LA HAVLE

Paylaşın:

                                 LA HAVLE

           Kararmakta olan göğe doğru baktı Nazife. Alt taraftaki ahırdan dolayı etrafa yayılmış tezek kokusunu unuttu birkaç dakikalığına. Gün hangi renge bulanmıştı böyle? Hangi adaletsizliğin hüznü yaşanıyordu şu vakitte? Gözlerini kapattı isteksizce, tezek kokusu gittikçe keskinleşmeye başlamıştı. Duymuyordu Nazife, ne o kokuyu ne de göğün rengini duymuyordu. Ya da duymak istemiyordu, köyün kargaşasından bir böyle kurtuluyordu çünkü. İnek sesleri ve tavuk sesleri yetmezmiş gibi kaz sesleri eklenmişti bir de. Her gün sabahın ışığında giderler, akşamın karanlığı bastırmadan gelirlerdi geri eve. Gözleri kapalı hayal kurarken bir ses geldi aşağıdan.

 “Meneş!”

            Amca kızı Hatice’ydi bu. Nazife’ ye genelde ‘Meneş’ diye seslenirlerdi köyde. Babaannesi her torununa taktığı gibi ona da bir lakap takmış, herkes bu lakapla seslenirdi. Bir tek annesi hariç. Annesi, diğer beş çocukları gibi Nazife’nin de kibar, kültürlü ve benliğini kaybetmeden büyümesi için elinden geleni yapıyordu. Nazife’nin bir küçüğü, yani ailenin altın eşiği son beşiği Elif’in ise lakabı ‘Çiçi Bacı’ydı. Aralarındaki yaş farkı pek fazla olmadığından ikisi vakit geçirir, güzel hayaller kurarlardı.

            Nazife’nin yüzü buruştu hafiften. Ne güzel hayal kuracaktı, hem durmadan soru sorup hayalini bozan Elif de yokken, anı yaşayacaktı. Sessizce sarktı balkondan, hava karardığından yüzünü seçememiş ama sesinden Hatice olduğunu anlamıştı.

 “Meneş az sonra bize gel de ödev yapalım. Babam kahveye gider şimdi.”

 “Tamam annem izin verirse gelirim.”

 “ Gelirken Elif’i getirme bah. O konuştukça konuşur.”

 “Tamam yav tamam, annem izin verecek mi bahalım.”

 “Verir yengem sanki yabancı mıyız.”

            İçeri girdi yavaş yavaş, hava da soğumuştu hem. Annesi sofrayı kurmuş, en büyük ablası da salata yapıyordu. Annesinden izin istemeye korkuyordu. Daha birkaç hafta önce birlikte yaşıyorlardı, ev çok kalabalıklaştığı için ve annesine bir türlü rahat vermedikleri için evleri ayırmıştı iki kardeş. Olanlar kuzenlere olmuştu. Neyse ki yeni evi karşıya yaptıklarından çok hasretlik çekmiyorlardı. Annesi çok kızmazdı ama onların evine gidince bir tedirginlik oluyordu içinde. Nazife anlıyordu bunu, zorda kalmadıkça da gitmiyordu Hatice’gile. Ama bugün gitmek istedi, hazır Elif de ortalarda yokken annesine sordu.

 “Anne.”

 “Ha kızım ?”

 “Hatice çağırdı da, ödev yapmak için. Gideyim mi ?”

 “Git amma ezdirme kendini tamam mı kızım, ardını da unutma. Yatsı olmadan gel.”

 “Tamam anne meraklanma sen.”

            Garip bir şekilde sevinmişti Nazife. Ama içinde anlayamadığı bir sıkıntı vardı ve onu bir türlü rahat bırakmıyordu. Defterini alıp çıktı evden. Beş on adım atmadan amcasının kapısını çaldı. Kapıyı Hatice açmış, onu hemen yüklü odaya almıştı. Kapının gıcırtısından bile tedirgin oluyordu. Ama çocukluk değil mi, bir yanı da gitmek kuzeniyle eğlenmek istiyordu.

  “Meneş bunlar ne biliyor musun ?”

“Sayfa işte, boş sayfa.”

“Yoh öyle değil. Bunlara A4 denir, yarın Ahmet öğretmen performans verirse bunlara yapacanız.”

 “Ha ! Babama derim alır. Ne var sanki şunu almakta.”

 “Hadi bahalım Meneş, gelipte  benden isteme de. Siz çok bilirsiniz istemeyi, hem annem deşirici diyo size.”

“Bana böyle diyeceksen giderim Hatice. Gelmem bir daha ! Sana da A4üne de kalmadım. Konuşma benimle bir daha.”

            Bir hışımla çıktı yüklü odadan. Sıkıntının çıkacağı da buymuş dedi içinden. Hem ezdirmedi kendini, annesinin dediği gibi ezdirmedi. Deşirici de ne demek oluyor ? Annemin elinden hiç salçalı ekmek yememiş gibi konuşuyordu sanki Hatice. Eve girmek istemedi, yatsı da olmamıştı daha. Kapının önündeki büyük taşa oturdu. Arkasına baktığında Hatice ona bakıyordu yüzsüz yüzsüz. Gözlerini kıstı Hatice’ye doğru, pek içinden olmasa da ‘Gıcık’ kelimesi düştü dudaklarından.

  Kardeşinin sesini duydu hafiften, kaçan tüm neşesi yerine geldi. Babasıyla arka taraftan geliyorlardı. Yine bir sürü soru sorarak babasının kafasını karıştırıyordu, adamın yüzü allak bullak olmuştu. Kapının önünde Nazife’yi gören Elif bir şey olduğunu anlamış, gözlerini hemen Hatice’nin penceresine dikmişti. Ama gitmişti Hatice, ya da perdeden izliyordu. Koşarak yanına geldi Elif, babası da rahat bir şekilde eve girecekken Nazife seslendi.

 “Baba!”

 “Ha kızım ?”

 “Bize A4 alsana ?”

 “Hele dur bahalım alırım.”

            Başını öne eğdi Nazife, yine o lafı duydu ‘Hele dur bahalım alırım.’ Alt dudağı yere düştü. Elif sokuldu yanına, anlattı en yakın arkadaşına her şeyi.

 “Az demişin Meneş, ne var ecik daha saysaydın ağzına geleni.”

 “Olsun Elif yine de akrabalarımız, onlar derse bile bizim susmamız gerekir. Küçüğüz biz, anneme deme tamam mı ?”

 “Demem demem.”

 “Hadi içeri girelim.”

            Eve girdi iki kardeş sessizce. Babaları televizyonun başına geçmiş, anneleri mutfakta, diğer kardeşleri ise kendi hallerinde bir şeylerle uğraşıyorlardı. Bir köşeye çekildi Nazife, Elif de onun ardından oturdu hemen. Ne düşüneceğini şaşmıştı. Hatice’nin böyle bir laf etmesini mi, Ahmet öğretmenin ödev vereceğini mi, babasının almayacağını mı? Ödevi verdikten sonra ne olacaktı peki, yapamazsa sınıfta kötü duruma düşerdi. Tek bir umudu kalmıştı: Ahmet öğretmenin performans vermemesi. Yarın hafta başıydı, Hatice’gile geçen hafta verdiyse bize bu hafta vermesi gerekiyor, diye düşündü. Ne yapacaktı şimdi Nazife, ya da ne yapması gerekiyordu? Sabahı beklemek zor geliyordu ona, bir şeyler yapmalı ve unutmalıydı olanları.

  Kolunu Elif’in omzuna attı, kardeşi yamuk dişleriyle başını kaldırıp gülümsedi ablasına. Nazife de gülümsedi usulca, işte dedi içinden, işte bu anı hiçbir şeye değişmem, iyi ki ailem var.

 “Elif!”

 “!”

“Hani yazın seni camiye götürdüydüm, Şakir Hoca bize bir dua öğretmişti neydi o ?”

“La havle ve la kuvvete illa billah.”

 “Afferin gız sana, anlamını da ben söyleyim dur, güç ve kuvvet Allah’a mahsustur. Doğru lee ?”

“He he doğru söyledin. Ama nerden geldi aklına şimdi.”

“Hoca dedi ya hani, içiniz bunaldığında bu duayı okuyup Allah’a teslim olun diye. Diyorum ki bu duayı okuyarak yatalım, o zaman canımızın sıkıntısı geçer belki.”

“Tamam abla, okuyalım. Gel yatağı serek o zaman.”

             İki kardeş güle oynaya yer yatağını sermeye gitti. Ama ikisinin içinde de bir burukluk vardı. Neyin burukluğu henüz anlayamamışlardı ama o burukluğun daha da büyüyeceğine inanıyorlardı. Çünkü Şakir Hoca’nın lafı gelmişti akıllarına ‘İnsan bir kere nefsinin eline verirse ruhunu, gayrisi ruhun değil nefsin lafıdır.’ Hatice artık nefsini dinliyor dedi içinden Nazife. Yoksa neden onlara deşirici desin ki? Yoksa neden kırsın basit bir A4 için akrabasını? Sessizce girdiler yatağa, yorganı başlarına kadar çektiler ki televizyonun sesi duyulmasın. Duayı okuyarak uykuya daldı küçük bedenleri. Kim bilir hangi rüya aleminde gezeceklerdi, hangi duyguların esiri olarak uyanacaklardı sabah.  

***

             “Evet çocuklar, bugün hepinize ayrı ayrı ödev vereceğim. Sizlere verdiğim konuları kapsamlı bir şekilde araştırıp, okuyup, okuduktan sonra da A4 kağıdına el yazısıyla okunaklı ve güzelce yazacaksınız. Anlattığım yazım kurallarına uygun, noktalamalarını koyarak ve anlayarak yazın. Haftaya bugüne kadar süreniz var. Ha bir de ne anladığınızı soracağım güzel bir iş çıkarın ona göre.”

 Yapacağını yapmıştı Ahmet öğretmen, Nazife’nin içini bir korku saldı. Bu korku önceki korkusuna benzemiyordu. Ahmet öğretmenin en gözde öğrencisiyken, en kötü öğrencisi olma korkusuydu bu. Ne yapacaktı şimdi, herkesten bir tane A4 istese, kimse onu çekemediği için vermeyecek gururunu ayaklar altına aldığıyla kalacaktı. Nazife’nin elleri kolları bağlı, gözleri endişe içerisinde, kalbi huzursuz bir şekilde düşünmeye başladı.

            Ahmet öğretmen konuları dağıtıyordu sırasıyla. Sıra Nazife’ ye geldiğinde durakladı birkaç saniye. Aklından ona güzel bir konu vermek geçiyordu. Böylece diğerlerine örnek olacak bir ödev hazırlayacaktı. Hep öyle yapardı Nazife, bir işi en güzel ve en özenli şekilde bitirirdi. Kara gözlerine ve sertleşmiş saçlarına baktı, hafif bir korku sezdi sanki. Ama Nazife ona bakıp gülümseyince yanıldığını anladı, oda gülümsedi.

 “Gelelim sana Nazife, sen de elektrik ve suyun tasarrufunu yapacaksın. Anlaştık mı, göster marifetini bakalım. Güveniyorum sana.”

             Deyip göz kırptı, Nazife de ona sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Verdi ama daha çok endişeye düşmüştü, hoca ona çok güveniyordu ve güvenini boşa çıkaracaktı. Sınıfa rezil olacak ona güvenen yüzleri yere eğdirecekti. Babasını sıkmak istemiyordu, çünkü onun da sıkıntıda olduğunu borcun içinden çıkamadığını biliyordu. Ama “A4 alacak parası vardır.” diye de geçirmiyor değildi içinden.

             Dört gün olmuştu, bir daha söyledi babasına yine o cevabı aldı ‘ Hele dur bahalım Meneş.’ Hep duruyordu zaten Nazife, gözlerinin içine bakıp ondan yardım istiyordu. Ama babası onu hiç görmüyordu. Tüm umudunu kesmişti artık. Hatice’den de isteyemezdi, yapacak bir şey kalmamıştı. Ödevini hazırlamış, güzelce araştırmış ve neredeyse her kelimesini ezberlemişti. Fakat temize geçireceği A4 kağıdı yoktu. Yarın ödevler teslim edilecekti, Nazife’de tüm umutlar tükenmişti, kara kara ne yapacağını düşünken en büyük ablasının test kitabı yere düştü. Kitap yüzüstü bir şekilde düşmüş eski olduğundan arka kapağı yırtılmıştı. Alıp ablasına verecekken test kitabının arka sayfasının boş olduğunu fark etti. Tıpkı A4 gibi bomboş ve temiz bir sayfaydı.

             Teşekkür ederim Allah’ım sana, dedi içinden. O kadar mutlu olmuştu ki, Elif’in onunla birlikte zıpladığını sonradan fark etmişti. Evet somyanın üzerine zıplıyordu iki kardeş, el ele tutuşmuş ve Allah’a dua ediyorlardı. Onları yalnız bırakmayan, yokluk içinde bir şeyleri başarabilmenin hazzını yaşatan Allah’a  şükrediyorlardı.

             Yavaş yavaş yırttı kitapların arka sayfalarını, kimisi büyük kimisi küçüktü ama onları da makasla düzeltecekti. Ödevini yazdı güzelce, sonra Elif’le yatağı serdiler. Bu sefer yorganı başlarına çekmeden ve huzurun sükuneti ile şükrederek okudular dualarını. Çok geçmeden derin bir uykuya daldı ikisi de. Huzurlu ve derin..

Nisa ESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir