Kadim Türklerde Ölüm Algısı

Paylaşın:

KADİM TÜRKLERDE ÖLÜM ALGISI

Her toplulukta olduğu gibi Türklerde de ölüm inancı bulunmakta idi. Ölüm mukadder olarak karşılanmakta ve kurulu düzenin gereği olarak algılanmaktadır.[1] Ölüm “yok olma, sona erme ve ortadan kalkma” ve “bir insanın, hayvanın veya bitkinin hayatının tam ve kesin olarak sona ermesi” anlamına gelmektedir.

Türklerde ölüm korkunç ve felaketli bir hadise değildir.[2]

Türkler, insanın sadece bedenden ibaret olmadığına, her bedenin içinde görünmeyen varlık olarak birer ruhun bulunduğuna inanıyorlardı.[3] Eski Türklerde can ve ruh kavramları “tin” (nefes) kelimesi ile ifade edilmekteydi. Türklerde ölüme uçarak gitmek tabiri vardı.

Bu durum bize gösteriyor ki erken çağlardan itibaren ruhların ölümsüz olduğu inancının Türklerde de hâkim olduğu kanısına varabiliyoruz.

Ölümün çeşitli nedenleri vardı. İnanılan Tanrı’ya karşı gelmek, kötü ruhların ve büyücülerin faaliyetleri, kut’un ya da tinin (ruh) yitirilişi.[4] Kötü ruhlara da ölümün bağlandığını Jean Paul Roux’un şu örneğinde görmekteyiz; “Türkler, ölümü, kötü ruhlar ile birlikte mütalaa etmiş ve yorumlamıştır. Çünkü ölümün gerçekliği, kötü ruhların varlığına endeksli olarak değerlendirilmiştir. Hatta ölüm, Erlik’in görevlileri/ yardımcıları tarafından, insanların ruhunun yeraltı dünyasına götürmek için ele geçirilmesi ve kötü ruhlar tarafından yenilmesi, yutulması şeklinde tasavvur edilmiştir. Bu durum; “şerir ruh yemiştir/kötü ruh yemiştir” sözü ve “Eşimle dostumla görüşemedim, Var git ölüm, başka zaman yine gel, Ölüm ardına düşüp yorulma, Azrail’i gördüm de koç yiğidi yer iken…” ağıtı ile de açıkça vurgulanmaktadır. Hatta ağır hastalık sürecinde olanlar için ise ölümün geldiğinin bir ifadesi olarak “şerir ruh yemektedir/kötü ruh yemektedir” tabiri kullanılmakta ve vücuttaki yaralar da “körmösün ısırıkları” (körmöstün tiştegeni) şeklinde yorumlanmaktadır.”[5]

Ölümle ilgili farklı algılarında olduğunu görmekteyiz bu algıları örnekler ile çoğaltabiliriz. Örneğin; Ruhun ayrılışı metinlerde bazen açık bazen muğlak bir şekilde belirtilmektedir. Ruhun kaybolduğu söylenir ki, bu da etnografya kaynaklarında olağan olmasına karşın yazıtlarda nadir olarak görülmektedir. Biraz daha sık olarak bu örneğe Tuva bölgesinde, ruh için, az fiili ifadesini bulan “yolunu kaybetmek”, “kaybolmak” deyimi kullanılmaktadır. Yine bir diğer örnekte ise ruhlar tarafından kaçırılacağı fikrine atıfta bulunulmuştur. Ayrıca olağan olarak gezgin olan ruhun, uyku sırasında dolaşmaya çıktığı veya bedenden ayrı bir yerde saklanmış olmasından ötürü, yolunu bir daha bulamadığı düşünebilir. Kaybolma, ayrılma fikri yukarıda örneklerde de görüldüğü üzere, Yenisey ve Tuva yazıtlarında adril ve bökme, “ayrıldım”, “yeterince yararlanamadım” şeklindeki kelimelerle oldukça geniş çapta ifade edilmiş bulunmaktadır.[6]

Geleneksel Türk dininde ölüm/obur ruh anlayışı, adından da anlaşılacağı gibi “ölüm” ekseninde ve ölen kimsenin ruhunun ele geçirilmesi, kaçırılması veya yenilmesi olarak değerlendirilmektedir. Ancak ölüme sebebiyet vermeyen kötü ruhların da mevcut olduğu bilinmekte ve ölüm ruhları ile özel anlamda Erlik’in görevlendirdiği ruhlar ve “Aldaçı”lar kastedilmektedir. Ölüm olayının, insan başta olmak üzere canlı varlıkların ruhunun, kötü ruhlar tarafından yenilmesi ve kaçırılması şeklinde yorumlanmıştır.[7]

Rasonyı, Eski Türklerde ölüm halinde ruhun kuş şekline girerek uçup gittiğine inanıldığını, eski metinlerdeki sungur oldu “Şahin oldu” sözünün de bunu ifade ettiğini belirtir.[8] Ölmek yerine “shunkur boldi”, akdoğan haline geldi” deyiminin, İslam dinini kabul ettikten sonra dahi Batı Türklerinde kullanıldığı görülmektedir.[9]

Eski Türk topluluklarında, ruhun, insan bedeninde vücut bulmadan önce kuş şeklinde yaşadığı ve gökte yaşadığı tasavvur edilmekteydi. Bundan dolayı ölüm hali bazen “uçtu” kelimesi ile ifade edilmekteydi.[10]

Bunu Orhun yazıtlarında görmekteyiz. “Babam İl-Teriş Kağan öldüğünde (uçdukta), ben sekiz yaşında kaldım.[11]  Uçma fikri büyük dinlerde ifade edildiği üzere tam bir cennet anlayışını dile getirmekle birlikte yaşanılan yerden göğe yükseldiğini ifade eder.[12]  Nitekim Yakutlarda ölmenin ev değiştirmek, bir yerden diğer bir yere göçmek gibi telakki edildiğini görüyoruz. Ölüm durumu ise, ruhun bedeni kesin olarak terk etmesi görünmekte idi.[13]

Eski Türkler şan kazanmadan ve savaşmadan ölmeyi ise küçüklük sayıyorlardı. Öte yandan savaşta da iyi güçleri temsilen galip olunmalıydı; çünkü savaşta öldürülen önemli düşmanların ruhların öteki dünya da hizmetkâr olarak kullanılmak üzeri balbal haline getiriliyor ve sonra örneğin Kültigin’in Külliyesi’nin doğu girişinden itibaren bir düşmanı ifade eden yontulmuş taşlar dikilmekte idi.[14] Bu durumdan da anlaşıldığı üzere ölüm sonrası bir inanış olduğu anlaşılmaktadır. Yine birçok kaynakta ölen kişinin eşyaları ile gömülmesi bu anlayışı desteklemektedir.

Resim:1 Balbal

 

Eyüp YILMAZ

 

 

KAYNAKÇA

  • Çoruhlu Yaşar, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2015.
  • Gömeç Sadettin, ŞAMANİZM VE ESKİ TÜRK DİNİ, PAÜ. Eğitim Fak. Derg. 1998, Sayı:4
  • Koca Salim, Türk Kültürünün Temelleri, Ankara: Berikan Yayınevi, 2016
  • Kocabaş Yıldız, Eski Türklerde Yas ve Ölü Gömme Adetleri, Türkler Ansiklopedisi, c.3
  • Küçük Mehmet Alparslan, GELENEKSEL TÜRK DİNİ İNANIŞLARINDAN MİTOLOJİYE: “ÖLÜM/OBUR RUHLAR”, Gazi Türkiyat, Bahar 2017/20
  • Ögel Bahaeddin, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2001.
  • Roux Jean Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, Ankara: İşaret Yayınları
  • Yörükan Yusuf Ziya, Şamanizm, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2016.

 

 

[1] Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2015, s.153

[2] Yusuf Ziya Yörükan, Şamanizm, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2016, s.61

[3] Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri, Ankara: Berikan Yayınevi, 2016, s.233

[4] Yaşar Çoruhlu, a.g.e, s.155

[5] Mehmet Alparslan Küçük, GELENEKSEL TÜRK DİNİ İNANIŞLARINDAN MİTOLOJİYE: “ÖLÜM/OBUR RUHLAR”, Gazi Türkiyat, Bahar 2017/20, s.30

[6] Jean Paul Roux, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, Ankara: İşaret Yayınları, 1998,  s.205

[7] Mehmet Alparslan Küçük, a.g.e, s.27

[8] Yıldız Kocabaş, Eski Türklerde Yas ve Ölü Gömme Adetleri, Türkler Ansiklopedisi, c.3, s.67-75

[9] Jean Paul Roux, a.g.e, s.206

[10] Salim Koca, a.g.e, s.234

[11] Bahaeddin Ögel, a.g.e, s. 765

[12] Yaşar Çoruhlu, a.g.e, s.155

[13] Yusuf Ziya Yörükan, a.g.e, s.61

[14] Yaşar Çoruhlu, a.g.e, s.153

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir