Muhsin Yazıcıoğlu ve Eğitim

MUHSİN YAZICIOĞLU ve EĞİTİM

Dr. İsmail Yıldız
EKSEN Eğitim Sen Genel Başkanı

Muhsin Yazıcıoğlu yalnızca yakın tarihimizin değil topyekün Türk-İslam tarihinin ender bulunan liderlerinden biridir. Belki de Türk-İslam Davasında dava adamlarının en büyük şiarı “zaferle değil seferle mükellef olma” iddiasıdır. Ancak bu şiarı hal ve hareketinde göstermek, bunu davranış haline getirmek herkes için pek de mümkün olmamaktadır. Nitekim yola samimiyetle çıkan birçok lider (ve ona inananlar) bir süre sonra kendilerini zafere odaklamakta ve ona giden her yolu mübah sayma gafletine düşmektedirler. Tabii bu durum farkında olarak ya da olmayarak davaya, davaya inananlara ve bir süre sonra da bütün insanlara zarar veren bir hale gelmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu’nu ender kılan da bu makyavelist anlayışa kapılmadan zaferin değil seferin heyecanını yaşaması ve yaşatması olmuştur. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu niteliği bir çok şekilde araştırılmış ve yazılmıştır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nu ender kılan bir diğer özellik de meselelere yaklaşım stratejisidir. O “devletin kapısında adam muamelesi görmesini istediği” Türk Milletinin ihtiyaçlarını doğru okuyarak taleplerini bu yönde dile getirmiştir. İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu niteliğinin incelenmesinin de onun “seferle mükellefiyeti”nin izahı için gereklidir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun meselelere yaklaşımı açısından bir örnek olarak onun eğitim anlayışının, eğitimin meselelerine bakışının ortaya konulması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Eğitim Anlayışının Temeli: Birlikte Yaşamak
Muhsin Yazıcıoğlu’nun eğitim anlayışının temelinde birlikte yaşama duygusu vardır. TBMM’nin açılışının 88. yıl dönümünde TBMM’de yaptığı konuşmada “Çocuklarımıza birbirini sevmeyi, karşılıklı saygıyı, paylaşmayı öğretmeliyiz. Bencilliği değil birlikteliği ve birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi ve yapmayı kazandırmalıyız. Kavgada değil bütünlükte çözümün olduğunu, istemeyi değil ikram etmeyi, doğayı korumayı, çevreyi temiz tutmayı, dünya barışına, doğal kaynaklara ve kültürel zenginliklere sahip çıkmayı öğretmeliyiz ” diyen Yazıcıoğlu’nun sözlerinde 1980 öncesinde Türk Milleti’nin bölünmüşlüğünü en çok yaşayan, hisseden ve bunun topluma verdiği zararları yakından müşahade eden bir insanın olgunluğunu görmek mümkündür. Aynı konuşmanın devamında Yazıcıoğlu “Ülkenin her yerindeki okullarımız yekpare ve yüksek standartlarda olmalı, eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı, eğitim ve öğretimde çocuklarımıza bilimi, teknolojiyi, fikir üretmeyi, projeler kazandırmayı, ilim yapmayı öğretirken manevi değerlerimizi de anlatmalıyız. Hacı Bektaş Veli’yi, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi ve onların felsefesini de öğretmeliyiz ” demiştir. Yazıcıoğlu, bu ifade ile “eğitim kurumlarının fiziksel özellikleri, eğitim hakkının kullanılması ve müfredat” olmak üzere eğitimin devam eden üç temel meselesine değinmiştir. Burada dikkat çeken eğitim müfredatının bilim, teknik, üretim ve proje temelli olması talebiyle birlikte eğitimin manevi kısmı için anılan üç isimdir. Bu isimlerin (Hacı Bektaşi Veli, Mevlana ve Yunus Emre) ortak özellikleri hoşgörü, müsamaha ve birlikte yaşama konusunda söz ve uygulamalarıyla tanınan mutasavvıflar olmalarıdır.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun eğitimle ilgili görüşleri kurucusu ve yaşadığı dönemde onunla özdeşleşen Büyük Birlik Partisi’nin programında ve seçim beyannamelerinde de yer almıştır. 1993 yılında yayınlanan parti programında “Eğitim anlayışımız, millî ve manevî değerlere sahip, çağın ilim ve teknolojisiyle mücehhez, hür düşünceli, üretken, ahlâklı ve yenilikçi nesiller yetiştirmektir ” ve 2002 yılında yayınlanan seçim beyannamesinde “Eğitimin gayesi, millî gücü azamîleştirecek tarzda her seviyedeki insanımızı maddî ve manevî hasletlerle donatmak, toplumu millî hedefler istikametinde şuurlandırıp güçlendirmek ve bütün bu hedefleri gerçekleştirebilecek insan gücü kaynaklarının yetiştirilmesi ve geliştirilmesi olmalıdır ” ifadeleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun eğitim anlayışı dahilinde değerlendirilmelidir.

Eğitim Sistemimiz Milli ve Manevi Değerlere Uygun Olmalıdır
Muhsin Yazıcıoğlu bir röportajında “Çocuklarımıza temel milli ve manevi değerleri kazandırmadan onların manevi donanımlarını sağlayarak kişiliklerini oturtmadan kötü alışkanlık ve şiddetten koruyamayız. Maalesef çocuklarımız şiddetin, uyuşturucunun, ahlaki yozlaşmanın ağlarına bırakılıyor ve televizyon dizileriyle, televole kültürüyle, yozlaştırılıyorlar ” diyerek çocuklarımızın temel sorunlarına dikkat çekmiş ve bu konunun çözümü olarak çocuklarımıza milli ve manevi değerlerimizin öğretilmesinin önemine dikkat çekmiştir.
Bu bağlamda Muhsin Yazıcıoğlu zorunlu din eğitiminden yana olduğunu defalarca belirtmiştir. Ancak O farklı din ve inançlara sahip olan insanların “başka bir dini” öğrenmeye zorlanmasının kabul edilemeyeceğini de vurgulamıştır. Ona göre farklı dinlere mensup çocukların da kendi dini inançlarına göre eğitim almayı isteme hakki olmalı ve bunu da devlet sağlayabilmelidir . Muhsin Yazıcıoğlu 28 Şubat sürecinde 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasını da İmam Hatip okullarının orta kısımlarının kapatılmasını amaçladığıyla ilgili iddiaları mecliste dile getirmiş ve bu durumun eğitim gibi bir maçı olmadığını dini değerlere karşı duyulan bir rahatsızlığın eseri olduğunu “Bu ülkenin inançlarından, insanlarımızın dini değerlerinden ve duygularından kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur. İmam-hatip okulları, bu ülkenin inanç ve değerleriyle beraber, çağdaş medeniyeti yakalama ufkuyla gençlerimizi yetiştirmektedir. Dolayısıyla, bundan da kimse rahatsız olmamalı ” sözleriyle izah etmiştir. Ayrıca Yazıcıoğlu, 1998 yılında Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay hakkında verdiği gensoruda eğitim sistemi ile ilgili basında çıkan ” Türk-İslam sentezli bütün görüşler ayıklanacak, ilk olarak Türkler dünyanın en soylu ve köklü ırkıdır. Türkler, kendi soylarına yakışır din arayışına girmiştir. Anayurtlarından göçleri sırasında da, İslamiyet gibi, kendi soylarına yakışan ulvi ve cihanşümul bir din olan İslamiyetle karşılaşmışlardır. İslamiyet, Türkleri daha da soylu ve yüce kıldı. İslamiyet’in ışığında onlar dünyanın beş kıtasına yayılmış en büyük imparatorluklar kurdular” şeklindeki okuma parçası, yayılmacı ve Türk-İslam sentezci kabul edilerek atılıyor; ayrıca, Veda Hutbesinden bazı bölümler çıkarılmaktadır ” ifadelerine karşı bakanın tekzip yayınlamamasını eleştirerek eğitimde Türk-İslam anlayışının olması gerektiğini savunmuştur.
Milli ve manevi değerlere uygun bir eğitim anlayışında olan Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir ihtiyaç ve olarak görmüş ancak “Tek tip insan yetiştirmek, demokrasilerde olmaz, ancak komünist ve faşist rejimlerde olur ” diyerek eğitimde her türlü baskıcı anlayışa da karşı çıkmıştır. Ayrıca Muhsin Yazıcıoğlunun kurucusu olduğu partinin programında yer alan “Eğitimde hür düşünce esas alınacaktır. Düşünce ve inanç hürriyetini engelleyici kısıtlamalar kaldırılacaktır. Eğitim ve öğretimin her kademesinde kılık ve kıyafet hürriyeti sağlanacaktır ” ifadeleri de eğitimde her türlü baskıya karşı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Öğretmenlerimize Değer Vermeliyiz

Muhsin Yazıcıoğlu TBMM’nin kuruluşunun 88’inci yıl dönümünde yaptığı konuşmada öğretmenlere önem verilmesi gerektiğini “Çocuklarımızı yetiştiren değerli öğretmenlerimizi asla ihmal etmemeliyiz. Gözbebeğimiz çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimiz her türlü teknolojik eğitim-öğretim araçlarıyla donatılmalı, ekonomik sıkıntı yaşamamalı, tayin, terfi, kadro, kariyer gibi endişeler hissetmemelidir ” sözleriyle ifade etmiştir. Ayrıca O, öğretmenlerin sorunlarıyla yakından ilgilenmiştir. 2008 yılında Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim bakanlığı döneminde öğretmen atamalarındaki çarpıklıklara dikkat çekmek için TBMM’ye Çelik’in cevaplandırması için yazılı soru sormuştur. Bu sorularda branşlara göre atamalar, atama bekleyen öğretmenler ve kadrolu öğretmen ihtiyacı varken sözleşmeli öğretmen atanması ile ilgili konular yer almıştır. Öğretmenler arasında bir kere uygulanan ve hala sorunlara neden olan “uzman öğretmen ve başöğretmen” kavramlarına da karşı çıkmıştır. Bu düşüncesini Milli Eğitim Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hakkında konuşmasında “Ülkemizin, çocuklarımızın eğitimini üstlenmiş olan öğretmenlerimizin her şartta çekmiş oldukları sıkıntı ve zorluklar bilinmekte ve takdir edilmektedir. Tek düşüncesi çocuklarımızı yetiştirmek olan öğretmenlerimizin arasına bu tür kariyer ayrımları koymak esasen yanlıştır ” diyerek açıklamıştır.
Günümüzde öğretmenler hızla itibarsızlaştırılırken hatta Milli Eğitim Bakanlığı “Öğretmen Strateji Belgesi” gibi gerçeklikten uzak ölçme yöntemleriyle bu itibar suikastine katkı sağlarken Muhsin Yazıcıoğlu’nun öğretmenlerin gerçek sorunlarıyla ilgilenmesi teşekküre şayandır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun kurucusu olduğu partinin programında “Eğitim meselesinin çözümünde temel etken unsur olan öğretmenlerimizin yetiştirilmesi için gerekli müesseseler oluşturulacaktır. Öğretmenlere eğitim ve öğretimde azamî verimli olabilmeleri için gerekli bütün imkânlar sağlanacaktır ” ifadelerinin yer alması günümüz anlayışının çok ilerisinde bir yaklaşımdır. Bugün üniversiteler ile MEB arasında yeterli eşgüdüm sağlanmadan yetiştirilen ve mesleği mesleğe atandıktan sonra öğrenen; verimli olmalarının önündeki engeller kaldırılmadan, sürekli yıpratılmaya çalışılan öğretmenlere yönelik ifadelerin değeri iyi anlaşılmalıdır.

Üniversite Gençliğinin Sorunları Çözülmelidir

Üniversitelerimizle ilgili önemli sorunların başında öğrencilerimizin yönlendirilmesi ve bu konuda yapılan sınavlar gelmektedir. Üniversitelere yönlendirme hakkında da Yazıcıoğlu gençlerin temel eğitimin ikinci aşamasında yetenek testlerinden geçilerek yönlendirilmelerini ve bu yönlendirme sırasında hiçbir imtihana tabi tutulmadan üniversite seviyesine kadar okumalarının sağlanmasını istediklerini belirtmiştir . Yazıcıoğlu’nun yetenek testlerini ve sınavları ayrı ayrı değerlendirmesi makul bir öneride bulunduğunu göstermektedir.

Muhsin Yazıcıoğlu bir röportajında gençliğin sorunlarıyla ilgili konuşurken üniversite yıllarında gençlik liderliği yaptığını hatırlatarak onların sorunları en iyi kendisinin anladığını belirtmiştir. Yazıcıoğlu özellikle gençliğin yurt ve barınma sorunları ile daha rahat bir ortamda katkı yapabilmek için demokratik bir üretim zeminine ihtiyaçları olduğunu ifade etmiştir . Günümüzde niteliği ne olursa olsun terör örgütlerinin üniversitelerde örgütlenmelerini bu sorun ve ihtiyaçları istismar ederek gençleri örgütlerine dahil ettikleri dikkate alınırsa bu ifadelerin haklılığı görülecektir. Başka bir konuşmasında da yine gençlerin üniversitelerdeki problemlerinin (harç ve burs) kendilerinin öncelikli meseleleri olduğunu söylemiştir . Bu ifadeleri TBMM’de Yüksek Öğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun ve değişiklik önergesi ile ilgili konuşmasında da “Üniversitelerimizin fonksiyonlarını yeniden düzenleyecek şekilde ciddi bir üniversite reformuna Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Üniversitelerin fonksiyonlarını kalkınmada öncülük yapacak şekilde yeniden düzenlemek gerektiğini düşünüyorum. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak, öğrencilerimizin burs, yurt ve harç sorunlarını düzenleyecek yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Ayrıca, ara eleman ihtiyacı bugün Türkiye’de çok yoğun hale gelmiştir. Bunların da, üniversitelerimizin her yerde açılmasını sağlarken bu alandaki ihtiyaçların da yeniden düzenlenmesinin mutlaka gerekli olduğunu ifade etmek istiyorum” diyerek dile getirmiştir.

Teröre Karşı Eğitim

Muhsin Yazıcıoğlu ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan terörün çözümü konusunda da yerinde bir öneriyle bu konuda eğitimin önemine dikkat çekmiştir. Yazıcıoğlu bir röportajında “Terör örgütü cehaletten ve eğitimsizlikten faydalanıyor. Eğitimsiz kimse bırakmamalıyız. Herkes Türkçeyi en iyi şekilde konuşabilmelidir. Orta ve liselerde terör örgütünün amacını ve terör örgütlerinin yüzünü anlatan terör dersleri müfredata dâhil edilerek gençler bilinçlendirilmelidir. “Terör Enstitüsü” kurulmalıdır. Enstitü bünyesinde terör kütüphanesi ve sergi salonu bulunmalıdır ” demiştir. Yaşadığımız coğrafyada terör sorununun format değiştirerek sürekli devam edeceği dikkate alınırsa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu makul önerisinin acilen gündeme alınması gerektiğini de vurgulamamız gerekmektedir.

Sonuç olarak; Muhsin Yazıcıoğlu, içinde yaşadığı toplumun gerçeklerini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hayatı boyunca edindiği tecrübelerin ışığında birlikte yaşama duygumuzu geliştirecek, karşılıklı anlayışa dayanan, hür düşünceyi ve üretimi esas alan bir eğitim anlayışına sahip olmuştur. Gelecek nesillerin ruhen ve bedenen sağlıklı olabilmesi için eğitimde milli ve manevi değerlerimize önem verilmesini istemiştir. Bununla birlikte baskıcı, tek tipleştirici bir eğitim sistemine karşı çıkmıştır. Yaşadığımız sorunların çözümünde eğitim yoluna başvurulması gerektiğini vurgulamıştır.

Dr. İsmail YILDIZ

NOT: Bu yazı ilk olarak Sungur Türk Fikir Mecmuası 4. sayısında yayınlanmıştır.

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir