FOTOĞRAF

Paylaşın:

 FOTOĞRAF

 

“Gülümse abi.”

“Çektin mi Halil?”

“Çektim abi çok güzel çıktın.”

“Tamamdır aslanım, gel buraya bakalım bir de ikimiz çekinelim.”

Halil elindeki fotoğraf makinesini yoldan geçen genç bir adama verdi. Hızlı adımlarla çınar ağacının önündeki bankta oturan abisinin yanına geçti. Abisi Halil’in omzuna elini attı ve hafif gülümsedi. Halil de bu samimiyetin verdiği mutlulukta abisine baktı. O anı yakalamıştı sokaktaki genç adam. Yıllarca siyah beyaz bir karede kilitlenip kalınacak bir fotoğraf çekip alelacele devam etmişti yoluna

Bankta oturup, biraz da olsa çınar ağacının rüzgarla münakaşasını dinlediler. Halil çok mutluydu ve sessizliği ikisi de bozmak istemiyordu. Biri tek bir kelam edecek olsa rüzgarın arasında kaybolup gidiyordu kelimeler. İkisi de gözlerini kapatmıştı bu sefer. Rüzgarın uzaktaki kıraathanelerden ne haberler getirdiğini duymaya çalışıyorlardı. Halil omuzunda hissettiği bir elle açtı gözlerini.

“İlerde ne olmak istiyorsun Halil?”

Halil abisinin sesini duyunca yumuşadı, bir müddet sessiz kaldıktan sonra karşıdaki hastaneyi gösterdi.

“Doktor olmak istiyorum abi.”

“…”

“Doktor olup annemi kurtarmak istiyorum.”

Halil sözlerini umutla bitirirken abisinin gözlerine baktı. Endişeyi, korkuyu bir de çaresizliği derinden okuyabiliyordu o mavi gözlerde. Abisi Halil’in baktığını görünce gülümsedi.

“Sana da en çok doktorluk yakışır. Aslanım benim!”

Halil söylediğinin imkansız olmadığını biliyordu ama abisinin neden böyle bir tepki verdiğini anlayamamıştı. O da abisine sorgulayıcı bir şekilde bakıp gülümsedi.

“Süt mısır ister misin Halil?”

“İsterim abi, mayonez koymasınlar ama midem bulanıyor.”

“Tamam biliyorum merak etme sen.”

Halil abisinin arkasından içli içli baktı. Dünyada sahip olduğu en değerli şey oydu çünkü. Babası annesini bıçaklayıp felç bırakmıştı. Yıllardır baba kelimesini ağzına almıyor, abisine de aldırmıyordu. Babasını hiç affetmeyeceğini düşünüyor ve ondan edebildiği kadar nefret ediyordu. O “Nefret etmeye bile layık görme!” lafına bir anlam veremiyor, insanın hissizleştiği zaman ruhen öldüğünü ve layık olmanın sadece sevgiye yakışacağını düşünüyordu. Bu yüzden nefretin saflığına güveniyordu. Derin düşünceler içinde abisine bakarken bir ses duydu.

“Halil! Halil oğlum neredesin?”

Endişe içinde etrafına bakındı. Sürekli aynı sesi duyuyor ama kimseyi göremiyordu. Ses arttıkça Halil daha çok korktu. Sürekli dönüyor, insanlara bakıyor fakat kulaklarında yankılanan sesin sahibini bulamıyordu. Ardan on dakika geçmişti. Korkularının yanına gözyaşı da karışmış ses artık cılızlaşmıştı. Halil etrafına bakarken şiddetli bir ses daha duydu. Arkasını döndü. Abisi kanlar içinde yolun ortasında yatıyordu.  Kazayı yapan adam başını kollarının arasına almış Halil’in abisine bakıyordu. Halil dizlerinin üzerine çöktü. Az önce cılızlaşan ses şimdi tiz bir şekilde Halil’in kulaklarındaydı. Kimseyi duymuyor, hissetmiyordu. Sadece kalbindeki acı daha da derinleşiyordu. Derinleştikçe kendini kaybediyordu Halil.

Abisinin elinde küçücük bardak… Bardağın içinde ve etrafında ketçaplı mısırlar… Halil kendinden geçmiş bir şekilde bağırmaya başladı.

“Nedeeen! Neden benim abim nedeeen!”

Avazı çıktığı kadar haykırdı her şeyi. Bu sefer susup içine atmadı. Sinirlenip hırsını başkasından da almadı. Ağladı ve bağırdı. Dakikalarca bağırıp haykırdı içindekileri. Yaşlı çınarın dibine oturdu sonunda. Başını kaldırıp baktığında bir adamın onu sakinleştirmeye  çalıştığını duydu. Kulaklarındaki uğultunun sahibiydi bu adam. Endişeli bir şekilde Halil’in yanına oturdu, elindeki siyah beyaz resmi Halil’in dizine koydu.

“Bunu aramak için mi kaçtın hastaneden?”

Ağlamaktan ve bağırmaktan bitap düşmüş Halil heyecanla dizindeki resmi aldı. Öptü, kokladı bir hışımla adamın boynuna sarıldı. Küçücük bir çocuk gibi kahkahalarla çınar ağacının etrafında dönmeye başladı. Adam ise içindeki korkunun geçmesi için derin bir nefes aldı.

“Bunu aradım her yerde. Her yerde bunu aradım ama bulamadım.”

“Bahçedeki bankta buldum. Bir daha kaybetme emi Halil! Kaybedersen benim yanıma gel. Bu köhne çınarın yanına gitme.”

Adam Halil’in peşinden gitti yavaş yavaş. Halil ise elindeki resme baka baka tuttu hastanenin yolunu. Fakat sadece o resme bakmıyordu Halil. Ellerinden kayıp giden hayatına, umutlarına, heveslerine, sevinçlerine bakıyordu kendinden habersiz. Adam Halil’e arkadan baktı. Gözyaşları içinde arkasına dönüp çınar ağacını yakmak istedi. O kazayı, küçük Halil’in çırpınışlarını hatırlatıyordu her baktığında çünkü. Vicdan azabının verdiği acıyla düştü yeniden Halil’in peşine.

                                                                                                      Nisa ESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir