya vakıf olabileceğini düşünüyor, ama “Türkten daha Türk Bosnaklar” adlı başlığıyla kitabın sihrini içine çekenler kendilerini unutulmuşlukların içinde buluyorlar. Bilinmeyen ve belki de bize sistematik olarak unutturulan Balkanların esrarengiz şehirlerinde, askerlik döneminde üst düzey rütbelerde görev yapan yazarın kitabın on ikinci sayfasındaki seslenişi her Türkün kulağına küpe olması gereken cümlelerdir. Bu çevrede yaşamış ve unuttuğumuz ya da hiç duymadığımız Türk büyüklerine kitabın ilerleyen sayfalarında birçok kez rastlayacaksınız.  Bunlar; Hacı Adnan Nurko, Suzi Çelebi, Mareşal Mehmed Ali Paşa, Prizren Melami Tekkesi Şeyhi Raif Vırmiça Efendi gibi önemli şahsiyetler. Yazarın bunları tanıtmak için verdiği mücadeleye şahit olacak; kaleme dökülen mektuplarının ve bu takdir edilesi girişimlerinin anlamsızca karşılıksız kaldığına şahitlik edeceksiniz.

Şahit olduklarıyla ilgili Türkiye’ye gönderdiği mektuplardan bahsettiği giriş bölümünde Boşnakların şu veciz sözünün önemine biz Türkler vakıf olabilecek miyiz? “Önce Türkler geldi, sonra Ruslar, sonunda tekrar Türkler gelecek.” (s.22)  Hiç sanmıyorum. Yazarın Kurmay Binbaşı iken Türkoloji’nin duayen isimlerinden olan Tuncer Gülensoy Hoca’yla mektuplaşmalarına şahitlik edeceksiniz. İlerleyen sayfalarda Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmek zorunda kalmasından sonra Kosovalıların yaktığı ağıt olan “Sultan Reşat Gel Bizi Kurtar” türküsünün neden yazıldığına şahitlik edeceksiniz. Sırp idaresinin yaptığı işkencelere tanıklık edecek; Sırp ordusuna asker toplandığı vakit “Sırbistan gibi ecnebi bir hükümete muavenet etmek mügayir-i diyanettir.” diyen Hafız Arif Efendi’nin cami içinde vahşi bir şekilde süngülenerek öldürülmesine tanıklık edeceksiniz. (s.39)   

Tarihler dünya harbini gösterdiği vakitte bizden çıkmış topraklardan kahramanların Osmanlı ordusunda görev yapmak için verdiği mücadeleyi gıpta ile okuyacaksınız. 15. Tümen, 56. Alay, 1. Tabur, 4. Makineli Tüfek Bölüğü, Galiçya ve Azerbaycan cephelerinde görev yapan Nazif oğlu Hamdi ve Prizren Tercüman İskender mahallesinden 41 yaşında silahaltına aldığımız makineli tüfek nişancısı Âdem oğlu İsmail’i saygıyla yâd edecek ve doksan bir yıl sonra geciken terhis merasimine basın mensuplarının alınmamasına şaşırıp az kalsın bu törenlere izin verilmeyeceğini öğrenince afallayıp buz keseceksiniz. Ama yazarın Sultan Murad kışlasında yaptığı tarihî konuşma metnini okuyunca Türk askeriyle bir daha gurur duyacaksınız ve Türk olmanın gururuyla ruhunuz kabaracak. İşte o konuşmadan sadece bir kesit: “Bu topraklarda hala bir arada gönül gönüle yaşıyorsak Nazif oğlu Hamdi gibi kahramanlarımızın sayesindedir. Ailesi başta olmak üzere tüm Kosovalılar kendisi ile iftihar edebilirler…” (s.46) Bu iki kahramanın nezdinde tüm şehit ve gazilerimize rahmet diliyor ve gönüllerimizdeki yerlerinde kıyamet kopana dek yer alacaklarının bilinmesini istiyorum.

Keşiş Ksenofont adında birinin Prizren’de bir kışlaya Sultan Murat adının verilmesinden duyduğu rahatsızlığından dolayı uluslararası girişimlerine şahit olacak, bu ismin hâlâ onlarda yaşattığı hazımsızlığa şahitlik edecek, Sultan Murat Kışlası komutanı Hasip Saygılı Hoca’nın cevaplarıyla kıvanç duyacak ve kışla adının bu keşişin tüm çabalarına rağmen değişmediğine şahitlik edeceksiniz. İkilinin arasındaki yazışmalarda Hasip Saygılı Komutanımızın üslubuna hayran kalacaksınız. Sayfa 62- 71 arasını soluksuz bir şekilde okuyacak ve keşişin son durumu hakkındaki bilgilendirme ile ilgili çok şaşıracaksınız.

“Türk azdır diye bulma bahane / odun bir şulesi besdir cihane” diyerek asırlar mihrabından dünya Türklüğüne seslenen ve bugün unutulmaya yüz tutmuş bir Türk aydını, şair, asker, kadı, öğretmenlik yapmış bir kahramanın mezarının metruk, atıl bir vaziyette olduğu okurken vicdanınız sızlayacak. Tüm girimleri ve üstlerine gönderdiği rapor, mektupların menfî olarak aldığı cevaplar yazarı yıldırmamış ve çalışmalarına devam etmiştir.  Şahsi yakınlığı olan kişilere yazdığı mektuplardan bir cevap alamaması Türk toplumunun tarihine bakış açısını ne yazık ki gözler önüne seriyor.

İlerleyen sayfalarda Kosova’daki Türklerin Türkiye’ye bakış açısını, oradaki sosyal yaşam tarzlarını ve hayata tutunurken neler hissettiklerini merak ediyorsanız, yazarımızın misafir olduğu Bektaşi, Melami dergâhlarında yaşadıklarını okuyup fikir sahibi olabilirsiniz. Melamilik hakkında benim gibi bilgisi olmayanları araştırma yapmaya itiyor Hasip Saygılı Hocam. Sayfa doksan dokuzda gösterişe önem vermediklerini ve şeyh seçiminde liyakate önem verdiklerini, babadan oğula geçmediğini öğreniyorsunuz. Yazar, daha önce Ayarsız dergisinde de yayınlanan “Raif Baba Efendi ile Kültür Söyleşisi” adlı yazısını kitapta okura sunuyor.

Söylenen bir ilahi ile kullanılan gâvur sazı denilen müzik enstrümanı hakkında bilgi almak ve ilahiyi dinlemek isteyenlere Youtube linkini veriyor. (s.101)

Kitabın sonlarına doğru yazarımızın yaptığı Balkan turlarında edindiği izlenimleri okuyorsunuz. Yeni kurulmuş devletlerin tarih oluşturmakta nasıl gayret gösterdiklerini görmeli ve “Tarihten Türkü çıkarırsanız, ortada tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir” diyen Prof. Fritz Neumark’a kulak verip kendi tarihimize sahip çıkmalıyız.  Türk mimarisini, yaşamış tarihi şahsiyetlerimizi yediden yetmişe tüm vatandaşlarımıza benimsetmeliyiz.     “Tarihini bilmeyen bir millet, yok olmaya mahkûmdur” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüne tutunup, kurduğu TDK, TTK gibi kurumlarımız çalışmalarında sığ kalmamalı, derin bir tarih ve millet bilinciyle devam etmelidir.

Rumeli’de Bizden Ne Kaldı? sorusunun cevabını bulabileceğimiz bu kitapta ayrıca almamız gereken önlemler ile yazarın uymamız gereken tavsiyeleri bulunuyor. Yazarın kendi kaleminden çıksa da Türk milletinin şanını, tarihinin azametini okura hissettiren Rumeli’de Bizden Ne Kaldı? adlı eserin okuyucusunun çok olmasını temenni ediyorum.

[1] https://www.youtube.com/watch?v=92o4nBtk4sU&t=7s

[i] Bu yazı Kitap Şuuru intisabıdır. (Editör: Ömer Karabayır) www.kitapsuuru.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir