Misak-ı Milli’de Boğazlar Sorunu

Misak-ı Milli’de Boğazlar Sorunu

Boğazlar, Türkiye için çok önemlidir. Boğazlar, Türkiye için menfaat değil, varlık, egemenlik ve güvenlik meselesidir. Boğazlar, Türk toprakları içindedir ve ülke bunlarla bir birlik olur. Çanakkale Boğazı ile Karadeniz Boğazı arası, Türkiye’nin egemenliğine tabi iç sularıdır. İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Türk topraklarıyla çevrili olmasından dolayı, “Türk Boğazları” olarak adlandırılmıştır. Geçmişten günümüze kadar devam eden Boğazlar Sorunu, birçok devletin birbiriyle savaşmasına sebep olmuştur. Çanakkale ve İstanbul Boğaz’larının stratejik öneminden faydalanmak amacıyla Osmanlı Devlet’inin üzerine kurgulanan planlardan biridir. Bu sorunun kökleri 18.yy kadar dayanmaktadır.

            İlk olarak Rusların sıcak denizlere inme politikası ile dikkat çekmiştir. Rusların 18.yy hükümdarı olan Çar 1.Petro Karadeniz ve boğazlara hâkim olmayı istiyordu. Rus Çariçesi ’si 2. Katerina zamanında da devam eden politika Küçük Kaynarca antlaşması ile fırsat yakaladılar. 18.yy Boğazlara hâkim olmayı isteyen tek devlet Rusya olmamıştır.  Napolyon Bonapart’ta gözünü İstanbul’a dikmiştir. Osmanlı-Fransa Savaşı 1798 ‘de Fransız donanmasının Kahire’ye asker çıkartmasıyla başlamıştır. Bu durum çıkarlarına uymayan, İngiltere ve Rusya savaşta Osmanlı’nın yanında yer almıştır.  Savaşın bitmesiyle yapılan antlaşmanın sonucunda İngiltere’ye Karadeniz’de ticaret yapma hakkı tanındı.

Boğazlar sorunu, Osmanlı’nın zayıflama döneminde daha sık gündeme gelmeye başlamıştı.  Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanması ile 1833 yılında 2. Mahmut Ruslardan yardım istemek zorunda kalmıştır. Osmanlı devletine yardım eden Rusya, karşılığında Hünkâr İskelesi antlaşması ile boğazlar üzerinde bazı konularda söz hakkı kazanmıştır. İngiltere ise Rusya’nın boğazlarda söz hakkına sahip olmasını istemiyordu. Bu durumu kendi lehine çevirmek için girişimlerde bulunmuştur. Bu sırada yeniden ayaklanan Mehmet Ali Paşa’nın durumunu fırsat bilen İngiltere yardım teklifinde bulunmuştur.1840 yılında Londra Konferansı ile Avrupa devletleri Mısır sorununu çözüme kavuşturmak için toplandı. 1841 yılında ise Hünkâr İskelesi antlaşmasının süresi dolmuştu. İngiltere, Rusya ile yeniden antlaşma imzalanmasını istemiyordu. Londra’da yeniden bir konferans toplandı. Osmanlı Devleti, İngiltere, Avusturya, Rusya, Prusya ve Fransa’nın katılmasıyla ‘’Londra Boğazlar Sözleşmesi’’ imzalanmıştır.

Bu sözleşmeye göre:

– Boğazlar Osmanlı egemenliğinde kalacaktı,
– Boğazlar barış zamanında bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı, ticaret
gemilerine açık olacaktı.

İstanbul’un fethi ile boğazlarda tek söz sahibi Osmanlı iken bundan sonraki devre ise boğazların milletlerarası bir rejime tabi olmasıdır. Büyük devletlerarasında ise çekişmeler artmaya başlamıştı. 1853 yılında ise Rusya’nın Eflak ve Boğdan’ ı işgal etmişti. Bu durumdan rahatsız olan Avrupa devletleri Rusya’yı korkutmak için boğazlardan savaş gemisi yollamıştır. Rusya ise Boğazlar Sözleşmesi ihmal edildiğini iddia ederek Osmanlı ile Kırım Savaşı için girişimlerde bulundu. İngiltere ve Fransa savaşta Osmanlı’nın yanında yer alması ile savaşı kaybetmiştir.  Rusya ‘nın yenilmesi ile 1856’da Paris Barış Konferansında Paris Antlaşması imzalanmıştır. Karadeniz ve Boğazlar yeniden ele alındı

Antlaşmanın 11,12. ve 13. Maddesi: 

  1. Boğazların kapalılığına dair 1841 Londra antlaşması aynen yürütülecek,
  2. Karadeniz tarafsız duruma getirilecek, bütün devletlerin ticaret gemilerine açık fakat savaş gemilerine sürekli kapalı olacak,
  3. Osmanlı Devleti ve Rusya Karadeniz’de donanma bulunduramayacağı gibi tersaneleri yıkıp yenilerini yapamayacaklar, sahil muhafazası için en büyüğü 300 tonluk altışar, 200 tonluk dörder gemi bulundurabileceklerdir.

Rusya ise bu antlaşma ile boğazlar üzerindeki hakkından vazgeçmiştir. Bu duruma karşı çeşitli girişimlerde bulunmuştur. 1870-1871 arasında Fransa Almanya arasında savaş çıkmıştır. Bu fırsattan yararlanan Rusya ise Paris Antlaşması tek taraflı fes etmişti. Hiçbir hukuku dayanağı olmayan karar için yeniden bir konferansın toplanması kararı alınmıştı. 1871 Londra Sözleşmesi imzalanmıştır.1856 Paris antlaşmasının boğazlara ait hükümlerinde değişiklik olmamıştı.  1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda Avrupa devletlerinin karışması üzerine 1878’de toplanan Berlin Konferansında boğazlar rejimini değiştiren bir karar alınmadı; 1871 Londra antlaşması hükümlerinin yürürlükte olduğu belirtildi. Berlin konferansından Birinci Dünya savaşına kadar geçen devre sırasında Boğazlar rejiminde yine bir değişiklik olmadı. 1914 yılına kadar devletlerarasındaki hâkimiyet yarışı devam etmiştir.

“Boğazlar Meselesi” I. Dünya Savaşına sebep olacak derecede önemli bir mesele olmuştur. Çünkü 19. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri arasında başlayan bloklaşma hızla devam etmiş, büyük devletlerarasında çeşitli karşılıklı menfaatler elde etme görüşleri yapılmaktadır. Rusya ise, savaş gemilerine kapalılığı 1878’deki Berlin Antlaşması ile belirlenen Boğazların, kendi lehine çalışması için 20. yüzyılın başlarında çeşitli faaliyetlerde bulundu. Bunlardan birisi de daha sonra I. Dünya Savaşının çıkmasının perde arkası sebeplerinden olan, Eylül 1908’de Rus Dışişleri Bakanı ile Avusturya Macaristan devletini Dışişleri Bakanlarının Buchlau’da yaptıkları görüşmelerdir.

 Burada varılan anlaşmaya göre, Avusturya Macaristan’ın Bosna Hersek’i  kendi topraklarına katmasına Rusya karşı çıkmayacak, buna mukabil, Avusturya-Macaristan devleti, Rusların istediği, 1878 Berlin Antlaşmasının değişmesine razı olurken, Boğazların Rusya lehine açılması durumunu bu antlaşmayı imzalayan diğer devletlerle beraber  kabul edeceklerdi. Avusturya’nın Bosna Hersek’i 1908 Ekiminde kendi sınırlarına dahil etmesi, Rusya ile yaptığı anlaşmaya uygun değildi. Zira Avrupa devletleri Boğazların açılmasını onaylamadan ilhak işi olmuştu. Bu olay ise Rusya’nın Avusturya’ya büyük tepki göstermesine sebep olmuş, ilhakın şiddetle karşısında olan Sırbistan’ı desteklemiştir. Bosna-Hersek bunalımı süresince, Avrupa’da büyük gerginlik olmuştur. Öyle ki, bu bunalımla I. Dünya Savaşının tohumları ekilmiş, Rusya Sırbistan’ı desteklerken İngiltere ve Fransa Rusya’yı destekleyip, Almanya da Avusturya’yı tutarak1914’lü yıllara gelinmişti1

1.Dünya Savaşı, 20. yüzyılın ilk büyük uluslararası savaşı olarak göze çarpmaktadır. Habsburg Arşidükü Franz Ferdinand’ın suikasta uğraması savaşın fitilini ateşledi. I. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa, Sırbistan ve Rusya İmparatorluğu’nun oluşturduğu daha sonra İtalya, Yunanistan, Portekiz, Romanya ve ABD’nin katıldığı İtilaf Devletleri, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın oluşturduğu daha sonra Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan’ın katıldığı İttifak Devletleri’yle savaşıydı. Osmanlı Devleti savaş başında tarafsızlığını koruyordu. İlk ittifak teşebbüsü İngiltere ile yapmak istedi ama teklifi reddedildi. İkinci teklif ise Fransa’ya yapıldı buda kabul edilmeyince Almanya’ ya doğru itildi. Almanya’nın savaşı kazanacağı mutlak gözle bakan paşalar bulunmaktaydı. Bu fırsattan yararlanarak kaybedilen toprakların geri kazanılacağı düşünüldü. Almanya ile müttefik antlaşması imzalanınca önce İtilaf Devletleri donanmasından kaçarak tarafsız ülke Osmanlı limanlarına sığınan Goben ve Breslau adlı iki Alman zırhlısı içindeki Almanlara Osmanlı kıyafeti giydirilip Karadeniz’e gönderilir; Karadeniz’deki Rus limanları topa tutulur. Böylece Osmanlı, 1. Dünya Savaşı’na girmiş olur. Osmanlı birçok cephede savaşmıştır. En çok kaybını Çanakkale’de vermiştir. Çanakkale’nin öneminin farkında olan Osmanlı en büyük direnişini burada göstermiştir. Çanakkale Savaşları, tarih boyunca jeostratejik açıdan hep önemli olan Türk Boğazlarının en kanlı savaşlarıdır. Toplam yarım milyona yakın insanın kaybedildiği, Osmanlı’nın en değerli evlatlarını ve neredeyse bir kuşağını kaybettiği bu savaşın ana nedenleri:

Osmanlıların Boğazları bütün gemilere kapatmış olması, Rusya’yı Karadeniz’e hapsetmiş ve zor durumda bırakmıştır. Bir yandan Almanlarla savaşan Rusya’nın Osmanlılarla savaşacak gücü kalmamıştır. Rusya ile bağlantıyı sağlamak üzere kilit konumda bulunan Türk Boğazları yolu, mutlaka açılmalıdır.

             İngilizler her ne kadar Rusya ile müttefik iseler de, Macaristan ovasına inerek Almanlar karşısında başarı kazanmış bulunan Rusların Türk Boğazları’nı ele geçirip buradan bir daha çıkmamaları ihtimalinden kuşkulanmışlardır. Bu bölge stratejik olarak uzun vadeli çıkarlar açısından o denli önemlidir ki, bu savaşta müttefik dahi olsa, Rusya bu bölgeyi ele geçirmemelidir. Hatta İngilizler, Rusya’nın Türk Boğazları’nı aldıktan ve İstanbul’u ele geçirdikten sonra Almanlar ile anlaşıp savaştan çekilmesinden dahi endişe etmişlerdir. Tüm bunlara rağmen savaşmaya devam etmişlerdi. İtilaf Devletleri Çanakkale ile savaşın biteceğini düşünüyordu, Osmanlı’nın zafer kazanmasıyla büyük bir yıkıma uğramıştı. Çanakkale Zaferi ile savaşın süresi uzamıştı. Çanakkale’de önemli zaferler elde edilmesine rağmen Almanya’nın yenik düşmesi ile Ateşkes antlaşması imzalamak zorunda kalınmıştı. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması 30 Ekim 1918 tarihinde imzalandı. Bu mütareke ile savaş sona eriyor ancak, Osmanlı Devleti’nin savaş gücünün tamamen yok edilmesi, hayat ve can damarları olan boğazların tamamen kendi kaderine bıraktığı bir anlaşma olmuştur.

Bu antlaşmanın boğazlar ile ilgili maddesi:

  • Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ nın açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini, Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacak.

   

            Görüldüğü gibi bu antlaşma, bir Ateşkes Anlaşması’ndan çok, kayıtsız şartsız teslim belgesini taşıyan ve ül­kenin paylaştırılması için gereken her türlü kolaylığı taşımaktadır.

 

İtilaf Devletleri söz konusu anlaşmayı ileri sürerek Anadolu’nun bazı yerlerine, bu kapsamda İstanbul’a da asker çıkardılar. Osmanlı Devleti’ni çok sıkı olmayan bir denetim altına aldılar.

Anadolu’da her geçen gün güçlenen Kuva-yı Milliye hareketleri ile İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın toplanarak önemli kararlar almaya şevk etmiştir. Bu durum Misak-i Milli kararları ile sağlanmıştır.

Misak-ı Milli, Türklerin Kurtuluş Savaşının siyasi manifestosu olan altı maddelik bir bildiri adıdır. İstanbul’ da toplanan son Osmanlı Meclisi tarafından bu bildiri 28 Ocak 1920 yılında oybirliği ile kabul edilmiş, kabul edildikten sonraki 17 Şubat’ ta kamuoyuna açıklanmıştır.

            Bildiri, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdirecek olan barış antlaşmasından Türkiye’nin kabul ettiği askeri şartları içerir. Bildiri Mebusan Meclisinde “Ahd-ı Milli Beyannamesi” adıyla kabul edilmiş, daha sonradan ” Misak-ı Milli” olarak adlandırılmıştır. Her iki deyim de “Milli Yemin” anlamına gelir.

 

Misak-ı Millî ‘nin ana hatları Erzurum Kongresi (22 Temmuz – 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.

 

Sivas Kongresi’nin talepleri doğrultusunda Osmanlı Hükümeti  11 Eylül’de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu’nun her ilinde Müdafaa-i  Hukuk Cemiyeti’nin gösterdiği adaylar  kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar halinde Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son halini aldı.  Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey (Gerede) aracılığıyla İstanbul’a gönderildi. 12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak’ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat’ta Edirne mebusu Şeref Bey’in önerisi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırıldı

 

Kabul edilen Misak-i Milli kararlarında boğazlar ile ilgili olan maddeler:

  1. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının güvenliğinin sağlanması şartı ile Boğazların dünya ulaşım ve ticaretine açılması için bizimle birlikte, ilgili devletlerin verecekleri kararlar geçerli olmalıdır.
  2. Ticaret Gemileri ve uçakları barış zamanında Türk Boğazlarından geçiş serbestisine sahiptirler;
  1. Savaş gemileri ve uçakları barış zamanında Boğazlardan geçiş serbestisine sahiptir; ancak Karadeniz yönüne geçişte savaş gemileri için sınırlama vardır.
  2. Savaş zamanı: Türkiye, Muharip değilse tarafsızlık haklarını geçişi engelleyecek şekilde kullanamaz; Türkiye Muharip ise; tarafsız devletlerin ticaret gemileri düşmana yardım götürmüyorlarsa geçebilirler; savaştığı devletin gemilerine karşı Türkiye, her türlü hakkını kullanabilir.
  3. Boğazlar çevresinde belirli bölgeler askerden arındırılmıştır.
  4. Antlaşmanın öngördüğü düzene uyulmasını başkanının Türk olduğu bir komisyon denetleyecektir.

 

      Bu durum İtilaf Devletlerini daha etkin hareket etmeye zorladı. Türk milletinin kalıcı bir barış için gerekli gördüğü asgari şartları kapsayan Misak-ı Milli’nin ilan edilmesi İngiltere’nin barış için düşündüğü modeli Sevr Antlaşması riske atınca İngilizler 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u tamamen işgal ettiler. Meclis-i Mebusan a baskın yapan kuvvetler, milletvekillerini tutuklayarak sürgüne yolladı. Padişah Vahdettin Meclisi feshetmek zorunda kaldı. İngilizler amacına ulaşmıştır. Mondros ile işgale açık hale getirdikleri Osmanlıyı Sevr  Barış Antlaşması  adı altında tamamen egemenlikleri altına soktu. Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan İtilaf Devletleri, yenilgiye uğrattıkları Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile derhal barış antlaşması imzaladıkları halde, Osmanlı Devleti ile yapacakları antlaşmayı Osmanlının nasıl paylaşılacağı konusunda kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle geciktirmişlerdi.

               Sevr Barış Antlaşması 10 Ağustos 1920’de imzalandı. Fakat hiç uygulamaya girmemiştir. Osmanlı devletinin anayasasına göre bu antlaşma kararının kabul edilebilmesi için Osmanlı  Mebusan Meclisi’nde görüşülerek karar bağlanması şarttı. Bu durumdan dolayı hiçbir zaman uygulamaya girmedi. İmzalanan bu acımasız antlaşma ile Osmanlı işgale açık hale geldi. Boğazlar konusunda ise tam bir egemenlik kurulmuştu. Sevr Anlaşması’nın Boğazlar ile ilgili hükümleri 37-61. Maddelerde yer alır. Bu maddelerde özetle şunlar vardır:

  1. Çanakkale, ve İstanbul Boğazı Marmara da dahil olmak üzere, Boğazlardan geçiş barışta ve savaşta, hangi devlete ait olursa olsun, her türlü harp ve ticaret gemilerine açık olacaktır,
  2. Bu serbestinin temini için, Osmanlı, Boğazların kontrolünü geniş yetkileri olan bir Boğazlar Komisyonu’na bırakacak, komisyonun bağımsız bir bayrağı ve bütçesi olacaktır. (Böylece sanki Boğazlar Bölgesinde çokuluslu bir devlet kurulmuş gibi oluyor) Komisyon üyeleri ise: Britanya, Fransa, İtalya ve Japonya’dır. Rusya, Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan da Milletler Cemiyetine üye olurlarsa Komisyona girebileceklerdir,
  3. Komisyon Başkanı, iki yılda bir dört büyük devlet arasında değişecektir. (Türkiye Komisyon Başkanı olamıyor)
  4. Fransa, Britanyave İtalya, Türk Boğazları dolaylarındaki silahtan arınmış bölgede müştereken asker bulundurabileceklerdir

     İngilizler, işgal altındaki İstanbul’da çaresiz kalan son Osmanlı padişahı Mehmet Vahdettin’e Anlaşmayı imzalatmışlarsa da, Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Misak-ı Milli sınırlarını çizmiş ve Sevr’i tanımadığını bütün dünyaya ilan etmiştir. Misak-ı Milli bütün dünyaca kabul edilen bir bildiridir. Bu bildiri ilk defa Londra Konferansı’nda dünyaya duyurulmuştur. Daha sonra Kurtuluş Savaşından başarıyla çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti, hiç uygulanmayan Sevr’in yerine Lozan Anlaşmasını Sevr’den sadece 3 yıl sonra, imzalamayı başarmıştı. Lozan Türk Boğazları ve yakın çevresinde Türkiye’nin egemenlik hakkını önemli ölçüde sınırlamaktaydı. Boğazlar Bölgesi askerden arındırılmakla bu bölgenin nasıl savunulacağı sorusu cevapsız kalmıştı. Dolayısıyla ortada hem Karadeniz’in güvenliği açısından; hem de Türkiye’nin güvenliği açısından önemli bir sorun vardı. Bu sorun, ancak Montrö Sözleşmesi ile çözülebilmiştir. Misak-ı Milli ’ye göre ülkemizin sınırları günümüze uygun bir şekilde çizilmiştir, Değişen şartlar sebebiyle çizilen sınırlardan bazı tavizler verilmiştir. Ama genel olarak çizilen şartlar günümüzün sınırlarıyla hemen hemen aynı olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

KAYNAKÇA:

Haluk Ulman, I. Dünya Savaşına Giden Yol, Ankara 1973, s. 186-18

LOZAN ANTLAŞMASI PERSPEKTİFİNDEN TÜRK BOĞAZLARI MESELESİNE BAKIŞ

Şarika GEDİKLİ BERBER Ekim 2006 Cilt:14 No:2 Kastamonu Eğitim Dergisi

http://www.kirmizilar.com/tr/index.php/tarihten/1846-misak-i-milli  (12 Haziran 2018)

 

Hatice AGVAN

 

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

4 Comments on “Misak-ı Milli’de Boğazlar Sorunu”

  1. Günümüzde hala ilmek ilmek artan bu sorunların güzel bir bilgilendirmesi olmuş. Yazanın eline,yüreğine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir