OKUMAZLAR ÜLKESİ OLAMAYIZ!

Paylaşın:

OKUMAZLAR ÜLKESİ OLAMAYIZ!

Basit bir tanım yapmaya çalışırsak okumak, farklı biçimlerde yazılmış metini sessiz veya sesli çözümlemek, anlamak ve öğrenmektir.  Okumak anlamaktır, öğrenmektir, yaşadığın dünyayı tanımaktır, niçin var olduğunu yani yaradılış gayesini anlamaya çalışmaktır, nereye gittiğini bilmektir, bir bakıma inanmaktır. İnsan doğar, büyür, yaşar ve herşeyden öte farkına varmak, bilmek, tanımak, anlamak, öğrenmek için okur. Kitap okumak fikir ve düşünce zenginliğidir. Kitap okumadıkca ise konuşma güzelliğini ve anlam bütünlüğünü yitirmeye başlar. Konuşma da letafet, zerafet ve etkiyi kitap okumak güzel kılıyor… 

Çokça duymuşuzdur. Bir davranışın veya sözün yanlışlığı ya da doğruluğu ifade edilirken “kitapta yeri var mı” diye sorulur. Kitaptan kasıt kitapların en mukaddesi, en yücesi Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’in ilk cümlesi “oku” dur. Cahiliye toplumunu aydınlatmış, ilme ve bilme önem vermiş böylesine yüce bir dininin müntesiplerine de okumak, kitaba baş eğmek yaraşır. Allah’a baş eğmek, anneyle kucaklaşıp sevgiyle baş eğmek, babanın elini öpmek için hürmetle baş eğmek ve kitaba baş eğmek ne güzel bir onurdur. Hz. Ali(ra) “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demiştir. Bugün bizden bir harf fazla öğrenen, araştıran ve okuyan kişiler, toplumlar ve devletler daha gelişmiş durumdadırlar. Mesela devletimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bilinen resmi kayıtlara göre 3.997 kitap okumuştur. Bu da onun askerde dahi olsa kitaplarını yanından ayırmayarak, kitap okumayla geldiği noktada çok önemlidir. Ama maalesef biz Türk milleti olarak okumuyoruz. Adeta bir okumazlar ülkesi olduk. Türkiyemizin kitap okuma oranı %0,1’dir. Dünya ülkeleri arasında kitap okuma oranıyla 86. sıradayız. 

Peki ne gibi etkenler var okumamamızda. Çoğumuz kitap okumaya vaktimiz yok! diyoruz. Hâlbuki televizyona, telefona, bilgisayara, spora, gezmeye, sosyal medyaya, eğlenceye… vaktimiz var da kitap okumaya mı yok. Okumak için vakit aranmaz, vakit ayrılır. 

Okumamamızda devletimizin de etkisi var. Hali hazırda devletimizin bir bilgi politikası var mı ki! Devlet yöneticilerimizden, siyasetçilerimizden kitap, kütüphane, bilgi toplumu, okuma kültürü ve yaşam boyu öğrenme gibi sözleri duymuyoruz ve altı doldurulacak icraatları da göremiyoruz. Birazda rakamlara bakacak olursak ülkemizde sadece 1.137 halk kütüphanesi var. Maalesef 121 ilçemizde halk kütüphanesi yok ve yaklaşık 10 milyon vatandaşımız bu hizmetten yararlanamıyor. Oysaki anayasamız her vatandaşımızın “bilgi edinme hakkı” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Maalesef çocuk kütüphanelerimiz de kötü durumda. 47 ilde çocuk kütüphanesi yok. En büyük illerimizden İstanbul’da 4, İzmir’de 2 ve Ankara’da sadece 1 çocuk kütüphanesi var. Yani çocuklarımız kütüphaneden yoksun büyüyor. 

Okul kütüphanelerimiz de iç açıcı bir durumda değil. Hemen her geçen gün bir okul kütüphanesine kitap toplama kampanyası duyuyoruz. Çoğunluğunumuz kitaplığımazdan en sevmediğimiz, en çok elimizden çıkarmak istediğimiz kitabımızı okunması! için yollarız. Peki bu kitaplar öğrencilerin okuması için ne kadar uygundur. Z-Kütüphane çok yerinde bir uygulama olmakla birlikte devletimiz gereğini yapmalıdır. Tüm okullarımız kütüphane ile buluşturulmalıdır. Hali hazırda 54.415 okulun TÜİK verilerine göre 29.690’nında kütüphane yok

Bir de medya var. Siyasetten, magazinden, spordan, birçok olaydan haber çıkarır ama bir tek kitabı, kütüphaneyi, okumayı gündemine almaz. 

Tabi ki güzel şeyler de oluyor. Osmanlı kültür mirası kıraathaneler yeniden kuruluyor. Kütüphaneler daha fazla kişiye ulaşmak için projeler yapıyor. Kitap fuarları, kitap günleri yaygınlaşıyor ve kitaba ilgi artıyor. Kitap, kütüphane, yayın evi ve en önemlisi okur sayısı giderek artıyor. 

Seyyid Ahmet Arvasi “ülkücü çok okuyan, okuduğunu anlayan, anlamlandırabilen, bilen, bilmeden fikir sahibi olmayandır.” demiş. Ülkü Ocakları da bu sözü destur edinmiş, son yıllarda eğitime, kültüre dair çok güzel projeler yapıyor. Çok sayıda dergi kitap çıkarıyor. Ülkü Ocakları Dergisi’nin yanı sıra Dönence Dergisi ve özellikle de çocuklar için çıkarttığı Çocuklar için Nutuk, Kutadgu Bilig, Dede Korkut” eserleriyle ve okumaya verdiği değer ile takdiri hak ediyor. 

Kitabı, kütüphaneyi hayatımızın önemli bir noktasına koymadan tam anlamıyla kitapla barışık olamayız. Kütüphanecileri yatan ve rahat iş yapan kişiler olarak görenlere Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz, Bisikletli Kütüphaneci Hakan Yücel şahsında tüm kütüphanecilerin öz verili çalışmalarını göstermeliyiz. Kütüphaneciyi toplum içinde saygıdeğer bir noktaya getirmeliyiz ki kütüphane kurumu ve kitap sevgisi değer kazansın.

Okumak için toplum olarak hepimize görevler düşüyor. En çokta toplumun rol modellerine, aileye, öğretmene, devletimize, medyaya ve sivil toplum kuruluşlarımıza görevler düşüyor. Aile, öğretmen ve toplumun rol modelleri okumadan çocuklarımızda ve gelecek nesillerde kitapla barışık olmayacaktır. Bize düşen görevi bilelim, okuyalım ve okutalım. Birine hediye vereceksek kitap olsun, evinizde kitaplığımız olsun, kitaba çokça ayrılacak vaktimiz olsun, uğrak mekanımız kütüphane olsun kıssadan hisse Türkiye okumazlar ülkesi olmasın!

Celil BAYDAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir