KARDEŞLİK VE DAYANIŞMA PLATFORMU DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN YÜRÜDÜ

Paylaşın:

KARDEŞLİK VE DAYANIŞMA PLATFORMU DOĞU TÜRKİSTAN İÇİN YÜRÜDÜ

 Uşak Kardeşlik ve Dayanışma Platformu Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmüne dikkat çekmek amacıyla yürüyüş düzenledi. Uşak Belediyesi önünde başlayan yürüyüş  15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda son buldu. Yürüyüşe birçok sivil toplum kuruluşunun temsilcilerinin yanı sıra Uşak halkı da yoğun ilgi gösterdi. Yürüyüşün ardından 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda Kardeşlik ve Dayanışma platformu adına Alperen Ocakları Uşak İl Başkanı Mehmet SEZER ve Doğu Türkistanlı Uygur Türkü Erşidin ERKİN basın açıklaması yaptı. Program Doğu Türkistan için yapılan dua ile son buldu.

Alperen Ocakları Uşak İl Başkanı Mehmet Sezer’in açıklaması şu şekilde:

“Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Hemşehrilerim,

Uşak Kardeşlik ve Dayanışma Platformu olarak, dünyanın neresinde bir zulüm varsa onu duyurmaya, dünyanın neresinde bir mazlum varsa onun çığlığı olmaya çalıştık bugüne kadar.

Gün oldu Mısır’daki İhvanlar için toplandık, gün oldu Gazze’nin sapan taşlı çocukları için yandı yüreklerimiz. İşte bugün de altmış yıldır Çin işkencesi diye Dünya literatürüne geçmiş işkence metotlarına her yıl yenilerini ekleyerek Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz üzerinde uygulayan Çin’e “Onlar bizim kardeşlerimiz” demek için toplandık. Hz. Ali’nin sözüyle “Zulmü durduramıyorsak bari duyuralım” diye.

“Haksızlık ve zulüm karşısında susan dilsiz şeytandır” diye.

“En büyük cihad zalimin karşısında dikilip sen haksızsın” diyebilmektir diye.

“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltmelidir. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltmelidir.  Buna da gücü yetmiyorsa hiç olmazsa kalbinden zalimlere buğzetmelidir.” diye

“Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder” diye. (Nahl:90)

“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler” diye.

Allah Rasulü nasıl ki hicretinden sekiz yıl sonra muhteşem sahabe ordusuyla vatanı Mekke’ye geri döndüyse bize de bir gün geri döneceğimiz vatandır Doğu Türkistan.

Evet, büyük Türk milletinin ana vatandır, ata vatandır, ruh vatandır Doğu Türkistan.

Doğu Türkistan Uygur Medeniyetinin beşiğidir.

Türk’ün ilk Daru-l İslamıdır.

Kaşgarlı Mahmut’tur, Doğu Türkistan; Yusuf Has Hacib’tir.

Ehl-i Sünnet itikadının öncüsüdür, İmam Maturudi’dir.

Osman Batur’da hürriyet aşkıdır Doğu Türkistan.

“Ben Türk’üm, Türk hürriyetsiz olmaz” diyen Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nda yarım bıraktırılmış hayaldir.

Üstad Abdurrahim Karakoç’un dilinde

“Havada yıldız, dağda kar, dört mevsim ötede bahardır üşüyen. Her dağ yamacında mezar, her köyün bağrında pınar, kökü Türklük olan çınar”dır Doğu Türkistan.

Minarelerde buz tutmuş ezandır,

Yaylalarda yağmalanmış töredir.

Yolların hasretle bittiği, gözyaşlarının gönül tasına aktığı yerdir. Bozkurt ilidir, fakat çakallara in olmuştur nicedir.

Sevgili Uşaklılar, biz bu programı Doğu Türkistan’daki zulmü sizlere duyurmak için tertipledik. Şu anda aramızda oradan iki yıl önce, üç yıl önce, beş yıl önce gelmiş; zulmün, işkencenin ve soykırımın canlı şahitleri var. 72 yaşındaki annesi hapiste olan, eşi hapiste olan, çocuklarından iki yıldır hiçbir haber alamayan, ailesinin tamamı toplama kamplarında tutulan Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz var. Ben sözü onlara bırakmak istiyorum. Katılımınız için hepinize teşekkür ederim. “

Alperen ocakları il başkanı Mehmet sezer’in ardından Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmünü duyurmak için İstanbul’dan Ankara’ya yürüme eylemi yapan ve il il dolaşarak bu zulmü anlatan Erşidin ERKİN söz aldı. Erkin’in açıklaması şöyle:

“Adım Erşidin ERKİN. 1985’te Doğu Türkistan Urumiçi’de doğdum. Kendi topraklarımda ben Müslümanım diyemeden büyüdük. Çünkü Türk olmak Müslüman olmak yasakmış. Evet, Doğu Türkistan diye bir toprak var. Doğu Türkistan toprağı Türk Dünyasının ata toprağıdır. Atalarımız bizlere emanet bıraktığı topraklardır. Doğu Türkistan’da eskiden zulüm yapıyorlardı ama artık direkt öldürüyorlar. 1933 yılında Doğu Türkistan’ın 13 milyon nüfusu varken, Türkiye’nin 14 milyon nüfusu vardı. Şuan Türkiye’nin 80 milyondan fazla nüfusu var. Doğu Türkistan’ın ise 25 milyon nüfusu var. Bizim de nüfusumuz 80 milyon olabilirdi ancak şu anda 25 milyon. Bundan 10 yıl önce 35 milyon nüfusumuz vardı. Geçen 10 yıl içinde bu aradaki 10 milyon nüfusumuz yok oldu.

Biz Türk’üz Türklerde kaçmak yok. Her zaman kendi topraklarımıza sahip çıktık. Türklerde bir söz vardır: “Ölmek var, dönmek yok” diye. Bizler her zaman ölmeyi seçtik, hiçbir zaman dönmedik. Zalimin zulmü varsa bizim de Allah’ımız var. Bize sahip çıkan Allah var. Allah’tan başka bir de kan kardeşlerimiz olan sizler varsınız. Biz buna inanarak geldik. Türk olmanın Müslüman olmanın bedelini 8 yaşından 80 yaşına herkes ödediler. Hala da ödüyorlar.

 

            Çinliler her aileye Çinlileştirme politikası ile aile projesi ile bir Çinli ajan yerleştiriyor. Ailelerin erkekleri yok. Onlar sadece ailelerimize değil kızlarımıza namuslarımıza kadar uzandılar. Erkekleri hapse atıyorlar. 5 milyona yakın Doğu Türkistanlı hapishanede. Suçu ise Türk olmak Müslüman olmak. Savaşalım diyoruz, savaşamıyoruz. Tırnak makasına kadar her şey yasak. Mutfakta kullanılan bıçaklar bulunduğu yere zincirli ve seri numara ile denetim altında. Bizim silahımız hiçbir şeyimiz yok. Müslüman olmanın Türk olmanın bedelini kan ile ödüyoruz. Doğu Türkistan’daki annelerimiz bacılarımız kardeşlerimiz, sizin de anneleriniz bacılarınız kardeşlerinizdir. Bizim namusumuz sizin de namusunuzdur. Bizim damarlarımızdan akan kan Türk kanıdır. Buna sahip çıkmak tüm Dünyadaki ben Türküm ben Müslümanım diyen herkesin boynunun borcudur. Ama Dünya buna sessiz kalıyor. Biz sizlerin kan kardeşi değil miyiz? Biz sizlerin Din kardeşi değil miyiz? Çocuklarımızın anne-babaları hapse atılıyor. Çocuklarımıza sahip çıkan yok. Çocuklarımızın dinini, aklını, Türklüğünü değiştirmek istiyorlar.  Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi düşünelim. Elimizi vicdanımıza koyalım. Kardeşlerimiz için ne yapıyoruz diye kendimize soralım. Bunu düşünelim. Biz size bizim için savaşın demiyoruz. Maddi bir beklentimiz de yok. Ölsek de biz ölelim. Ancak siz bizim sesimizi duyurun. Eğer sesimizi daha iyi duyurabilir, bu zulmü anlatabilirsek inşallah bu zulümde duracaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir