İYİLİK HEP BAKİ KALIR

Nisa Eser
Paylaşın:

İYİLİK HEP BAKİ KALIR

    “ Eylül ayının başlarındaydık sanırım, sonbahar yavaş yavaş hissettiriyordu ayazını. Hafif hafif kollarıma değen hazan rüzgarlarından anlıyordum yoksulluğumu. O harabede uyandığımda henüz on yaşındaydım ve hayattan hiçbir beklentim yoktu. Aklımda tek bir şey vardı kışı nerede geçireceğim? Aslında aşağı semtin çocukları hırsızlık yapmamı söylemişlerdi, bu sayede kışı çocuk cezaevinde geçirebilirmişim. Fakat ben bu suçu işlemeye çok korkuyordum, başkasının malını çalmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Başka bir çözüm bulmalıydım. İçimde dağ gibi sıkıntıyla karton toplamaya çıktım.

             İnsanlardan hiçbir beklentim yoktu, hatta onlardan nefret bile ediyordum. Bahar aylarında annemi kaybettiğimde kimse tutmamıştı elimden, babamın yüzünü bile hatırlamıyordum. Oturduğum mahalledekiler sanki vebalıymışım gibi uzak durdu benden. Annem hastanede hizmetli olarak çalışırken AIDS hastalığı bulaşmış bir şekilde, daha önceden de kanseri atlattığı için bünyesi kaldırmadı demişlerdi bana.

            Birkaç yardım sever yemek bırakıyordu kapının önüne, zamanla onlar da bırakmaz oldu. Sırt çantamı alıp başka bir yere gitmek zorunda kaldım, benim gibi kimsesiz çocuklarla arkadaşlık yapıp onların kaldığı yerde kalmaya başladım. Annemi ve babamı sorduklarında tanımıyorum derdim hep. Kimse de merak edip daha fazla deşmezdi yaramı. Arkadaşlarım çöplerden kartonları toplayıp büyük bir abiye veriyordu. Ellerine bir miktar para geçince de markete gidip ekmekle peynir alıyorlardı. Ben de onlarla toplamaya başladım, en azından elime üç beş kuruş geçiyordu. Kış için battaniye ya da mont alabilirdim. Gün geçtikçe sokakları tanıdım, bazen sabah erkenden uyanıp daha çok karton toplamayı hedeflerdim. İşte o gün de öyle yaptım, şehrin içine kadar girmiştim. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakmıştım ilk başta, uçsuz bucaksız bir mavilik karşıladı beni. Sonra kuşlar gibi olmak istedim birkaç dakikalığına, özgürce uçabilmek ve gökyüzünün tadını çıkarabilmek istedim.

            Başımı indirip şehrin kalabalığıyla karşılaşınca hayal kurmayı vakit kaybı diye düşündüm. İnsanlar çok hızlıydı ve hayat akıp gidiyordu, küçücük bedenimle kendimi o kadar çıkmazda hissediyordum ki bir arabanın önüne atlamak bile geçiyordu aklımdan.

            Hissizce yürümeye başladım sokaklarda. Sağda solda gördüğüm kartonları alıp torbanın içine koyuyordum. İnsanlar bana itici ve iğreti gözlerle bakıyordu, ben ise aksine gururlu bir şekilde bakıyordum. Etrafı gezerken gözüme bir çöp kovası ilişti, bir sürü karton vardı etrafında. Büyük bir sevinçle kartonları küçük küçük yırtıp koyuyordum torbama, zıplayıp çöpün  içine doğru baktığımda içinde de karton olduğunu gördüm. Çöp kovasının tutacak yerine dizilerimi koydum, içeri doğru sarkarak alıyordum kartonları. Ama bir yandan da dizimi koyduğum yer acı veriyordu, o acıyı hala unutamıyorum nedense.

            Çöpün içine doğru eğildiğimde bir parfüm kokusu geldi burnuma. Başımı kaldırdığımda güzel giyimli bir adam bana gülümsüyordu. Çok korktum ilk başta, çıktığım yerden indim hemen. Yerdeki kartonları torbaya koyarken,

“Korkmana gerek yok küçük hanım, sadece yardım etmek istedim.” dedi adam. Dilim tutulmuştu, sanki konuşma yetimi kaybetmiştim. Gözlerimin içine bakarak,

“Sanırım kartonlara ihtiyacın var.” dedi ve çöpün içinde kalan kartonları hazırlayıp koydu torbama. Korkudan konuşamıyordum adeta, gülümseyip hızla uzaklaştım oradan. Dedim ki içimden, demek ki iyi insanlar hala var, umut edip güvenebilirim.

            Ertesi gün o adam kaldığımız harabeye geldi ve benimle birlikte beş çocuğu daha yanına alıp bir yurda yerleştirdi. Bazı çocuklar yurttan kaçsa da, o her hafta bizi ziyarete gelirdi.”

             Sunucunun verdiği mendille gözyaşlarını sildi Emine. Törendeki seyircilere baktı gururla ve devam ettirdi konuşmasını,

“İletişimde olduğum arkadaşlarım var hala; Zeliha Erdem başsavcı, Ahmet Gümüş ünlü bir mühendis, Muhammet Erdinç sınıf öğretmeni, Emine Kayhan Nobel Tıp Ödülü almış bir doktor …

             Aldığım bu ödülü tüm arkadaşlarım adına bizi o bataklıktan çıkaran rahmetli  Hüseyin Rahmi Bey’e ve seyirciler arasında oturan eşine armağan ediyorum. Konuşmamı şu sözlerle tamamlamak istiyorum: İyilik her zaman baki kalır ve güzel anılır, ardınızda minnetle anılacak bir yaşam bırakmanız dileğiyle…”

            Emine kürsüden inerken seyircilerin hepsi ayakta alkışlıyordu. Kadınlar gözyaşıyla beraber akan rimellerinin derdine düşerken erkekler de gururla Hüseyin Rahmi Bey’in eşine sarılan Emine’ye bakıyorlardı.

                                                                                                                          Nisa ESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir