KADININ ÇALIŞMASI ÜZERİNE BAZI DEĞERLENDİRMELER – 2

Paylaşın:

KADININ ÇALIŞMASI ÜZERİNE BAZI DEĞERLENDİRMELER – 2

                                                                                                                                                      *  Feridun ESER

                 Önceki yazımızda kadının çalışması üzerinde yaptığımız, lehte ve aleyhte, değerlendirmelere bu yazıda da devam edecek ve konuyu tamamlamış olacağız. O yazıda olduğu gibi bu yazımızda da uygulanabilir bazı çözüm önerilerinde bulunacağız.

Toplumda kabaca şöyle bir algı var: ‘Kadının çalışması, iş hayatına girmesi ile erkekler arasında işsizlik artmıştır.’ Bu yargının, az veya çok, bir doğruluk payı vardır; çünkü nüfus belli, istihdam edilecek/ edilen oran da belli! Erkeklerde işsizlik oranının, bir nebze de olsa artması, aile ve toplum açısından ne gibi sorunlara yol açar? Buna verilebilecek cevaplardan biri, işsiz erkeğin evlenemeyeceği, yeni bir yuva kuramayacağıdır. Bu soru ve bu soruya verilecek diğer cevaplar üzerinde de düşünülmelidir.

Buna karşılık, kadının çalışmasının iş hayatında verimi ve kaliteyi artırdığı yönünde bir yargı var. Şüphesiz bu da tartışılabilir. Çalışan kadının gebe kalması durumunda performansının azaldığı, doğumla birlikte iş hayatından koptuğu ve doğum sonrasında da bu kopuşun bir süre daha devam ettiği gerçeği göz önüne alınırsa kadının iş hayatında verimi ve kaliteyi artırdığı yargısı, genel iş hayatı bağlamında, çok da geçerli ve doğru olmayacaktır. Buna bir de son dönemde yapılan bazı yasal düzenlemelerle kadına doğum öncesi ve sonrası verilen yeni izin hakları, kadının çalışmasının iş hayatında verimi ve kaliteyi artırdığı iddialarını zedeler; hatta genel iş hayatı göz önüne alındığında verime ve kaliteye geçici bir süreliğine olumsuz etki eder.

Kadının, doğum sonrasında/ anne olduktan sonra çalışması çocuk için, özellikle bebek ve ilkokul öncesi çocuklar için, ne gibi psikolojik sakıncalar doğurur? Çocuğun sağlıklı beslenmesi, gelişmesi, kimlik ve kişiliğinin, öğrenme süreçlerinin gerçekleşmesine nasıl/ ne gibi etkiler oluşturur?  Bunlar üzerinde de lehte ve aleyhte düşünülmesi gerekir. Öncelikle şuna dikkat çekmek, şunun üzerine düşünmek gerekir: Çocuğu doğurmak annelik için yeterli midir? Veya annelik sadece çocuğu doğurmak mıdır? Çünkü çalışan kadınlar, izinleri bittiğinde kısa sürede tekrar iş hayatına geri dönmekte ve çocukların bakımı başkalarınca yapılmaktadır. Bu durumda çocuk, yeterli anne sevgisi ve anne desteğinden mahrum kalmış olmuyor mu? Kadın/ anne çalışırken çocuğu kim, nasıl büyütmekte, nasıl beslemektedir? Çalışan çoğu kadının/ annelerin aklı, genellikle, geride bıraktığı çocukta kalmaktadır; annenin aklı çocukta iken çocuk, anne ilgisi ve desteğinden uzakta yetişmektedir. Son dönemde yapılan yasal düzenlemelerle, devlet, çalışan anneye çocuğunun bakıcısı için ekonomik destek sağlamakta, ödeme yapmaktadır. Bu ekonomik destek/ ödeme, yapacağımız çözüm önerisi göz önüne alınarak, yeniden daha gerçekçi ve uygun şekilde gözden geçirilmeli ve düzenlenmelidir. Bakıcı için verilen destek/ bakıcıya ödenen ücret, çocuk okula gidecek çağa/ yaşa gelinceye kadar (birkaç seneliğine) anne izinli sayılmalı, anne bizzat kendisi çocuğuyla vakit geçirmeli; bu sürede bakıcı için verilen destek/ bakıcıya ödenen ücret, doğrudan izinli olan ve çocuğuna bizzat kendisi bakan anneye verilmelidir. Yani anne, izinli sayılarak okul çağına gelinceye kadar evinde çocuğuyla ilgilenecek ve devlet, anneye bu sürede ekonomik destek sağlayacaktır. Böylelikle çalışan annenin, işyerinde iken gözünün arkada/ aklının çocukta kalması gibi bir durum da yaşanmayacaktır. Anne, anneliğini yapmış olacak ve böylelikle psikolojik olarak doyuma ulaşmış olacaktır. Çalışan annelerin çocukları, annenin istediği gibi değil bakıcının durumuna göre kimlik ve kişilik sahibi oluyor, yetişiyor ve gelişiyorlar.  Hal böyle olunca çocuklar, annenin/ ailenin istediği gibi yetişmiyorlar.

Konuyu bir de çocuk açısından değerlendirelim: Çalışan annenin, işyerinde geçirdiği vakitlerde acaba bebek/ çocuk ne gibi psikolojik hisler yaşamaktadır? Pedagog, psikolog ve alanla ilgili diğer uzmanların bu konuya açıklık getirmesi gerekir. Çocuğun sağlıklı/ anne ilgisiyle veya anne ilgisinden mahrum/ eksiklik çekerek gelişimi, geleceğin toplumunu nasıl etkiler? Problemli, eksik ve anne/ aile açlığıyla büyüyen çocuklar, nasıl bir kimlik ve kişilik geliştirirler/ sahibi olurlar; bunun topluma yansıması ne/ nasıl olur? Bu bağlamda şu iddia akla geliyor: Ne kadar çocuk yuvası/ kreş varsa o kadar huzurevi olacaktır.

Peki, kadın ne için çalışır? Genellikle verilen cevap, ‘daha iyi/ kaliteli bir yaşam için, çocukların geleceği için, para için’dir. Bundan daha ciddi ve dikkate değer ve yaygın başka cevaplar var mıdır? Kadının çalışmasını, bekar kadın için, evli kadın için, anne için ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Çalışan annenin aldığı ücret, bebekten/ çocuktan ayrı kalmaya değer mi veya ona karşılık sayılabilir mi? Daha iyi/ kaliteli bir yaşam için, çocuğun geleceği için çocuktan ayrı kalmak ne kadar tutarlıdır?

Yukarıdan beri/ hatta önceki yazımızdan bu yana dile getirdiğimiz iddialar, toplumdaki algı ve yargılar iki yönlü olarak, olumlu ve olumsuz etkileriyle iyice tartışılıp, uzman görüşleri, sebepleri ve sonuçlarıyla ortaya konmadan ‘kadının çalışması veya çalışmaması doğrudur/ gereklidir, faydalıdır’ demek pek doğru olmaz; eksik ve hatalı olur. Bu konuda doğrudan ve kalıp yargılarla, diğer görüşe önyargı ile yaklaşmak basitliktir, tekdüze ve yalın yaklaşımdır. Bu tür yaklaşımların da sorunlar çıkaracağı muhakkaktır.

Sonuç:

Kadın, okumalı ve iyi bir eğitim almalıdır. Bu sayede bilinçli bir eş, bilinçli bir anne, bilinçli bir vatandaş yetişmiş olur. Toplum, bilinçli insanlarla gelişir, yükselir.

Kadın, kariyer mi/ iş mi veya çocuk/ ev mi ikileminde bırakılarak modernizmin veya kapitalizmin estirdiği rüzgarla kariyeri/ işi öne çıkarmak diğerini bir kenara itelemek birçok yanlışı/ hatayı, sorunu ortaya çıkarır. Özellikle kariyerin/ işin ön plana çıkarılması, kadını aileden/ evden koparmanın, en hafif deyimle uzaklaştırmanın eşiğine getiriyor. İkisini (kariyeri ve evi) dengede tutarak yaşamak ise kadını zorlar.

Çalışan kadına, özellikle anne olduktan sonra, çocuk okula başlayıncaya kadar (geçici bir süreliğine) izin verilmesi ve kendilerine asgari ücret düzeyinde veya ona yakın bir ekonomik destek sağlanması halinde pek çok kadın herhalde önceliği işe/ kariyere değil çocuğuna, onun yetişmesi ve gelişimine ayıracaktır. Kadın, kendi çocuğunu kendi yetiştirecek, hem çocuk hem anne psikolojik olarak doyuma ulaşacaktır. Kadına böyle bir imkan tanınmalı ve tercih, bireylere bırakılmalıdır. Konu, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde düşünülmeye değer! Birçok gelişmiş ülke, toplumun temeli olduğu için, toplumun bekası için evliliğe ve aileye destek olmaktadır. Evliliğe, aileye, kadına, çocuğa değer vermek topluma, toplumun geleceğine değer vermek, yatırım yapmaktır.

                                                                                                                                                            * Feridun ESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir