Güzel Hareket Bunlar… Ama Hangisi ?

Paylaşın:

Güzel Hareket Bunlar… Ama Hangisi ?[1]

“Hareket” uzuvlar vasıtasıyla mesafeler katetmek yahut bedende, maddede görülen değişiklik midir? Yoksa Nurettin Topçu’nun dediği gibi insanın iç âlemini değiştirmesi midir? Hareket kabiliyeti olan hayvanlar da bir yerden bir yere gider, mekânlarını değiştirir lâkin insanınkinden farklıdır. İnsan şuurluca hareket ederken, belirli bir amaç için çaba sarf ederken, hayvan şuursuzca sadece içgüdüsel yetileriyle hareket eder.

Hem insanın uzuvları hareket etmeden önce düşünce eyleminde bir aksiyon oluşur. Aynı zamanda da kalbinde. Geçmişte yapılmış yanlış bir hareketin neticesinde insan pişmanlık duyar, üzülür yahut gelecekte yapacağı eylem için bir plân yapar, harekete geçeceği zamanı bekler…

Peki hangi hareket iyi hangisi kötüdür? İnsan uzuvlarını Allah’ın (c.c) emir ve yasakları doğrultusunda kullandığı sürece hareket anlamlılık kazanacaktır. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış kavramlarını içinde barındıran insanoğlundan arzulanan ise her hareketinde rızayı ilahiyeyi gözetmesidir. Eğer Allah (c.c) razı olacak ise her hareket yapılmaya layıktır. Eğer O’nun (c.c) razı olmayacağı bir durum söz konusu ise insan eli kolu bağlı otursun hatta hiç harekette bulunmasın. Ama Hz.Peygamber (s.a.v) ne güzel ifade etmiş: “Yanlış bir durum var ise önce elinle, o da olmuyor ise dilinle, o da olmuyorsa kalbinle düzelt…” Demek ki insan iyi ve kötü davranışları hareketleriyle yaptığı gibi kötü davranışları da hareketleri, kalbiyle de yapar. Dediğimiz gibi hareket sadece gözlemlenebilir eylemi ifade etmez, kalbinde kötü zan bulunduran biri de harekette bulunuyor demektir…

Hz.Hamza’yı (r.a) savaşta mızrağıyla öldürüp ciğerini parçalayan Vahşi’nin eliyle, yalancı peygamberi öldüren Vahşi’nin eli aynı mıdır? Ölüme sebep olan el, birin de hak namına hareket ederken diğerinde zulüm namına hareket etti. Eldeki hareket aynı ama kalpteki  hareket aynı değildi!

“Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen Hz.Peygamber (s.a.v) düşüncesi, Osmanlı’da imarethanelerin yapı taşını oluşturdu. “Bizi aldatan bizden değildir” diyen Hz.Peygamber (s.a.v) sözü ahi ocaklarının sözleşme senedi oldu… Mekke’yi fethe giderken köpek sürüsünü görünce onlar ezilmesin diye ordunun yönünü değiştiren merhamet sahibi sahabe torunlarının asırlar sonrası uğrak yeri oldu kervansaraylar… Vahşi’nin hak namıma hareket ettiği elini, iman gücüyle kim tutmuşsa birlikte hareket etmenin tesiri ile iyilik hareketleri kol gösterdi asırlar sonrası şehirlerde…

Paylaşma üzerine inşa edilen İslam dininde, muhtaç insanlara yardımın bile nezaket doğrultusunda verilmesini emrederken sadece gönüllerin maddi yardımlarla değil manevi yardımlarla olabileceği de vurgulanmıştır. İhtiyaç sahiplerine yapılan yardımda, bir elin yaptığını diğer elin bilmeyecek derecede hassas olunması ise nezaketin zirvesi olmuştur.

Bazen bir tebessümün bile sadaka olabileceğinin müjdesini veren Peygamber’in (s.a.v) günümüz ümmeti maalesef lakayd kahkahaların altında yatan vurdumduymazlığıyla bihaber yaşamaktadır aç komşusundan, eş dosttan… Kırk kapıya kadar komşu hakkı olduğu bilinirken, alt ve üst kattaki komşularımızın ölümünü duymakla yetinir olduk. Kanadı kırık kuşlar için imar edilen vakıfların günümüz temsilcisi ise eşek etlerini insanlara yedirmek için kesildiği mezbahalar oldu maalesef! Hayır için birleşildi lakin hayır sahiplerinin isimleri listeler halinde memleketin en gözde yerlerine asıldı. Samimiyet asrı saadet devrindeki bir hasletti galiba! “Çeşmenden sular akmıyorsa, gözyaşını sun!” diyen şairlerin temsilcisi kalmadı, yağmur duasına çıkar gibi merhamet merhamet diye yaradandan niyazda bulunduk. Zekât kavramı günümüzde unutuldu, sadece toplumun orta gelirli hassas kalplerin lügatında bulunuyor artık. Kıyafet yardımında bulunan şahsiyetler defolu ürünleriyle yoksul çocuklara destek olmaya çalışıyor sağolsunlar! Herkes alışveriş furyasına kapılıp kalabalığa doğru akın ederken, bazı hassas kalpli insanlarda kavimler göçü (hareketi) başladı. Bazıları “indirimli ürüne”, bazıları ise “insan türüne” doğru iç aleminde yola koyuldu…

”Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.” sözünü söyleyen Mevlana’yı örnek alan kalmadı mı acaba? Fırınında Allah (c.c) aşkıyla ekmek pişiren, yoksula parasız ekmek dağıtan Somuncu Baba’yı Anadolu’da bilen var mı ki!? Fakirlere bedava elbise diken hassas kalpli Terzi Baba’yı gören var mı peki?

Geçmişin rahmet rüzgârlarını içimize çekmeye başladık uzaktan uzağa… Gönül köprüleri yapacak Mimar Sinan gibi ustalar yetiştiremedik. Fırınlarımızda Somuncu Baba gibi lezzetli ve bereketli ekmek pişiren ustaları da göremedik.                                                             

Hatalarımızı mimari eser yapacak ustalarda aramadık da zeminlerin yapısında aradık. Somuncu Baba gibi bir zat yetişmiyorsa hata ne unda ne fırındaydı. Ekmek pişiremeyen, aşk ateşinden mahrum kalplerdeydi ama anlayamadık! 

Tek tesellimiz tektük olsa da toplumumuzdaki örnek, güzel insanlar oldu. Onlar manevi ordular kadar kuvvetli, vakıflar kadar kadim insanlardı. Memleketimde bir fırında, hasta olduğu için işine gelemeyen bir işçisinin o gün işine gelmiş varsayıp yevmiyesini evine gönderen fırıncı sahibi Somuncu Baba’nın talebesi hükmünde değil midir? Şehrinde başarılı fakir talebelere bedava okul forması diken esnaf Terzi Baba’nın manevi talebesi değil midir?..

        Ahmet KILIÇ

[1] Ahmet KILIÇ. Dokunmatik Duygular, Akis Yayınevi, İstanbul 2018, s.187.

CF dergisi. Yıl: 2016, Sayı:85, s.19.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir