HALİMİZ ÜZERİNE BİRKAÇ KELAM…

Paylaşın:

HALİMİZ ÜZERİNE BİRKAÇ KELAM…

Hafta sonu Açık Öğretim sınavında görevliydim. Görevli olduğum sınıfta sınava gelen öğrenci “Hocam iki dersim kaldı yardım edeceksiniz değil mi?” Diye sordu. Hayır, cevabını verince genç delikanlı “Ama hocam ben şimdiye kadar böyle dersleri geçtim hem bu iki dersi verirsem imam olacağım.” dedi…

Delikanlının bu sözleri belki de halimizin özetini yansıtıyor…

Öyle bir toplum haline geldik ki artık helal-haram, doğru-yanlış, hak-haksızlık, yalan-gerçek, gibi kavramlar kişiden kişiye, olaydan olaya hatta zamana göre bile değişmektedir. Bu değişimden nasibini almayanlar da en basit ve hafif haliyle “enayi” olarak nitelenmektedir…

Yukarıdaki öğrencinin talebi gibi hemen hemen her gün aynı taleplerle karşı karıya kalıyoruz. Torpilin yerine “referans”, rüşvetin yerine “aracılık ücreti”, kopyanın yerine “yardım” kelimesini koyarak bu kavramları normal hale getirdik. Aslında bunu yaparken yarınlarımızı/mayamızı/kodlarımızı yitirdiğimizi göremedik…

Nerde hata yaptık…

Kimimiz devletin bekası için Hak’dan-doğrudan ayrılırken sessizce izledi…

Kimimiz kendisine dokunmadığı için yapılan zulümlere/haksızlıklara sessiz kaldı…

Kimimiz o bizden diyerek yapılan yanlışa göz yumdu…

Kimimiz eskiden daha fazla yapılıyordu bu kadarı normal diyerek olanlara göz yumdu…

Ve sonuç…

Hep birlikte biz bu ülkeyi ve gençlerimizi bu hale getirdik…

Suçlu aramaya gerek yok. Aslında ortada sorun da yok. Zamanla yaşanan bu değişim ve dönüşüm bizim her yanımıza sirayet ettiğinden olayın vahameti nedir farkında da değiliz…

Bazen benim yaşadığım gibi kısmı şok geçirmenize sebep olan olaylar olur. Ama zamanla onları da unutur, onları da sıradan olaylar gibi görmeye başlar, onlara da alışırız…

Sarı öküz hikâyesi gibi bizim hayatımız. Hatırlamayanlar için tekrar yazmak lazım hikâyeyi…

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış. Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış: “Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz”de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.” Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz”ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış. Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk”u istemişler: “Gördünüz mü ne kadar barışseveriz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.” Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk”u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş. Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş. Boz Öküz, Benekli Öküz”ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz”ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”

Evet, belki de hastane de sıra beklemediğimiz o gün kaybetmiştik…

Belki de arkadaşımıza yapılan haksızlığa sessiz kaldığımız gün…

Belki de oğlumuzu işe koymak için referans aradığımız gün…

Sahi siz hangi gün kaybettiniz değerlerinizi/karakterinizi/kodlarınızı…

Muhsin Başkanın helikopteri düştüğü gün, bu ülkede hayat normal seyrinde devam ettiği için bizler 3485 gündür katillerini aramıyor muyuz? Gözümüzün önünde her şey ayan beyan yapılırken sessizce beklediğimiz gün aslında olayı kabullendiğimiz -belki de kaybettiğimiz – gündü de biz bunu anlayamadık…

Yeniden kodlarımıza dönmeliyiz…

Yeniden değerlerimizle buluşmalıyız…

Bunu süratle yapmalıyız.

Aksi halde bugünleri kaybettik yarınları da kaybedeceğiz…

Acele edin değişimi başkasından beklemeyin önce siz düzelin millette düzelecektir…

Allah bu millete yeniden mayasına dönmeyi nasip etsin…

 

       Ömer UMUR

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir