Nitelikli Okul Meselesi

0
43
views

NİTELİKLİ OKUL MESELESİ

“Eski Türkiye”nin Milli Eğitim Bakanlığının son çalışması olan saatli bir bombadan ve bu bombanın eğitim camiasında öğrencisi, velisi ve öğretmeni açısından etkilerinden bahsedeceğim. 2017 – 2018 eğitim öğretim yılına damga vuran değişikliklerin en yıkıcı olanı, kuşkusuz liselerimizin “Nitelikli” ve “Diğer” diye ayrılması olmuştur.2012 verilerine göre 9672 lisemiz ve bu okullarda okuyan 4.756.268 öğrencimiz bulunmaktadır. Geçen eğitim öğretim yılında bu sayılar artsa da ortalamayı pek etkilemeyeceği için bu veriler üzerinden değerlendirme yapalım. Nisan ayında MEB tarafından açıklanan rapora göre 1.367 okul nitelikli olmuştur. Yani toplamın %15’i.

Bu tasnif neye yarar?

Ortalama 10 bin lise arasından 1400 civarında kurumun “nitelikli” olarak değerlendirilmesinin anlaşılır tarafları şunlardır:

Pedagojik olarak öğrencilerin başarı gruplarına göre okullara, sınıflara ayrılması doğru bir yaklaşımdır. Çoktan seçmeli bir sınavla bile olsa yapılan tasnif genel başarının korunması ve sürdürülmesi için değerli bir uygulamadır. Tabi ki “başarı” dediğimiz değerin sadece testle ölçülemeyeceğini de bir kenara yazarak söylüyoruz bunu.

Bir başka anlaşılır yönü ise ortak alanlar üzerinden ortaöğretim düzeyinde bir araya getirilen fen, sosyal bilimler, mesleki eğilimler, sanat ve spor yetenekleri gibi alanların ilgili öğrencilerce doldurularak eğitimin verimliliğini artıracağı düşüncesidir.

Raporun özünde bahsedilen amaçlar da bu iki anlaşılır sebebe dayandırılıyor. Görülmeyen ve bence anlaşılır bir yönü de her geçen gün artan eğitim öğretim nüfusumuzun, kurumlarımızın sevk ve idaresinde karşılaşılan güçlüklerle baş etme, ihtiyaçları karşılamada kolaylaştırıcı yönleri bulunmasıdır. Gelelim yıkıcı etkileri ve eğitim öğretim yaşantısında meydana getirdiği/eceği olumsuzluklara. İlk olarak bu tasnif öğrencinin özgüveninde, “başarı”ya bakışında olumsuz etkiler bırakacaktır. Nitelikli bir okulu kazanamayan öğrenci, başarısızlık motivasyonu geliştirecek ve bir süre sonra gardını düşürecektir. Veli açısından ise aynı motivasyonla çocuğunun başarı derecesini kötü olarak nitelendirip başka tedbirlere yönelme, benzer bir çöküşle azmini yitirmesine sebep olacaktır. Öğretmen ve idareciler içinse rekabet ortamının getirdiği kendini geliştirme motivasyonu ortadan kalkacak, okullar arası başarının yükseltilmesi -yapılan yenilikler de dahil- anlamını yitirecektir.

Aslında Yeni Türkiye’nin eğitim öğretim idaresi, birçok açıdan mevcudu devam ettirebilse başarılı kabul edilecek derecede problemlerle uğraşmaktadır. Çağın gereği kullanılan eğitim teknolojileri, günden güne önemi kavranarak veliyi de bir parçası haline getiren okul – çevre ilişkileri, öğretmen ve okul donanımını geliştirmeye dönük çalışmalar… Bunların hepsinin karşısında günden güne artan öğrenci sayısı, yine devrin öğrenim ihtiyaçlarının artması; tüm bu gelişmeleri ve iyileşmeleri yetersiz kılmaktadır. Bu yıl üniversite sınavına 2,3 milyon öğrenci katılması, bir yandan eğitim öğretime verilen değer artışını işaret ederken diğer yandan “eğitim pazarının” büyüklüğünü göstermektedir. Evet, işte tam burada bu “Pazar” ekonomisi üzerinden konuşmak gerekiyor. Çünkü okulların “nitelikli/niteliksiz” olarak tasnifinin altında da bu pazar ekonomisi yatmaktadır.

Başlı başına yazı dizisi konusu olan FETÖ eğitim yapılanması da sistemli bir şekilde bu pazardan insan ve kaynak devşirmiştir. Hatta bu pazar, FETÖ’nün nüvesini oluşturmuştur. Başka bir yazımızda işin bu tarafını etraflıca ele almak üzere esas konuya geçelim.

Okulların nitelikli/niteliksiz olarak tasnif edilmesi, zamanlama olarak da dikkat çekicidir. Özel okul ve eğitim kurumlarının yaygınlaşması, teşviki ile paralellik gösteren bu tasnif; elbette özel eğitim kurumlarının ekmeğine yağ sürecektir. Niteliksiz okullara yönlendirilen öğrenci velileri alım gücü marifetiyle soluğu kolejlerde, vakıf okulları adı altındaki özel kurumlarda alacaktır. En masum ifadeyle bu tasnif politikasının eğitimde özelleşmeyi hızlandırmak için yapıldığını söyleyebiliriz. FETÖ’nün elinin eğitimden çektirilmesiyle iyiden iyiye genişleyen bu pazarda paralı eğitim veren kurumlar, niteliksiz okul öğrencilerinin “nitelik“ açlığını görmüş ve özelleşme hız kazanmıştır. Devletimizin öğretmen alımındaki sözleşmelilik adaletsizliği dahi bu pazarın özel sektöre akmasına hizmet etmektedir. Bu sayede iddiası olan öğretmen de niteliksiz okullarda başlayıp belirsiz bir süre sözleşmeli olarak devam edecek meslek hayatına, bir özel kurumda çalışmalarını sürdürmeyi tercih edecektir. Bu, üzerinde düşünülmüş ve çok yönlü hesaplanmış bir özelleşme politikasının sonucudur. Bizler de veliler olarak hesap yapacak, çocuğumuzun yerleşeceği okulun belirlenen niteliğine göre kesenin ağzını açacağız.

Bir sonraki yazımızda, hormonlu şekilde özelleşen eğitim sistemimizin yurt dışı sermayeli bir aktöründen, Mektebim Kolejlerinden konuşmak, sesli düşünmek üzere…

     Hamza KARAKOÇ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here