ÖNCE AHLAK

Paylaşın:

ÖNCE AHLAK

İnsanın  dünya  ve  ahiret  mutluluğunu  sağlamak  amacıyla  gönderilen  din; bireyin davranışlarını  ve  toplumu  düzenleyen  birtakım  ahlaki  ilkeler  ve  toplumsal  normlar ortaya  koymuştur. Bu  ahlaki  ilkeler  bireyin  özgürlüğünün  sınırlarını  ortaya  koyarken diğer  taraftan  toplumun  huzur  ve  güvenliğini  tesis  eder. Ahlak, hikmeti  üzerinde  akılla değerlendirilebecek  bir  kavram  olmakla  birlikte  kaynağını  vahiyden  alan  pratiğe dayanan  bir  normdur.

Töre  ve  gelenek  adını  verdiğimiz  toplumsal  ilkeler  vahiy  ve  akılla  çelişmemek  kaydıyla ahlakın  oluşmasına  katkı  sağlar. Ahlak, teorik  yapıs  olmakla  birlikte  pratik  hayatta yaşanmasıyla  geçerliliğini  korur. Yaşanmayan  bir ahlak  ne  bireye  ne de  topluma  katkı sağlayamaz. Ahlak  bireyin  özgürlük  alanının  sınırlarını  çizerken  bireyi  katı  bir gelenekçilikle  baskı  altında  tutmaz.

İslam  Dini, güzel  ahlak  esasına  dayanmakla  birlikte  bu  ahlakın  nasıl  yaşanılacağını Hz.Peygamberin  örnek  uygulamalarıyla  göstermiştir. Peygamberlik  görevine  sahip olmadan  önce  “Emin”  sıfatını  alan  Hz.Muhammed  ahlakıyla  toplumda  güvenilir  bir mevkiye  sahip  olmuştur. Peygamberlik  görevi  esnasında  da  örnekliği  ve  adaletli uygulamalarıyla  birçok  kişinin  ihtida  etmesine / hidayete  ermesine  vesile  olmuştur. Hz.Peygamber’in  bu  örnekliği  ve  adaletli  uygulamalarını  ilke  edinen  sahabi/tabiin/tebei tabiin  nesli  ahlakıyla, yaşayışla  İslam’ı  geniş  coğrafyalara  yaymışlardır. Aynı şekilde Yesevi  Alp-Erenleri  Asya’dan  Balkanlara  uzanan  geniş  coğrafyalarda  münasebet kurdukları  toplulukları  ahlakıyla, yaşayışıyla  etkilemişler  ve  bir  medeniyet  havzası oluşturmuşlardır. İslam’dan  önce  de  yüksek  ahlaka  sahip  olan  Türk  Milleti  İslam’dan sonra da  bu  ahlakını  kemale  erdirerek  alemşumul/evrensel  bir  hüviyet  kazanmıştır. Adalet  esasına  bağlı  kalarak  yüzyıllarca  geniş  coğrafyalarda  birçok  topluluğu  yönetmiştir.

Bugün  ise  İslam  Coğrafyası  adaletin  ayaklar  altına  alındığı  bir  ahlak  sefaleti içindedir. Bu  ahlak  sefaletinin  kaynağında  bilgisizlik  olmakla  birlikte  pratik  hayata  yansımayan  bir anlayış  oluşturur.  Bilgi  ve  erdeme  sahip  olmayan  toplumlarda  yanlış  din  algısı  oluşur. Dinimize  en  büyük  zararı  ise  yanlış  din  algısı  vermektedir. Dini,  belli  ritüelleri  yapmaktan  ibaret  gören  bu  şekilci  anlayış  dinin  özü  olan  ahlakın  dinden  bağımsız  bir norm  olarak  algılanmasına  sebep  olmaktadır.  Bu  durum  subjektif  ahlak  anlayışlarının oluşmasına  sebep  olmakla  birlikte  toplumu  birarada  tutan  ilkelerin  aşınmasına  da sebep  olmaktadır.

Kulluk  bilinciyle  yapılan  ibadetler  ahlakla  kemale  erer.  Kişinin  yaptığı  ibadetler  ahlakına etki  etmiyorsa  kişi  kendi  vicdanını  ve  samimiyetini  sorgulamalıdır.  Bir  toplumun dindarlığını  kaç  kişinin  namaz  kıldığı  veya  kaç  kişinin  oruç  tuttuğunda  değil  o toplumun  ahlakına  bakarak  değerlendirmek  gerekir.  Çünkü  dinin  temellerinden  biri  de ahlaktır.  Ahlakın  olmadığı  bir  toplumda  dinden  bahsetmek  abesle iştigaldir. Dinimiz; hakka  hukuka  riayet  etmeyi, doğru  sözlü, insanlara  yardım  etmeyi  olmayı  yani  güzel ahlaklı  olmayı  emreder.

İslam  Alemi  olarak  yeniden  bir  medeniyet  tasavvuru  oluşturabilmemiz  için  bilgili  ve  erdemli  bir  toplum  olmalıyız. Bilgi  ve  erdeme  dayalı  bir  medeniyet  tasavvuru  ile  bilim üreterek  insanlığa  katkı  sağlamalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir