EROL EVGİN VE TROL ERGEN

Paylaşın:

EROL EVGİN VE TROL ERGEN

Market denen modern çağ bakkalında dolaşıyordu. Sevimli mahalle bakkalları market boyutuna ulaştığından beri bisküvi, şekerli sakız, çokomel kokularından oluşan sihirli havasını ve cazibesini kaybetmişti. Hem de yıllar önce. Bu durum çok acıklıydı ama ağlayamıyordu. Şimdi içeri girdiğinde siyah plastik meyve kasalarının yaydığı iğrenç kokudan tiksinerek alışverişe başladı. Jan janlı paketlere hapsolmuş yiyecekler morgda yatan mumyalar gibi raflara dizilmişlerdi.
Ablası ve çocukları akşama ona yemeğe geleceklerdi. Onlara ne pişireceğini düşünüyordu. İsteksiz ve bezgin bir tavırla bir paket tereyağı attı sepete. Pirinç paketini eline aldı ve durakladı. Pirinç gdo’luymuş insanı sinsice öldürüyormuş. Çin pirincin bile plastiğini üretmiş. Gerçeğinden hiç bir farkı yokmuş. Ölmekten değil de plastik bir esaretin sürüngeni olmaktan korkuyordu. Çin denen düşmanın hiç bitmeyen ipeklere bürünmüş kadim hileleri hiç bitmiyor, diye düşündü. Zavallı Türk Milleti önce prenses ve ipeklerle şimdi ise çokluk ve ucuzlukla mı aldatılıyordu? Hem de ta oradan? Orta Asya’dan kaçmakla Çin’den ve gafletten kurtulamayan Türk Milleti’ne acıdı. Hele şu Çin Seddi arkasına saklanan Çin’in ettiğine bak! İçin için Çin’e kızarken pirinç paketini öfkeyle bıraktı. Ölecekse ölümü Çin pirincinden olmasındı. Markette bezgin adımlarla ilerliyordu. Ergen yeğene ikram etmek için çikolata almayı düşündü. Çikolata şimdiki çocukları sevindirmeye yetiyor muydu? En fakiri bile çikolata cennetinin zirvesine kim bilir kaç kere çıkmıştı? Bu çağda insanın fakir kalması mümkündü ama mahrum kalması mümkün değildi. Çünkü yaşlı dünya ömründe hiç bu kadar çokluk görmemişti. Eli, katkısız olduğunu iddia eden bitter çikolata paketlerine uzandığı sırada telefonuna mesaj geldi. Ablasının oğlu Mert’ten geliyordu; ‘’Teyze Erol Evgin Eskişehir’e konsere geliyormuş. Sana da bilet aldık.’’ Mesajı okuyunca yorgun yüzüne rengarenk bir gülümseme geldi. Tam da o sırada markette yayınlanan müzik değişti ve Erol Evgin’in sesine sinmiş kendine has lezzeti ve buram buram nostaljisi notalarla kulağından içeri süzülmeye başladı. Ah bunlar tesadüf müydü? Tabi ki Allah’ın bir lütfuydu. Erol Evgin aşkı her yandan nüksetmiş, Elvan’a can gelmişti.
Derin bir iç çekti. Erol Evgin (nelere kadir olduğunu bilmeden) ruhunun ve aklının en temiz ve en saklı kıvrımlarında dolaşmaya başladı. ‘’Bir de bana sor’’ diyordu sayın Evgin. O da sordu; Erol Evgin neydi? Sevgiydi, emekti, iyilikti, hep aynı anlamda kalabilmek, bir sevdayı incitmeden yıllarca taşıyabilmekti. Erol Evgin, çocukluk aşkı, verilen en doğru ilk ve tek karar, duyulan en dengeli ve samimi his demekti. Isıl işlem görmüş köftelerden gözünü kaçırdı bir kilo kuşbaşı istedi. Pastörizelik ve obezitelik pençesindeki ergen yeğenler saç kavurmaya burun kıvıracaklardı. ‘’Ne diyordum Erolcuğum, sevdan olmasa hayat çok tatsız tuzsuz olurdu. Ne bileyim bu da benim tutuculuğum gözümü açtım seni gördüm, kulağımı açtım seni duydum. O gün bu gündür Erol Evgin dinleyince yeniden doğuyorum, elimde değil seni öyle içten seviyorum.’’ Bitter çikolata paketlerini sepete koyduktan sonra asitli içeceklere yüz vermeden geçti. ‘’Ama yemeğin arkasına şöyle mükellef bir tatlı olmasın mı Erolcuğum? Sen hangi tatlıyı seversin acaba?’’ Gözü camekan ardında rengarenk gülümseyen yaş pastalara gitti. Alsa mı? Almasa mı? Erol da beni sever mi? Sevmez mi? Alma! Yeme! Etme! Dur! Tut kendini! Şimdi kahramanlık bu! Yeni yerler keşfetme, fethetme çağları çok geride kaldı artık kendini tutma devri. Değil mi Erolcuğum? İnsan kendini tutacak, kırmızı çizgiyi bilecek tıpkı senin gibi. Tüketmeyecek, taşmayacak, coşmayacak, haddini bilecek.
Yemekten sonra elinde telefonla köşeye kaykılan yeğeninin gözlükleri ardına asılmış sivilceli yüzünü nasıl güldürebilirim, diye düşündü.Hiç bir şeyden memnun ve mutlu olmuyordu şimdiki çocuklar. İlahi bir teselli gibi Erol Evgin’in hiç asılmayan yüzü gözünün önüne geldi, gülümsedi. Tek kullanımlık hayranlıklar, sevgiler yaşayan gençliğe inat ısrarla ve içten içe Erol Evgin’e hayranlığını kutsadı. Ayran gönüllülüğü bile terk etmiş cola gönülleriyle köpürüp kaybolan gençliğe nazire yaparcasına Erol Evgin hayali ve hatırasıyla avunuyor hatta çok da tatmin oluyordu. Erol Evgin ona ‘’Bir tanem söyle canım ne istersen iste benden’’ diyordu. O da sağlığını ve iyiliği isterim, diyordu. Market arabasını hızla itmeye başladı, ne de olsa Erôl hayat üflemişti. Kötünün iyisi olduğuna kanaat getirdiği yeşilliklerden aldı. Meyvelerden poşete doldurdu. Bu meyveler varken tatlı ya da pasta fantezisine ne gerek vardı? Şu cennet hurması turuncu akışkanlığı ile muz yumuşak kıvamı ve hoş kokusu ile mandalina ferahlatan kokusu ve sulu lezzeti ile kıymet bilene ne hazlar yaşatacaktı?
Acaba yemekte ergen yeğenine Erol Evgin’den ‘’Ateşle Oynama’’ yı dinletse cehennem dünyadan hayata döner miydi? Ahh bu gençlik ne çok imkana sahipti ama ne çok mahrumdu. Alışveriş arabasına dayandı gözlerini kapadı ve ; Erôl’le bir ateşin karşısında oturduğunu, şarkıya eşlik ettiğini, gülen yüzünü seyrettiğini, başını omzuna dayadığını sonra herkesin evine döndüğünü hayal etti. İşte böyle kimse kimseyi incitmeden, harcamadan herkes evine dönerdi. Hem de musmutlu ve tam tatmin. Hayat bu kadar, dünya böyle bir yerdi. Ahh Erôl öyle güzel adam ki; onca güzel şarkılara imza atmış, muhteşem kadınlarla muhteşem düetler yapmış sonra evine dönmüş, karısı ‘çöpü dışarı çıkar’ demiş de; o da milli gururumuz Aziz Sancar gibi tevazudan ödün vermemiş, gerekeni yapmıştı zahir.
-Teyze seni trolledim, diyen bir sesle hayalden gerçeğe döndü.
Yanında yeğeni Mert bitmişti. Elvan üzerindeki şaşkınlığı atmaya, Mert’in dediklerinden önce ne olduğunu ve aniden nerden çıktığını anlamaya çalıştı.
-Nasıl yani?
-Sana Erol Evgin şakası yaptım.
Sivilceli ergen gülmekten katılıyordu. Elvan markette dalgın dalgın alışveriş yaparken yeğenleri onu görmüş, dur şu teyzemle ve Erol Evgin hayranlığı ile biraz eğleneyim, diyerek fona Erol Evgin şarkıları, mesaja da Erol Evgin haberi koyarak teyzesini telefon kamerasına çekmişti. Elvan ne olduğunu anlayınca gülümsedi;
-Demek beni trolledin? Ben de sizi akşama Erôl’leyeyim de görün. Akşam yemekte elinde telefon görmeyeceğim. İki saat boyunca Erol Evgin dinleyeceksin.
Hayalindeki Erol Evgin’le hakikatte Erol olmayan ergene ders vermek muhteşemdi. Ona sadece kavurma, bulgur pilavı ayran değil bozulmamış ve sadık ve samimi hayran ikram etti. Gece sonunda Elvan’ın parlak gence bıraktığı hazine değerinde ana fikir şuydu;
‘’Biz imkansız aşklar için yaratılmışız, Ne kavuşmayı biliriz ne unutmayı’’

Emel HAKK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir