Ermeni Meselesi Üzerine Röportaj

0
6
views

Eğitimci – Yazar Feridun Eser hocamızın Ermeni Meselesi üzerine makale, kitap, seminer ve konferansları bulunmaktadır. Bu çerçevede, 24 Nisan’da gündeme gelen Ermeni meselesi üzerine kendisiyle bir ropörtaj gerçekleştirdik.

Merhabalar. Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1974 Sakarya doğumluyum. MEB bünyesinde Felsefe öğretmeni olarak çalışıyorum.
Bir Felsefe öğretmeni olarak Ermeni meselesine olan ilginiz nedir?
Evet, bu çoğu insana ilginç geliyor. Tarih, ilgimi çeken bir alan. Dumlupınar Üniversitesi’nde Sosyoloji alanında yüksek lisans eğitimimi yürütürken Ermeni Meselesi’ni tez konusu olarak seçtim. Yani bir yüksek lisans tez çalışması nedeniyle Ermeni meselesi üzerine araştırmaya ve çalışmaya başladım. Bu alanda yayımlanmış 2 kitabım var; ayrıca bazı ulusal hakemli dergilerde de konuyla ilgili 3 ayrı makalem yayımlanmış durumda. Tarihe ve ecdada borcumuzdur, düşüncesiyle Ermeni meselesi üzerine yazıyor, seminer ve konferanslarla halkımıza anlatmaya çalışıyorum.


Ermenilerin kökeni, tarihi ve kültürü hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Ermeniler, kendilerine Hayasalılar, Hayasdanlılar derler; kökenleri hakkında birkaç farklı iddia vardır. M.Ö. 5.yy.da Anadolu’nun doğusuna gelip yerleşmişlerdir. Burada, kendilerinden evvel Urartular yaşamakta idi. Zamanla Hristiyanlığı kabul etmişlerdir. Tarih boyunca güçlü bir devlet kuramamışlar, azınlık olarak yaşamışlar, bölgeye hakim olan büyük devletlerin hakimiyeti altında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Büyük devletlerin zafiyet anlarında ufak, bölgesel iki krallık kurabilmişler ancak onların da varlıkları uzun sürmemiştir.

Türklerle Ermenilerin karşılaşması ne zaman ve nasıl olmuştur?

İlk Türk – Ermeni teması, 11.yy.da Türk – Selçuklu hanedanının Anadolu’yu yurt edinme çabaları sırasında olmuştur. O yıllarda Ermeniler, Bizans hakimiyeti altında yaşamakta idiler. Bizans’la dindaş olan Ermeniler, Türk akınlarına karşı koymuşlar ancak Türk ilerleyişi durdurulamamıştır. Bizans’ın yenilgisi ve geri çekilmesi ile Ermeniler, Türk egemenliğini kabul etmek durumunda kalmışlardır. Türkler, diğer azınlıklara olduğu gibi Ermenilere de kültürel bağımsızlık ve özgürlük tanımışlardır; aksi takdirde varlıklarını ve kültürlerini sürdüremezlerdi.

Ermeniler için ‘‘millet-i sadıka’’ denilmiştir? Bu ne anlama gelir ve neden böyle bir sıfat verilmiştir?

Ermeniler, Türk idaresinin daha adil ve hoşgörülü olduğunu görmüş ve Türklerle iyi ilişkiler kurmuşlardır. Bu hususu, Selçuklular dönemi Ermeni tarihçilerinden Matheaus da kabul etmiş ve kitabında belirtmiştir. Zamanla Türk idarecileri, Ermeni halkına ‘‘sadık millet’’ anlamına gelen, millet-i sadıka unvanını vermişlerdir. Ermenilere, Türk idaresinde çeşitli devlet kademelerinde görevler de verilmiştir.

Türk – Ermeni ilişkileri ne zaman, nasıl ve neden bozuldu?

Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayınca, rakibi olan Batılı devletler bunan istifade etmek amacıyla Osmanlı idaresi altında yaşayan Hristiyan ulusları devlete karşı kışkırtmaya başlamışlardır; amaçları, Türk devletini parçalamak idi. Balkanlarda bulunan Sırplar, Bulgarlar ve Yunanlılar, Osmanlı Devleti’ne isyan etmişler, dindaşı olan büyük devletlerden aldıkları destek ve himaye ile kendi devletlerini kurabilmişlerdir. Osmanlı, bu sürecin sonunda Balkanları kaybetmiştir. Batılı devletler, bu başarının ardından gözlerini Anadolu’nun doğusuna dikmişler ve Ermenileri kışkırtmaya başlamışlardır. Ermenilerin Osmanlı’ya isyan etmeleri, devlet kurmaları için destek ve himaye sağlamışlardır. 19.yy. ortalarına doğru Ermeni milliyetçileri, silahlı çeteler kurarak kalkışma başlatmışlardır. O tarihe kadar Türklerle Ermeniler arasında bir çatışma yoktu. Bu hususu, tarafsız yabancı tarihçiler de kabul ederler. Başta Çarlık Rusya’sı olmak üzere İngiltere ve Fransa bu ermeni çetecilere büyük destek ve himaye sağlamışlardır; daha sonra devreye ABD girmiş, misyonerler aracılığıyla Ermenilere onlar da destek ve himaye sağlamışlardır. Ermeniler, dindaşları olan bu devletlerin yardımlarıyla kendi devletlerini kurma düşüncesiyle harekete geçmişler; bu uğurda milliyetçi çeteciler ve Ermeni din adamları başrolde olmuşlardır. Yani Türk – Ermeni ilişkilerinin bozulmasının en büyük sebebi, Avrupalı devletlerin müdahaleleri olmuştur.


Ermeni isyanları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşında, Osmanlı’nın yenilgisi ve Rus ordusunun Erzurum’a kadar ilerlemesi üzerine Ermeniler aradıkları fırsatı buldukları düşüncesiyle Anadolu’nun doğusunda silahlı isyanlara başlamışlardır. Silahlı Ermeni çeteleri, öncelikle Doğu Anadolu’da Müslüman ve Türk nüfusa, devlet kurumlarına vs yönelik saldırılara başlamışlardır. Daha sonra Doğu Karadeniz ve iç Anadolu’da hatta başkent İstanbul’da da eylemler yapmışlardır. I.Dünya Savaşı’na, göç hadisesine kadar Anadolu’nun birçok yerinde 40 civarında oldukça kanlı isyanlar gerçekleştirmiş, yıkım ve kıyımda bulunmuşlardır. Yabancı devletlerden gördükleri destek ve himaye ile eylemlerini Anadolu’nun her yerine yayabilmişlerdir. Ermeni çeteleri, özellikle Anadolu’nun doğusunda Müslüman ve Türk nüfusu eritip yok ederek bir devlet kurabileceklerini düşünmüşlerdir; çünkü nüfus bakımından o bölgede yoğun idiler. Bölgedeki Müslüman ve Türk nüfusu, silahlı saldırılarla kırmak, korkutmak, bölgeden söküp atmak onların temel hedefleri arasında idi. Bölgedeki Müslüman tüm unsurlar, Ermeni çetecilerin saldırılarına maruz kalmışlardır.

Ermeni göçü hakkında ne dersiniz?

Ermeni göçü, I.Dünya Savaşı yıllarında, (1915) alınmış ve uygulanmış bir karardır. Bu büyük savaş, Ermenilerin emellerine ulaşmak için bir fırsat olarak görülmüştür. Savaş yıllarında Ermeniler, taşkınlıklarını artırmış sivil halka yönelik katliamları yoğunlaştırmışlardır. Bir yandan da Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya başlamışlar; Rus, Fransız ve İngilizlerin yanında müttefik olarak Osmanlı’yı içeriden vurmuşlardır. Çetecilerin sayısının, 150.000 civarında olduğu anlaşılmaktadır. I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’yu kaybedebileceği ihtimali ortaya çıkmıştır. Böyle bir durumda devlet, Ermeni çeteleri ile bağlantılı kişileri (ki bunların büyük çoğunluğu tespit edilmişlerdi) Suriye, Lübnan, Ürdün gibi güneydeki bölgelere yerleştirme kararı almıştır. Bu, geçici bir nakildir; savaş bitiminde geri dönmelerine izin verilecektir. Nitekim öyle de olmuştur; göç ettirilen Ermenilerin çok önemli bir kısmı geri dönmüştür. Ermenilerin geçici nakilleri sonrasında bölgede akan kan, Türk – Ermeni kırımı, önemli ölçüde durmuştur. Yaklaşık 650.000 Ermeni göç ettirilmiş bunların yaklaşık 250.000’i savaş sonrasında geri dönmüşlerdir. Göç sırasında ölen Ermeni sayısı, 50.000 civarındadır. Ermenilerin bir kısmı savaşın bitmesine rağmen gittikleri yerlerde kalmış, yine önemli bir kısmı da (250.000 civarı) kendi istekleriyle Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir. Hasta, yaşlı, sakat ve çetelerle bağı olmayan Ermeniler, göçten muaf tutulmuştur; göç ettirilmeyen Ermeni sayısı, 350.000 civarındadır. Yani bir halk, tehlikeli bulunmamış, tümüyle göç ettirilmemiştir; gidenlerin geri dönmelerine izin verilmiştir. Göç ettirilenlere devlet, maddi destekte bulunmuş, kendilerine yer ve çeşitli imkanlar sağlanmıştır.

Bu durumda, Ermenilerin tamamı isyan hareketlerine katılmamışlardır, diyebilir miyiz?

Tabi ki, doğrudur. Ermenilerin hepsi isyan hareketlerine katılmamışlardır. En az üçte biri çetelere, çete faaliyetlerine karışmamışlardır.

Ermeniler, göçü soykırım olarak adlandırıyorlar? Bu hususta ne dersiniz?

Bu iddia, doğru değildir. Osmanlı Devleti, Ermenilere soykırım yapmak isteseydi göç ettirmeye gerek duymazdı; Ermenileri bulundukları yerde soykırıma uğratabilirdi. Savaş ortamında bir kılıf bulup bunu yapabilirdi. Ancak Osmanlı, yok etmeyi değil yaşatmayı seçmiştir. Bu göç, aralıklarla birkaç ay sürmüştür. Göç esnasında her ne kadar göç ettirilenler jandarma, inzibat ve askerlerce koruma altına alınmışlarsa da Doğu Anadolu’da Ermeni saldırı sırasında canları yanmış olan bazı Müslüman aşiretler bir fırsatını bularak, devletin ihtarına rağmen göç ettirilen Ermenilere saldırmış ve bir kısmını öldürmüşlerdir. Soğuk mevsim şartları ve hastalık gibi sebeplerle, bu esnada ölen Ermeni sayısı, 55.000 civarındadır. Ermenilere saldıran ve zarar verenler tespit edilmiş ve cezalandırılmışlardır; bunlar içinde idam edilenler de vardır. Ermenileri koruma hususunda zafiyet gösteren, görevini aksatan asker ve resmi yetkililerden de görevden uzaklaştırılanlar, cezalandırılan ve idam edilenler olmuştur. Ermenilerin yaptıklarına bakın; buna karşılık devletin yaptıklarına bakın; devlet, daha insaflı ve daha insani davranmıştır. Devlet, göç ettirilenlere sağlık, yemek, harçlık vb ekonomik yardımlarda da bulunmuştur. Göç, bir soykırım değildir. Bu arada ben, Ermeni çetecilerince öldürülen Türklerin durumlarını da sormanızı isterim.

Peki, onu da soralım. Ermeniler tarafından öldürülen Türkler var mıdır? Bu konuyu biraz açıklar mısınız?

İşte gözden kaçırılan nokta bu; sanki sadece Ermeniler ölmüş veya sadece onlar göç ettirilmiş, mağdur ve mazlum duruma düşürülmüş gibi bir algı var ortada. Bu yanlış, bu eksik. Ermeni çetelerince öldürülen Müslüman ve Türklerden de bahsedilmesi lazımdır; çünkü mesele, çift yönlü. Kalkışma yapanlar, Ermenilerdir ve ilk kanı dökenler de Ermenilerdir. Ermenistan’ın ilk devlet başkanı olan Hovannes Kaçaznuni, bunu kendisi ifade etmiştir. Ermeni isyanları, yaklaşık 30 yıl sürmüştür. Bu 30 yılda yaklaşık 2.500.000 Müslüman, ki bunların çoğu Türk’tür, Ermeniler tarafından öldürülmüşlerdir. Bu, çok büyük bir rakamdır. ABD’li tarihçi Prof. Justin Mc Carthy’nin verdiği rakamlar bunu gösteriyor. Bu süreçte ölen Ermeni sayısının da ancak 300.000 civarında olduğu kuvvetle tahmin edilmektedir. Ayrıca, Ermeni saldırıları nedeniyle yaşadıkları yerleri terk edip, göç etmek zorunda kalan Müslüman ve Türkler de vardır; onlar da gözden kaçmasın, kaçmamalı da. Bu şekilde yaklaşık 850.000 Müslüman, canlarını kurtarabilmek için her şeylerini geride bırakıp, Ermeni çetecilerden kurtulabilmek için göç etmek zorunda kalmışlardır. Objektif olunmalıdır; acılar ve mağduriyetler tek yönlü değildir. Rus belgeleri, Müslüman göçünden bahsetmektedir; belgelerle sabittir. Göç sırasında da savunmasız Müslümanlara ve Türklere saldırıp katleden Ermeniler olmuştur; bu, acı üstüne acıdır. Bu konuya dikkat çekmemek insafsızlık olur. Müslümanların, Türklerin yaşadığı acılar yok sayılamaz, görmezden gelinemez. Bu hususa, bilhassa dikkat çekilmelidir.

Ermenilerin Osmanlı topraklarındaki nüfus durumu hakkındaki bilgiler nelerdir?

O dönemde, bugünkü gibi sağlıklı bir nüfus sayımı yapılamamıştır. Gerek Ermenilere gerek Türklere ait ortalıkta farklı rakamlar olduğunu görüyoruz. Öncelikle şunu belirtelim: Ermeni tarafı, kendi nüfuslarını abartılı olarak ortaya koymaktadır; buradaki amaçları, ölen Ermeni nüfusunu yüksek gösterebilmektir. O döneme ilişkin kilise nüfus kayıtları da ortadadır. Osmanlı topraklarında yaşayan toplam Ermeni sayısı (belirtilen farklı rakamların ortalaması) yaklaşık 2.000.000’dur. Bunun ancak (yine ortalama bir rakam olacak) 1.200.000’i Anadolu’nun doğusunda yaşamaktadır. Buna göre Ermeni nüfusu, Osmanlı nüfusunun yaklaşık % 10’udur. Ermeni nüfusunun çoğu, Anadolu’nun doğusundadır; ancak nüfus üstünlüğü ellerinde değildir; bu bölgedeki oran ise yaklaşık % 25’dir. Nüfusun çoğunluğu, Müslümanlardadır. Nüfusun durumuna göre isyanın, kalkışmanın başarılı olacağını beklemek açıkçası cüretkarlıktır.

24 Nisan günü Ermeniler için ne anlam ifade eder?

Ermeniler, 24 Nisan’ı sözde soykırım günü olarak kabul ediyorlar ancak gerçekte böyle bir şey yok. 24 Nisan 1915, Osmanlı Devleti’nin Ermeni örgütlerini kapatma kararı aldığı, kapatmaya başladığı ve silahlı çete faaliyetlerini yürüten Ermeni elebaşılarını tutuklamaya başladığı gündür. Ermeniler, bu gerçeği farklı bir algı oluşturacak şekilde koymaya çalışmaktadırlar.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Türkler, tarihin en sabırlı, en hoşgörülü milletlerinden biridir. Bu, birçok yabancı gözlemci tarafından da ifade edilmektedir. Ermenilerin iddia ettikleri gibi bir soykırım olmamıştır; Ermenilerin başlattığı bir kalkışma vardır; bu kalkışmada, Türklere yönelik acımasız saldırılar vardır. Türkler de kendilerini koruyabilme amacıyla karşılık vermişler ve karşılıklı kırım yaşanmıştır. Türk milleti ve Türk devleti, tüm saldırganlıklarına rağmen Ermeni halkına yine sabır ve hoşgörü ile yaklaşmış, göçten dönenlere ve göç ettirilmeyip yaşamlarını sürdürenlere olumsuz bir tepki göstermemiştir. 100 yıl evvel Ermeni meselesini tezgahlayanların ve onların amaçlarının bugün de değişmediğini görüyoruz; dün, meselenin ortaya çıkmasını sağlayan devletler, bugünde istismarlarına devam ediyorlar. Ermenilerin iddia ettiği gibi soykırıma dair bir kanıt da yoktur. Soykırım yapılmış olsaydı, geri dönen Ermeni olmazdı; geri dönmeye cesaret edemezlerdi. Ermeniler ve onlara halen destek veren ülkeler, aslı astarı olmayan iddialarından vazgeçmelidirler.

Teşekkür ederiz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here