Futbol ve Spor Üzerine Bazı Düşünceler

0
38
views

 

Futbol ve Spor Üzerine Bazı Düşünceler

Feridun ESER    

Bu yazı,  2018 yılı Temmuz ayı içerisinde, Rusya’da, Dünya Kupası Futbol karşılaşmalarının final maçları oynanırken yani müsabakalar sona ermek üzere iken yazıldı. Bu yazı ile futbol ve spor hakkında farklı bir bilinç oluşturayım istiyorum.

Futbol, dünyada ve ülkemizde popüler bir spor dalı; diğer spor dalları, futbol kadar önem ve değer bulmuyor; ilgi görmüyor. İlk futbol takımlarımızın kuruluş yıllarının, 1900’lerin başı olduğu düşünülürse futbolun ülkemizde yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi olduğu söylenebilir. İslam öncesi Türklerde, “tepük” denilen futbol benzeri bir oyun olduğu bilinmekteyse de İslami devirde bizde futbol takımı, futbol kulübü, futbol maçı, stadyum vs yok; ta ki 1900’lerin başına kadar.

Futbolun beşiğinin, İngiltere olduğu söylenir. Yani modern futbol, bir “İngiliz oyunu”, İngiliz sporu; orada doğmuş ve dünyaya yayılmış. Malum İngiltere, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak adlandırılır; modern futbolu icad eden ve yayan, sömürgeci İngiltere! Ülkemizde, 1894 yılında, İzmir’de, ilk futbol kulübünü kuranlar da İngilizler. İlginç geliyor. Ülkemizde futbola önce Rumlar ilgi duymuş ve kulüp kurmuşlar; sonra futbol bizde de ilgi ve beğeni görmüş. Çağdaşlaşma, modernleşme niyetiyle Avrupa’da ne varsa taklit ettiğimiz yıllarda tiyatro gibi, roman gibi… futbolu da kabul etmişiz. Batılılaşmanın etkisi, değil mi? Futbol, yakın zamanlara kadar, İslami/ dini duyarlılığı fazla olan insanlarımız tarafından onaylanan bir etkinlik değildi; bunların, elbette ki kendilerince haklı sebepleri vardı. İstanbul’da Rumlar tarafından başlatılmış futbol etkinlikleri, sonra bizim futbol takımlarımız kurulmuş; başlangıçta azınlıklara karşı milli duyarlılıkla yapılan maçlar olmuş; belki de, millilik ön plana alınarak futbol toplumumuza benimsetilmiş. Bugün en fazla taraftara sahip takımlarımız, 1900’lü yıllarda kurulmuş; en eski takımlarımız, en fazla taraftara sahip takımlarımızdır. Kurulan ilk futbol takımlarımızın, tarihlerinin/ geçmişlerinin bilinmesi faydalı olur.

“Futbol sadece futbol değildir” denir; doğrudur. Futbol zamanla bir iş, bir endüstri haline gelmiş veya getirilmiş; futbol, bacasız sanayi; tıpkı turizm gibi. Öte yandan futbol, insanları uyuşturuyor, meşgul ediyor. Futbol, oynayan için spordur; izleyen için değil! Futbol, oynayan için gelir/ kazanç kapısıdır, izleyen için değil. Futbol, ilk ortaya çıktığı yıllarda bir gelir/ kazanç kapısı değildi; eğlence aracı idi. Bugün ortalama düzeyde profesyonel  bir futbolcunun aldığı para, (belki) bir memurun, bir işçinin, bir asgari ücretlinin emekli olana kadar kazandığı paradan daha fazla!.. Hatta ülkemizde profesyonel bir futbol takımının kasasındaki para, 3.dünya devletleri denilen bazı Afrika, Asya, Güney Amerika devletlerinin sahip olduğu milli gelirden daha fazla! Bir futbolcu, bir işçi veya memurun kazandığı paradan fazla para kazanıyor; bir futbol takımı, bir ülkenin sahip olduğundan fazla paraya sahip. Bakın, bu hal futbolun ortaya çıktığı ilk dönemlerde yoktu; zaman içinde futbol sevdirildi, özendirildi, yaygınlaştırıldı; eğlence, iş ve endüstri haline geldi veya getirildi. İzleyenlerin, futbol severlerin büyük çoğunluğu, bu endüstride, (kazanç bağlamında) dışarıda maalesef. Birileri kazanıyor, birileri kaybediyor ve birileri izliyor…

Devasa stadlar yapılıyor; stadlar, önemli yatırım sayılıyor; gelişmişlik ölçütü kabul ediliyor. Elbette ki gelişmişliğin bir ölçütü de, futbolda gelişmişliktir; ancak her gelişmiş ülkenin futbolu da gelişmiştir; hayır. Veya bazı gelişmemiş ülkelerin futbolda ileri olmalarını neyle/ nasıl açıklarsınız? Ülke, stadlarla/ futbolla mı kalkınır? Bu, gerçek mi; yoksa birileri aklımızla dalga mı geçiyor, diye zaman zaman düşünüyorum.

Futbolun, kültürel boyutu da var; futbolla birlikte kültür aktarımı da olmuş. Mesela futbol deyimleri ve terimleri, diğer dillere de geçmiş; kimlerin ne yapacağı, nasıl yapacağı gibi davranış kalıpları ve kuralları futbolda evrensel hale gelmiş; tek tipleşmiş. Birileri, dünyaya, diğer toplumlara, kültürlere yön veriyor yani. Kim, neden ve nasıl yapıyor bunları; birileri/ diğerleri neden, niçin bunları kabul ediyor? Bunların da sosyolojik, psikolojik, felsefi… tartışılması, anlaşılması, açıklanması gerekir.  Futbol, dünyayı, toplumları, insanları biçimlendiriyor. Futbol, masum mu? Yoksa değiştirme ve dönüştürme aracı mı?

Futbol, uyuşturucu etkisi yapıyor desek abartı olur mu? Kişi, maç süresince sorunlardan, stad dışındaki yaşamdan, adeta, hayattan kopuyor.

İnsanlar nerede ise iki saatini ayırıyor maç için ve bu süreyi israf olarak görmüyorlar. Bu süre, israf mı, değil mi? Durduramayacağımız, geri getiremeyeceğimiz hatta ikame edemeyeceğimiz koskoca iki saat!.. Bu sürede kitap okumuyor, ibadet etmiyor, çalışıp üretim yapılmıyor; kitap okuma, ibadet yapma, çalışıp üretme gibi etkinlikler duruyor, durduruluyor. Haftada bir saat kitap okumayan, iki saatini maç izlemeye ayırıyor; günde bir saat ibadet etmekten kaçınan, maça iki saat ayırıyor vb. Bu, izleyen/ler için kayıp değil mi? Bence bu, ciddi bir kayıptır. Bu itiraza, “eğleniyoruz, stres atıyoruz” diye cevap verenler var. Şimdi bir de bunu düşünelim: Futbol saatleri, izleyen için gerçekten eğlence, rahatlama ve stres atma saati mi? Gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, değil; asla değil. Çünkü karşılaşmayı izlerken oluşan gürültü, yapılan tezahürat (ayıplı ve günahlı; günaha giriyor), yorgunluk, gerginlik ve stres oluşturuyor; hatta fanatikler/ holiganlar eliyle futbol, teröre dönüştürülüyor. Tribünlerdeki çocuklar, bayanlar, normal izleyiciler durumdan rahatsız oluyorlar. Eğlence, strese, gerginliğe hatta yorgunluğa dönüşüyor. Öte yandan oynanan bahisler, iddialar… bahis ve iddia, kumara yani günah aracına/ harama dönüşüyor.  Elbette ki bütün bunlar, futbolcuların, spor adamlarının hatası/ kusuru değil; bunu, ayırmak gerekir. Bir şeyler, amacından sapıyor veya saptırılıyor; birileri, bir şeylere alet ediliyor gibi!

Hatta maçlardan sonra tv ekranlarında maçla ilgili tartışmalar saatlerce bile izleniyor, aynı sahne, tekrar tekrar izleniyor; olmuş, bitmiş bir maçın tartışması yapılıyor; yapılan tartışmanın, o maça bir etkisi olacak mı? Hayır. Bu tartışmaların kişiye, ekonomik veya bilimsel bir katkısı var mıdır?

Futbolun kimlik, üyelik, kendini ifade etme biçimi gibi psikolojik boyutu da var. Bazı taraftarlar, kendilerini kulüplerle özdeşleştirmiş; tuttuğu kulüp kazanınca, “kazandık” diye sevinen, kaybedince, “kaybettik” diye üzülenler var. Futbol, psikolojik kimlik/ üyelik/ aidiyet meselesi haline gelmiş veya getirilmiş. Kişinin kendisi stada değil, ayağı topa değmemiş bile, “kazandık” veya “kaybettik” diye seviniyor veya üzülüyor. Bu, kişinin kendini ifade ediş biçimi, varoluş şekli. Bunu anlamaya çalışmak gerekir. Fanatizm, normal mi? Elbette değil!  Fanatizmin hiçbir şekli normal değil!

Spor izleyen değil spor yapan olmak daha doğru bir davranış olur. Spor izlemekle vücudu, kasları güçlendirmiyoruz; spor yapmakla sıhhat buluyoruz. Bizde tarih boyunca stadyum, arena, sinema salonu vs olmamış; neden? Olmamasını, gericilik olarak görenler var; komik buluyorum. Neden olmamış, onun cevabını bulmak gerekir. Ancak bizde spor yoktu denilemez, biz, sporu seven ve yapan bir millet idik. Şimdiden sonrada öyle olmamız gerekir. Hz. Peygamber, özellikle güreş, yüzme, atıcılık vb gibi bazı spor dallarını teşvik etmiş, özendirmiştir. Bunları, “sünnet” olarak algılayan ve sporla uğraşan insanlar var. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Gençlerimizi, çocuklarımızı, sağlık için yeteneklerine uygun alanlarda ve uygun zamanlarda, fanatizme kapılmadan spora teşvik etmeli, imkanlar hazırlamalıyız. Futbola yapılan yatırım, özendirme ve teşvik, diğer spor dallarından esirgenmemelidir; spor, sadece futbol değildir; futbol, futbol olarak kalmalıdır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here