Kaide-i Meşhurumuz “Zengin Olmak”

Paylaşın:

Kaide-i Meşhurumuz “Zengin Olmak”

Meseleye bir misal ile başlayacağım. Günlerden bir gün bir delikanlı ve ailesi kız istemeye giderler. Sohbet edilir, söz Allah’ın emri Peygamber’in kavline gelince kızın babası şöyle der:

  • Efendi benim kızı isteyen çok sizin neyiniz var neyiniz yok?

Delikanlı cevap verir:

  • Rahim ve Rahman olan Allah aç bırakmaz kendisini zikredeni. Neyiniz var diyorsunuz. Hiçbir şeyim yok Çünkü O’dur Malik-ül Mülk.

Peki ne var bunda dediğinizi duyuyorum. Evet, ezelden beri kız isteme merasimlerinde kızın babası sorar bu soruyu. Biliyoruz. Neden sorar onu da biliyoruz. Kızının iyi bir yaşam sürmesini, sefil olmamasını ister. Her baba ve her anne gibi… İyi bir yaşam sürmenin tek yahut en önemli koşulu servetimiz midir? Evlilik programlarında –ki hepimiz istemeden de olsa denk gelmişizdir- hanımlar beylere nesin, necisin demeden “evin-araban var mı, maaşın ne kadar” diye soruyor. Acaba bahsi geçen niyetle mi? Bir insanı tanımlayan en önemli sıfat maaşı mıdır? Ya da maaş bir sıfat olabilir mi? Öyleyse neden soruyorlar? Nelerden hoşlanırsın, nereye gidersin, ne seversin umurunda değil kimsenin. Maaşı yeterli bulan çay içmeye ikna oluyor. Aslında günlük hayatta da bu böyle. Çevremizde hepimizin gördüğü şudur; zengin erkek/kız arkadaş, eş arayan birileri… Hiç değilse birçoğumuzun zengin olma hayalleri vardır. İnsanoğlu zenginliği niçin görünende arar? Elle tutulur nesneler için gönül gözünü neden kapatır? Bu dünya hırsı nereye gitmektedir? Soru çok… Cevapları, belki iktisadi sistemler, Karl Marx, Sanayi Devrimi vb. ile açıklanabilir lakin biz iktisatçı değiliz. Evet, kapitalizm bizi “para kazan-para harca” döngüsüne itti ve biz de bu döngüye iyi ayak uydurduk. Bunu inkâr etmiyoruz. Neden ayak uydurduğumuzu da sorgulamıyoruz. Neden kalp kapımızın kulpunu bu sisteme bağladık, budur bizim derdimiz. Kapı kulpu nereden mi çıktı? Çıkar efendim, çünkü o kapının kulpunu oraya bağlamışsanız –ki yukarıdaki örnekler bağladığımızı gösteriyor- o kapı zenginlik ile açılır, zenginlik ile kapanır. Ama neye yarar? Gelin aslında sizin de haberdar olduğunuz bir malumatı farklı bir yolla size satayım –çünkü kapitalizm böyle buyuruyor- ;

“Rahmetli Sakıp Sabancı ne götürdü” der annem. Hakikaten Sakıp Sabancı ne götürdü?  Bildiğim kadarıyla üzerinde Beymen Club takım elbise yerine sade bir kefen vardı. Tabutu altından değildi, olsa da gittiği yerde işine yaramayacaktı. Yanında, servetini paylaştığı eşi dostu da yoktu, yalnızdı. Sakıp Sabancı ölmüştü ve kimse onun zengin olduğu için ölmemesi gerektiğini düşünmüyordu. Ne götürdü anneciğim bu adam? Fani dünyada yaptığı iyilik ve kötülükleri… Ne bıraktı bu dünyaya? Fani dünyada işlediği hayır ve şer işleri… Bakın servetini bırakmadı. Çünkü bilirsiniz birinin vefatıyla tüm varlığı vasilerine kalır, yani onlarındır kalan. Gittiğimiz yerde para geçmiyor. Öyleyse derdimiz, telaşımız son derece anlamsız. Muhakkak aç kalmayacağız, açıkta kalmayacağız, kimseyi de aç bırakmayacağız.

Baba girer söze :
-İyisin hoşsun, peki başınızı sokacak bir eviniz var mı?

Delikanlı cevap verir :
-Yok dersem kızınızı vermeyecek misiniz?

Baba :
-Hayır evlat, ben ev yaptıracağım yeter ki sen kızımı al.

Dünya malı dünyada kalır aziz kardeşlerim. Hakikat nasıl bir insan olduğumuz, nasıl yaşadığımızdır. Hakikat, insan olmaktadır. Birileri bizi kendi kefelerinde ölçsün, tartsın. Asıl zenginliği yüreklerde göremeyenlerin terazileri muhakkak şaşacaktır. Bizim kaide-i meşhurumuz gönül zenginliğidir vesselam.

Ayfer GÜLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir