NEREDESİN SEN?

NEREDESİN SEN?

             Bugün günlerden neydi acaba, ayrılığın kaçıncı evresindeydik? Sonbaharın ayazı daha kaç kere suratına çarpacaktı Fehmi Bey’in? Derin bir nefes aldı, yıllardır geldiği ve neredeyse sahiplendiği masanın başından yan masadaki aşıklara baktı hissizce, kapalı kızın parmağındaki yüzük yeniydi belliki. Sürekli yüzüğüne bakıp tatlı tatlı gülümsüyordu. Bazen de rahatsız olup parmağının ucuna kadar çıkardığı yüzüğü geri takıyordu. Sanırım gösterişli bir alyans… Yanındaki delikanlı ise; kıza bakmaya kıyamıyordu adeta, dokunurken bile elleri titriyordu. Masaya kulak misafiri olmak istedi Fehmi Bey, sandalyesini usulca yaklaştırdı. Delikanlı kıza hayran hayran bakarak konuşuyordu.

“Sana ilk ne zaman aşık oldum biliyor musun Feriha ?”

“Ne zaman oldun Selim ?”

“O kadar erkeğin içinden başını kaldırmadan yürüdüğün ve başındaki örtünün hakkını verdiğine inandığım zaman… Aslında ben senin ahlakını sevdim Feriha’m”

“Ben dinimin gereğini yerine getirdim Selim, Allah beni sana seni bana hoş gösterdi. Kader…”

“Haklısın Feriha, ama bu devirde genç kızların yolu yol değil. Şükürler olsun seni bana gösteren Allah’a.”

“Şükürler olsun Selim, dünlere, bugünlere, yarınlara…”

            Kız utanıyordu sanki ya da korkuyordu bir şeylerden. Pek açılamıyordu eşine, ama delikanlı resmen aşıktı karısına. Kızın yuvarlak cevaplarına karşı hala hayranlık vardı gözlerinde. Sıyrıldı düşüncelerinden Fehmi Bey. Belki de kızın karakteri böyledir deyip kestirdi. Sandalyesini eski yerine çekti tekrardan. Elini ince belli çay bardağına attı içmek için, ama soğuduğunu fark edince garsona seslendi babacan bir tavırla. Garson da elini kalbine doğru değdirip eğdi başını. Usulca fısıldadı Fehmi Bey,

“Bekleyen her şey soğur.”

             Denize karşı oturduğu masadan kız kulesi gözüküyordu, masadaki radyoda çalan müzikler loş bir ortam hissi verdiriyordu insana. Fehmi Bey’in dudaklarından döküldü sözler yine, bir müzik eşliğinde…

“Ah be dildarım ! Bekleyen her şey soğur demiştin. Bekliyorum dildarım soğumak üzereyim, dudaklarımda kelime kalmadı artık. Şu İstanbul’un hazan rüzgarları aldı götürdü hepsini.”

  Derin bir nefes daha aldı Fehmi Bey, yavaş yavaş süzüldü gözlerinden yaş. Artık ağladığını gizlemek gibi bir çabası yoktu onun, nasıl olsa hergün geldiği bu kafedeki çoğu müşteriyi tanıyordu. Gözyaşları usul usul süzülürken yanaklarından, radyoda çalan bir türkü onu daha çok kaybetmişti geçmişinde. Neşet Ertaş ‘Neredesin Sen ?’ diyordu dertli dertli.

             Tatlı dillim, güler yüzlüm, oy ceylan gözlüm… Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen…

            Kapattı gözlerini Fehmi Bey, rahmetli eşi Selma Hanım’la olan güzel günlerini getirdi aklına.  Her kahvaltılarını bahçede yaparlardı, gül kokularının ve lale kokularının arasında… Fehmi Bey işten geldikten hemen sonra bahçeye girişirdi, çiçekleri sular onlarla konuşur bakımını yapardı istisnasız. Hatta bir keresinde Selma Hanım Fehmi Bey’i bahçedeki çiçeklerden kıskanmıştı, akşama kadar sitem etmişti Fehmi Bey’e. Eşinin gönlünü alan Fehmi Bey artık işten üç saat sonra girmişti bahçeye, Selma Hanım’ın kendisini izlediğini hissedip onun hakkında naif sözler söylerdi çiçeklere.

             Şu garip halimden bilen işveli nazlı…

            Neşet Ertaş arada bir yükseltiyordu sesini, yükseltsin ki kendine gelsin dinleyen, yüzme bilmeden dalmasın öyle uzaklara. Açtı gözlerini Fehmi Bey, arkadan gelen garsonu hissetmişti sanki. Garson çayı koyarkan durakladı :

“Bir şeyin yok ya Fehmi Abi’m, betin benzim atmış sanki. Doktora gidelim ister misin?”

“İstemem be Ali’m sen çayıma bakar ol yeter.”

“Tamam Abi’m.” deyip başıyla selamladı garson.

             Tekrar kapattı gözlerini, ama bu sefer hafızası onu iyi yerlere sürüklemiyordu. Evlerinin bahçesindeydi şimdi de, Selma Hanım çiçeklerle uğraşıyordu burnuna eşinin şampuan kokusu geliyordu hafiften. Gül kokusu ve lale kokusuyla karışmıştı. Eşine seslenip seslenmemekte kararsız kalmıştı, ama sonra dayanamayıp “Dildarım !” dedi nazlım bir sesle. Selma Hanım arkasını döndü yüzüne bir gülümseme yayıldı hemen. Hemen ardından bir silah sesi, Selma Hanım’ın gözleri açılmış Fehmi Bey’e bakıyor. Ve bir silah sesi daha… Selma Hanım dizleri üstüne çöküyor. Arkasından bir gölge beliriyor hemen. Selma Hanım’ın kardeşi.

“Töreler böyle istedi…”

 Gül kokuları ve lale kokularının arasına bir de barut ve kan kokusu da eklenmişti. Hemen koştu dildarının yanına Fehmi Bey, zorla da olsa birkaç kelime döküldü dudaklarından Selma Hanım’ın.

“Bekleyen her şey soğur…”

 Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor, gönlüm hep seni arıyor neredesin sen… diye bir ses duydu Fehmi Bey. Neşet de bitirmişti türküyü işte…

 Her insanın bir türküsü vardır dedi içinden ve benim türküm de bitiyor dildarım. Çok bekledim… Soğudum… Isınmaya geliyorum yanına. Eli usulca boşluğa düşerken ince belli çay bardağını da yere düşürdü.

 

                                                                                                                                                                        Nisa ESER

 

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

One Comment on “NEREDESİN SEN?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir