Gassal

Paylaşın:

GASSAL

            Yedi yaşında başlamıştı Hıdır bu işe. Babası ölü yıkarken onu da yanında götürürdü. Gık demeden, babasının her hareketini izlerdi. Köyün tüm yaşlılarını yıpranmış mermer teneşirin üzerinde görmüştü. Babasının üç kat eldiven giyişini ve kimi zaman ağlayıp kimi zaman sertleşen suratını merakla incelerdi. Bazen midesi bulandırdı Hıdır’ın. İki üç gün beklemiş cenazeleri görünce içeri girmeye korkardı. Musallaya oturup beklerdi babasını caminin avlusunda.

            Gasil haneye her girişinde babasını hatırlardı iç çekerek. Yüreğinde yanan ateş sönmemişti daha. Babasını gözyaşları içinde yıkadığı günü hiç unutamıyordu. İçeri bir sıkıntıyla girip selam verdi. Dinlenme odasında birkaç gassal daha vardı. Üzerini değiştirip onlarla beraber kabinlerdeki havluları, sabunları, gül sularını, tasları, kefenleri ayrı ayrı kontrol edip güne başladı.

             Saat dokuz sularında bir cenaze geldi. ‘Kanserden ölmüş’ dedi cenaze aracının şoförü. Altmış yaşlarında nur yüzlü bir adamdı. Hıdır’ın aklına babası geldi. İstemsizce asıldı suratı. Yanındaki iki gassal yardımıyla yıkamaya başladı. Çok uzun sürmedi tek parça beden. Kefenleyip tabuta yerleştirdiler. Bugün ortalık sakindi, pek fazla cenaze gelmiyordu gasil haneye. Hıdır dışarı çıkıp kadın tarafına doğru baktı. Aksine kadın cenazelerinde kuyruk vardı. Derin derin  nefes alırken cenaze arabası yaklaştı.

            Şoför arabadan inerken üzüntülü bir şekilde ‘Trafik kazası Hıdır’ım. Aman dikkat edin.’ Hıdır elini şoförün omzuna doğru götürüp usulca vurdu. Başını olur anlamında salladı iki kere. Cenazeyi teneşirin üzerini yatırdılar yavaş yavaş. Hıdır ve iki kişi daha adamın üzerini çıkardı. Gassallardan biri yeni başlamıştı işe. Cenazenin halini görünce böğürerek çıktı dışarı. Hıdır endişeyle baktı cenazeye. Her yeri yırtılmıştı, kandan yüzü bile gözükmüyordu. ‘Belli ki emniyet kemeri yoktu Hıdır abi. Allah günahlarına kefaret etsin.’ dedi Hıdır’ın yanındaki genç gassal. ‘İnşallah evladım. Kanları temizleyip abdest aldıralım. Sonra kefenleyip tabuta yerleştiririz. Hadi bakalım. ’

            Zor güç abdest aldırdıktan sonra incitmeden kefenleyip tabuta koydular cenazeyi. Onu dışarı çıkarırken aynı şoför kucağında küçük bir çocukla içeri girdi. Hıdır’ın kulağına  ‘Az önceki adamın oğlu.’ deyip teneşire koydu çocuğu. Öylece kaldı Hıdır. İlk defa çocuk cenazesi yıkayacaktı. İlk defa ölümün, çocuklar için de olduğunu derinden hissedecekti.

           Eldivenlerini değiştirip çocuğun üzerini çıkartan genç gassalın yanına gitti. Ağlıyordu Hıdır. Kendi çocukları geldi aklına. Ölüm ne garip şeydi öyle. Ne zaman nerede geleceği hiç belli olmuyordu. Çare aramayı değil, ardından yaşamanın yollarını bulduruyordu insana. ‘Hıdır Abi iyi değilsen başkasını çağırayım.’ Sesle irkilen Hıdır hiçbir şey demeden çocuğu yıkamaya başladı. Yavaşça kefenledikten sonra tabuta koydu kendi elleriyle.

            Saat on ikiyi geçiyordu. Aniden bir telaş kapladı gasil haneyi. İntihar eden bir genci getiriyorlardı. Daha on sekiz yaşında hayatına son vermişti. Annesi ortalığı velveleye veriyor, bağırıp dizlerini dövüyordu. ‘Bir sen vardın yanımda yiğidim, nasıl ettin bunu kendine. Ne oldu da böyle garip bıraktın beni.’ İnsanlar kadına acıyarak bakıyorlardı. Hıdır cenazeyi yıkarken boynundaki morluklara baktı uzun uzun. ‘Kalın bir urganmış, belli.’ dedi yanındakine. ‘Kim bilir hangi cahil düşünce onu bu çıkmaza sürükledi. Hangi…’ kapının tıklatılması Hıdır’ın kelimelerini boğazında bırakmıştı. İçeri giren cenazenin annesiydi.

            Gözleri yaşlı, avurtları çökmüş bir şekilde yaklaştı oğluna. Ağlayarak baktı bir müddet. Ağlaması şiddetlenince oğluna vurmaya başladı. ‘Allah senin belanı versin, Allah seni bildiği gibi yapsın, neden yaptın bunu kendine neden?’ Hıdır ve yanındaki gassal, kadını zor tutuyordu artık. Kadın gassallardan birkaç kişi yetişip güç bela dışarı çıkardılar şoka girmiş kadını.

             Hıdır ilk defa çok korkmuştu. İnsandan ve insanın yapabileceklerinden… Kadın yalnızlıktan ve kimsesizlikten korktuğu için oğlunu asla affetmeyecekti belki. Belki de oğlunun cenazesini yumrukladığı için hiç pişman olmayacaktı. Hıdır kadının gözlerindeki nefreti görünce insan denen varlıktan her şeyi bekliyordu artık. Her şeyi…

            Dakikalar ilerledikçe cenazeler artıyordu. Hıdır biraz dinlendikten sonra kabinlerden birine girdi. Kabindeki gassala baktı usulca. ‘Boğulmuş Hıdır abi. İki gün suyun içinde aramışlar. Derisini bile elleyemiyoruz ne yapacağımızı şaştık.’ Hıdır sakince eldivenlerini giyinip teneşirin önüne geldi. ‘Bakın evlatlar, burası kabirden önce son kapı. İşinizi kusursuz yapmanız lazım. Siz sanmayın ki bunlar ölü. Bir yanlışımızda ahirette iki elleri yakamızda olur. Bizim yaptığımız işi herkes yapamaz biliyorsunuz. Ama yapıyorsanız da en güzelini, elinizden gelen her şeyi yapmanız lazım. Şimdi, elinizi çok sürmeden abdest aldırın. Gerisini de Allah’a bırakın, günahlarına kefaret saysın kulunun.’ Odadaki genç gassallar Hıdır’ı dikkatlice dinledikten sonra işe koyuldular.

             Dışarı çıkıp hava almak istedi. Hayatta ölüm denen gerçeğin olduğunu her gün yeniden hissediyordu ruhu. Yıkadığı cesetler arasında sıra kendine geleceğini biliyordu. O soğuk teneşire kendinin de üryan yatacağını biliyordu. Başını göğe doğru kaldırdı. Derin bir nefes alıp verdi. Gözlerini kapattı usulca. Cenaze arabasının kornasıyla irkildi aniden. Yeni bir cenaze geliyordu. Arabaya yaklaşırken kendini kuş gibi hafif hissediyordu. Cenaze aracını süren adamla arasında hiç muhabbet geçmemişti. Adamın dudakları oynamıştı bir ara ama Hıdır anlamamıştı bir şey. Kabinlerden birine girdiler. Üç gassal daha vardı teneşirin başında. Cenazeyi usulca yatırdılar. Hıdır kimseyi duymuyordu. Etrafındaki insanların dudakları kımıldıyordu ama sesleri anlayamıyordu. Onları dinlemeye çalışırken teneşirdeki cenazeyi fark etti.

            Teneşirde yatan kendisinden başkası değildi. Anadan üryan ve boylu boyunca yatıyordu soğuk mermerde. Kulaklarında bir uğultu oluştu. Sesler netleşti, uzaklaştı… Tekrar netleşti. ‘İntihar diyorlar. Hıdır Abi intihar etmiş…

Nisa ESER                       

2 Replies to “Gassal”

  1. İlginç bir hikaye. Gelişen kalemini takdirle izliyorum. Başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.
    Abdülkadir Uslu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir