İntikam Mı İmtihan Mı?

Paylaşın:

İntikam Mı İmtihan Mı?

    Dedemin kocaman sağ avucunun içindeki küçücük sol elim sıcacık olmuştu. Keşke sağ elimi de tutabilseydi diye geçiriyordum içimden. Şubatın esir aldığı şehrin buz bağlamış sokaklarında yürürken henüz beş yaşındaki aklımdan dedemin öleceği düşüncesi geçti. Dıştan yüzümü ve sağ elimi üşüten şubat ayazına içeriden de dedemin öleceği korkusu eşlik edince içim ürperdi. Çocukça bir yakarış geçti içimden; “Allah Dede ne olur, Ali Dedem ölmesin, babam da geri gelsin” İçimden geçen sesin kalan kısmı dışıma çıktı;

-Dede babam nerede?

-Baban gelecek inşallah.

-Mahir amcam nerede?

-O da gelecek inşallah, evladım. Dua edelim de çabuk dönsünler.

            Yüzlerce defa sorduğum bu sorunun cevabı yerine İnşallah’a bağlanan umutlar cevapmış gibi hiç bıkmadan verilirdi.

            Bakkala girer girmez dedem hemen yaldızlı griye boyanmış şeytan sobasını ispirto ile tutuşturdu. O yüzdendir kocaman kız olduğumda bile dedemi her özleyişimde keşler gibi ispirto kokusu çekip, gözlerimi kapatıp derinlere dalışım. Sonra mor ispirto kızıl ateşle birleşip de sarhoş edici kokusundan vazgeçince sağ elimden kızıl ve kımıl kımıl bir sıcaklık tutmaya başladı. Üstüne bir de bakkal denen cennetin kokusuyla dedemin öleceği korkusu da uçunca sadece çocuklara özel cennet kapısı aralanmaya başlamıştı. Onlarca lezzet halaya kalkmış duyularıma düğün şenliği düzenliyordu; Şekerli sakız, vanilyalı gofret,  fındıklı çikolata, meyveli şeker, kremalı bisküvi, kaymaklı lokum çıkmışlar meydane, hepsi de birbirinden merdane …(Tabi bu cümlelerin beş yaşın görgüsü otuz beş yaşın algısı ile kalemden aktığını hatırlatmakta fayda var sevgili okur.) İşte o lezzet halayına kalkmış nimetlerden biri az sonra damağımda muradına erecekti.  Ah! Bu çocukluk ne kadar cehennemin ortasında kalırsa kalsın Hafiz mutlaka onları kaçıracak bir cennet buluyordu. Dedem ısınan sobanın yanındaki ahşap sandalyeye beni oturttuktan sonra kapıdaki kapalı levhasını açık’a çevirdi. Sobanın üzerinde ıhlamur demledi. Sonra ahşap sehpanın üzerine bir gazete kağıdı açtı ve yolda gelirken aldığı sıcak simitleri çıkardı. Tel dolaptan zeytin, peynir ve tahin helvası, bal ve kaymak çıkardı.

-Bunları bitirmezsen gofret yok, dedi.

            Her şey çok güzeldi ama o ıhlamurun iç bayıltan rayihası iştahımı kaçırmıştı. Lakin bir şeyi sevmediğini belli etmenin çok ayıp olduğunu annemin devrilen bakışlarından çoktan öğrenmiştim.  Hep olduğu gibi uslu ve uyumlu davranarak dedeme göre atom bana göre bir ton kahvaltıyı yaptık. Dedem ne bulursam yememi, yemezsem hasta olacağımı büyüyemeyeceğimi söylüyordu. O zamanlar obez olmak semiz olmak demekti. Şişmanlık hastalık değil güç ve sağlık alameti sayılıyordu. Ben ise kara kuru kız olarak o payeye hiç erememiştim. Meğer her çağda olduğu gibi o yıllarda da insan yanılıyormuş. Hatta dedem bile. O dönem her şeyi biliyor sandığım dedem aslında ne çok şey bilmiyormuş. Mesela sanayi devriminin enayi devrimi, hırsın hırsızlık, şekerin zehir, ilacın katil, alimin cahil olduğunu bilmiyordu. İyi ki de bilmiyormuş. Belki bilmediğinden bazı hastalıklardan muaftı dedem.  Şeker, tansiyon, kanser gibi çağın vebası olan hastalıkları hiç tanımadan ölmüş idi. Aslında dedem iyi de bir sigara tiryakisi idi. Keyifli zamanlarında pipo içerdi kederli zamanlarında tütün sarardı. Lakin o yıllarda sigaranın da katil olduğu hakkında şüpheler vardı ama henüz kanıtlanmış bilgi yoktu. O yüzden suçu ispatlanmadığı için dedemin katili sigara da olmayacaktı.

            Neyse biz yine şeytan sobasının ısıttığı bakkala dönelim. Kahvaltı bitmiş, ben vanilyalı gofretin varlık sebebini hazmederken bir yandan da cam fanustaki rengarenk akide şekerlerinin şeffaflığından içeri dalıp yüzüyordum.   O sırada üç esmer genç adam şubat ayazı gibi destursuzca içeri girdi. Sakalları, postalları, parkeleri ve öfkeleri birbirinin aynı gibi görünen üç dev adam. Belki onlar dev değildi ama ben çok küçüktüm. Küçüklerin görevi ise hep büyüklerden kaçmak ve saklanmaktı. Ben de öyle yaptım ve cam şekerleme fanuslarının arkasından ürkek gözlerle onları izlemeye başladım. Üç dev adam neden ve kime bu kadar öfkeliydi bilmiyordum. İçlerinden biri;

-Babalık yarın bu mahalledeki bütün dükkanlar gibi seninki de kapalı olacak, anladın mı? Dedi.

-Evladım oturun bir ıhlamur ikram edeyim size. Isının biraz. Ondan sonra söyleyin meramınızı. Sakin olun bakın burada bir ihtiyar bir de körpeyiz.

-Vaktimiz yok bey amca. Sen dediğimizi yap yeter.

-Evladım yapmayın asilikle, adillik bir arada olmaz. Papaza kızıp halkı eziyorsunuz. Bakın sık sık elektrikler gidiyor, insanlara mum, ispirto,  kibrit lazım oluyor. Ya yandaki eczane kapanırsa ne olur? Belki sizin yüzünüzden bir hasta ölecek?  Hatalar böyle düzelmez.  Hadi size bir ıhlamur ikram edeyim içiniz ısınsın. Bilirim gençlik ateşiniz var içinizde o üşüdüğünüzü hissettirmez ama torunum var bakın korktu sizden. Siz bizi mi kötüleri mi cezalandıracaksınız? Bakın daha şimdiden bir ihtiyarın ve körpenin yüreğini hoplattınız.  Dünyanın en etkili silahı merhamet ve iyiliktir. Zulüm, öfke ile yara sarılmaz.  Hadi diyelim hepimiz kapattık, çare olacak mı? Eğer çare olacaksa bir gün değil bir yıl kapatalım.  Sanıyor musunuz ki bir tek siz acı çekiyorsunuz da bir şifacı sizsiniz. Biz de acı çekiyoruz biz de çare arıyoruz. Evladım cennet cinnetle getirilmez. Sabırla, emekle, iyilikle, disiplinle, ahlakla, hakkaniyetle, adaletle gelir. Burası cephe değil burası sizin de bir zamanlar bilye oynadığınız,  çember çevirdiğiniz mahalleniz. Allah zulmedenleri sevmez.

             İçimde hiç durmayan bir itiraz “Off dede ıhlamuru sevmiyorlar belki de, horoz şekeri versen seni dinleyecekler” diyordu.  İtirazım ve düşüncelerim sadece gözlerimden akardı. Lakin onu da kimse anlamazdı. Yine de dedemin beyaz sakalı ve ağarmış tecrübesi onların öfkeli yüzünü, toy tavırlarını bir nebze aydınlatmıştı. İçlerinden yüzü en aydınlık olanı fanusların arkasında saklanan ürkek gözlerime göz kırpmış idi. Sadece o gözlerimi okumuş idi. Bir daha da kimse beni gözlerimden anlamayı beceremedi.

-Bey amca biz de istemezdik böyle olsun ama elinde silah olanlara çiçekle koşamıyorsun. Kaç yoldaşımızı katlettiler biliyor musun? Ölümleri durdurmak için öldürmek, zulümleri durdurmak için zorba olmak zorundayız.  İlk cinayeti biz işlemedik.  Eğer bu devrim olmazsa insanlık daha çok acı çekecek. Kurtuluş devrimde, eşitlikte, işçilerin ve emekçilerin yönetiminde. Herkesin iyiliği için yarın burada olma! Bu arada ıhlamur sevmem. Ama ortam düzelince çayını içmeye gelirim. Hem Allah zulmedenleri sevmiyor da neden bunca zulmü seyrediyor? Allah ya buraları terk etti ya da zalim biri.

            Dedi ve geldikleri gibi hızlı bir şekilde çıktılar. Bana göz kırpan genç adam çıkarken bu defa gülümseme ekleyerek gizlice selam verdi. Ben ise tepkisiz bakakaldım. Kesin o horoz şekeri seviyordu. Dedem onu anlamamıştı o da dedemi. Ama biz birbirimizi anlamıştık.

            Ertesi günü dedem yine evden çıktı. Bu defa beni yanında götürmedi. Nereye gittiğini kimseye söylemedi.  Yıllar sonra öğrendik ki, dedem bakkala gitmiş ama kapısındaki “Kapalı”  levhasını değiştirmemiş. İçeride oturmuş Kur’an okumuş, dua etmiş.  Ve sokakta başlayan çatışma sırasında askerlerin kovalamasından kaçan o devrimci genci bakkalın kapalı görünen kapısından içeri çekivermiş ve depoya saklamış. Ve demiş ki;

-Evlat ben de bu ülkeyi çok seviyorum. Tıpkı senin gibi. Öyle seviyorum ki, sağı-solu, dalı-kolu, deli-dolu, alı-moru, dikeni-gülü ne varsa ayırmadan.  Bunu öğrenmek için bu sakalları ağartmam gerekti. Büyük oğlum subay, küçük oğlum devrimcilerin safında. Hangi oğlum zarar görse yüreğim yanmaz? Biri sağ diğeri sol kolum.  Evladım siz düşman değilsiniz biriniz sağ kanat diğeriniz sol kanatsınız. Tek kanatla uçulur mu hiç? Artık bırakın birbirinizi kırmayı da uçmayı deneyin. Şimdilik burada saklan gece çıkarsın ve ortalık durulunca ıhlamurumu içmeye gel. Çünkü insanın sevmediği her şeyde onun için bir şifa mutlaka vardır.  Başta iğrenirsin sonra alışırsın en sonunda da anlarsın ve seversin. Dediklerimi unutma ne sağdan gidince ne soldan gidince insanlık kurtulur. İnsanlık ancak dengeyi ve haddini bilince kurtulur. Hadi evlat zalim dediğin Allah seni kurtarmam için beni gönderdi sen de O’nun merhametine inan ve Onun kurtarıcı elçisi ol. Çünkü Allah’ı nasıl istiyorsak öyle bulacağız.  Bu başa gelenler intikam değil sadece imtihan. İsyanı bırak ve imtihanı geçmeye bak.                                                                                                                               

Emel HAKK

One Reply to “İntikam Mı İmtihan Mı?”

  1. “Evladım siz düşman değilsiniz biriniz sağ kanat diğeriniz sol kanatsınız. Tek kanatla uçulur mu hiç? Artık bırakın birbirinizi kırmayı da uçmayı deneyin.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir