PEMBE GELİNLİK

   PEMBE GELİNLİK

              Koyu kahve gözlerini açtığında karşısında bembeyaz bir gelinlik gördü Nazlı. İncilerle süslenmiş, kolları dantelli ve tam hayallerindeki gibi kabarık bir gelinlik… Göz kapaklarını kapatıp yeniden açıyordu Nazlı. Çapaklı gözlerini ovuşturuyor, inanamıyordu adeta. Bu gelinliği kim alabilirdi ona? Kim bu kadar güzel bir gelinliği verebilirdi?  Hayran hayran baktı mankenin üzerindeki gelinliğe. Hakikaten, o gelinlik neden mankenin üzerinde duruyordu ki ? Yerde yataklar seriliydi hem nasıl sığdı o manken buraya? Esefle baktı Nazlı yere, oda ne yerde yatak falan yoktu! Nereye kaybolmuştu kardeşleri? Şaşkın bir şekilde kafasını kaldırdığında gelinliği yerinde bulamadı. Arkasından bir ses duydu Nazlı “Saat kaç oldu Nazlı, uyan artık !” Uyanmak istemiyordu Nazlı, kaybolan gelinliği bulmak istiyordu. Gözlerini açtığında ablası onu sallayarak uyandırmaya çalışıyordu.

“Babam celallendi yine hadi çabuk hazırlan. Bugün büyük gün Nazlı, çabuk ol !”

            Hay Allah ! Nasıl unuturdu Nazlı bu günü. Şeker bayramı için alışverişe gideceklerdi hep beraber. Hızlıca kalktı yer yatağından, dışarıdaki tuvalete gitti ilk başta. Sonra yüzünü yıkamak için eve geçti. Kıyafetlerini giyindi güzelce ama aklı hep gördüğü rüyasındaydı. Koyu kahve gözlerini kapattı usulca, gelinliği düşündü en ince ayrıntısına kadar. Ama etraftaki ses buna izin vermiyordu, alışverişe hep birlikte gittikleri için herkes telaşlıydı.

            Beş yaşında, ismi gibi nazlım, içine kapanık ve sessiz bir kızdı Nazlı. Altı kardeşin en küçüğüydü aynı zamanda. Altı çocuğun babası Mehmet Bey her ay kıyafet almasa da çocuklarına, her şeker bayramında bayramlık alırdı. Kurban bayramında da aynı kıyafetleri giyerdi çocuklar. İki bayram arası kıyafetlerini dolaplarının en nadide köşelerine koyup saklarlar, gelecek seneki şeker bayramını beklerlerdi.

            Altı kardeş doluştular arabaya, Nazlı en küçük kardeş olduğundan  annesinin kucağına otururdu. Ama aklı hep arka koltukta kalır, ne konuşup neye güldüklerini merak ederdi kardeşlerinin. Annesinden habersiz camı açar o kızana kadar elini rüzgara doğru tutardı. Minik ellerinin rüzgarda dalgalanması o kadar hoşuna giderdi ki Nazlı’nın, arabadan inmeyi ve camı kapatmayı hiç istemezdi.

            Sonunda durdu araba, tüm kardeşler indi arabadan. Nazlı’nın elinden en büyük ablası tutuyordu kaybolmasın diye. Mehmet Bey hemen tanıdık bir mağazaya girdi.

“Selamünaleyküm Ünal emmi, nasılsın iyi misin ?”

“Ve aleykümselam Memmed. Şükür Allah’a iyiyiz seni sormalı.”

“Ben de iyiyim, bizim çocukları bayram alışverişine getirdim ne istiyorlarsa ver abisi bunlara.” Deyip çocuklara güldü. Tüm kardeşler dağıldı etrafa, Nazlı ablasının elinden tuttuğu için onunla geziyordu. İlk başta Nazlı için elbise baktı ablası, neyi beğendiyse Nazlı’ya sordu. Ama Nazlı’nın içi hiçbirine sinmiyordu. O kuğu gibi olmak istiyordu bu bayram, tıpkı bir kuğu gibi olsun ve çocuklar ona hayran hayran baksın… Etrafa yavaş yavaş bakarken pembe işlemeli kabarık bir gelinlik gördü. Rüyadakine benziyordu hem de. Nazlı alamadı gözlerini gelinlikten, ablası elinden tutup çekiştirdi. Kardeşinin gelmediğini görünce arkasını dönüp baktı. Büyülenmiş gibi gördü Nazlı’yı, onun baktığı yöne doğru çevirdi başını. Güzel ve zarif bir gelinlik gördü, sonra kardeşine bakıp hayran hayran izledi gözlerindeki mutluluğu.

            Ne olursa olsun bu gelinlik alınmalıydı Nazlı’ya, çünkü ilk defa kardeşini bu kadar hevesli ve mutlu görüyordu. Şimdiye kadar ilk defa Nazlı’nın gözlerinin güldüğünü hissetti. Mağazada çalışan bayandan gelinliği istedi usulca, kabine girip giydirdi kardeşini. Nazlı aynaya baktığında kendini bir kuğu gibi hissetti, o anki mutluluğunun tarifi yoktu sanki. Aynadan ablasının gözlerine baktı nazlım nazlım, ablası da ona göz kırpıp güldü. Bu gelinliği alacakları için öyle mutluydu ki Nazlı çıkarmak bile istemedi.

             Kardeşleri de, ellerinde birkaç parça elbiseyle kasaya doğru geldiler. Tek tek hesaplıyorlardı kıyafetleri, en son Nazlı’nın gelinliğine geldi. Ünal Bey,

“Eveet, 40 lira gelinlikle beraber 250 lira tuttu Memmet.”

            Nazlı annesine baktı hemen, babası parayı sorun yapmazdı ama annesi aşırı tutumluydu. Annesi gözlerini açmış Mehmet Bey’e bakıyordu. Nazlı ise bir annesine bir babasına bakıp ablasının elini sıkabiliyordu heyecandan. Annesi bir şey demeden Mehmet Bey ödedi hesabı, o mağazadan çıkıp arabaya doluştular yine. Birkaç mağaza daha gezip köyün yolunu tuttular.

            Nazlı annesinin kucağında korkuyordu, annesi sessizdi sanki. Her zamanki gibi konuşmuyor, tartışmıyorlardı Mehmet Bey’le. Gergin bir ortam vardı arabanın içinde. Bir tek kardeşlerinin sesi geliyordu arkadan. Nazlı camı açtı yine, elini dışarı çıkarırken kızdı annesi.

“Cereyan yapıyo Nazlı, açma şu camı diye kaç kere diyecem sana?”

             Nazlı’nın yüzü düştü hemen, annesine yaslanmadan gitti köye. Sus pus olup yerin dibine girmiş gibi hissetti kendini. Hemen kırılırdı Nazlı, onunla ilgili her şeyi silip atmak ister, bir daha yüzüne bakmak istemezdi. Ama karşısındakinden bir adım gelse, seve seve atardı o on adımı. Sonra yine pişman olur, kapanırdı içine.

            Köye gittiklerinde, kardeşlerin hepsi elbiselerini giyindi. Nazlı da onlara uyup giydi gelinliğin. Bu ne muhteşem bir şeydi öyle, Nazlı kendini bulutlarda gibi hissediyordu. Ayakları yere hiç basmıyordu sanki. Sonra annesinin sesini duydu,

“Bu gelinlik çok pahalıymış, sen bunu geri ver bana da pembe saten bir kumaş al. Dikerim ben bunun aynısından.”

  Mehmet Bey eşine bakmadan,

“Çocuk çok bağandi, parasını da veririm elbet. Ünal yabancı daal ki avrat.”

“Sen benim lafımı dinle, git ver gelinliği dikerim aynısından ben.”

            Mehmet Bey bir Nazlı’ya bir de gelinliğe baktı. Nazlı da babasına bakıyordu zeytin gözleriyle. Babasının gözlerindeki çaresizliği gördü bir an, yapacak bir şey yok dedi içinden. Yapacak bir şey yok… Sessizce gidip çıkardı gelinliği, son kez bakıp babasına verdi. Hevesi kırılmıştı Nazlı’nın, kimseyle konuşmak istemiyordu. Ablası yanına gelip,

“Söz veriyorum Nazlı, üniversiteye gidince aynısından alıp sana göndereceğim. Ama şimdi üzülme olur mu? Sen üzülürsen ben de üzülürüm bak. Hem hayatta kabullenmemiz gereken bazı şeyler vardır, kimseye kızıp küsme tamam mı?”

             Nazlı’nın gözleri doldu hemen, zeytin gözleri parladı gözyaşından. Başını ablasına çevirmeden,

“Ama ben o kabayık kabayık gelinliği şimdi giyinmek istiyoyum abla.”

            Ablası Nazlı’yı kendine doğru çekip sarıldı. Nazlı ise ağlamaktan bile korkuyordu , ağlarsa güçsüz duruma düşeceğine inanırdı her zaman. İç çeke çeke dindirdi ağlamasını, ama gözyaşları ondan izin istemiyordu akmak için. Tüm biriktirdikleri istemsiz olarak gözyaşına dönüyor ve bağımsızlığını ilan ediyordu gözlerinde. Artık rüya da görmek istemiyordu Nazlı, böyle yarım kalacaksa gariplikten hayalleri sırf görmemek için uyumamayı bile göze almıştı.

                                                                                                                                                  Nisa ESER

 

 

        

 

 

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir