Enver Gelince Kızıl Kurşunlar Gelir Ardından 

Paylaşın:

                    Enver Gelince Kızıl Kurşunlar Gelir Ardından 

Trablusgarp’da araplar arasında zamanında çokça kullanılan bir yemin vardı ‘’Enver’in Başı üstüne’’.

Bu yemini eden kişiye inanılır lakin yalan söylediği bir şekilde ortaya çıkarsa ölüm ile cezalandırılırdı.

Bu kadar büyük bir kültürel etki yaratmasının en büyük sebebi çok saygı duyulup sevilmesiydi.

Bu kelamlarla anılan, ömrünü Türk-İslâm birliğine adayan Şehid-i Âlâ ve Gâzî-i Namdar Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın 41 yıllık hayatı ömrü savaş meydanlarında geçen, koynunda delik deşik olmuş Kur’an’ı ile şehit düşen Enver Paşa’nın hayatı…

İsmail Enver 1881 yılında İstanbul fatihte Divanyolu sokağın’da, eski lisan mektebi karşısında bulunan evde doğdu ailesi Manastırlı olup, babası Nafia Nezaretin’de (Bayındırlık Bakanlığında) fen memurluğu yapan, daha sonra sivil paşalık rütbesine yükselen Ahmet bey; annesi Ayşe hanımdır.  Üç yaşında iken ibtidai mektebine ardından’da Fatih Mekteb-i İbtidaisi’ne kaydedildi. Enver Bey’in İstanbul’da başlayan eğitim hayatı, bir ara babasının tayini sebebiyle Manastır’da geçti. O da o yıllarda bir Osmanlı gencinin parlak gelecek hedefleri arasında olan zabitliği (subaylık) seçmişti. Askeri İdadi ve Rüştiyeyi Manastır’da tamamladıktan sonra İstanbul’a geri dönerek Harbiye’ye girdi.

Harbiyedeki yılları amcası Halil Bey ile birlikte geçti. Hatta Erkanı Harp (Kurmaylık) eğitimi sırasında bir ara tutuklanarak Yıldız’a sorguya dahi götürüldüler.

Jön Türk hareketlerinin tesiri özellikle genç zabit adayları arasında yaygındı. Padişah II. Abdülhamid gizliden gizliye eleştiriliyor, özellikle 93 Harbi (1877-78 Rus Savaşı) hakkındaki hataları öğrenciler arasında tartışılıyordu. Bu konularda öne çıkan Halil ve Enver Beyler bir gece okuldan çıkartılıp Yıldız’a götürüldüler. Padişaha suikast planlayan iki anarşisti evlerinde tutmakla suçlanıyorlardı.

Halil Paşa yıllar sonra hatıralarında bu olayı ‘’Şehzade Abdülmecid’i (son halife) suçlamak için bizi kullanmak istediler’’ diye yorumlayacaktı. Netice itibarıyla bu olaydan kötü bir sonuç çıkmadı ve ikisi de eğitimlerine devam ettiler. 1903’te ikisi de Kurmay Yüzbaşı olarak mezun oldular. Enver Bey Manastır’a, amcası Halil Bey de Makedonya’ya tayin olundu.

Rus Konsolosu Rostkovski’yi Öldüren Türk Neferi Halim’in İdamı

 

1903 yılı Osmanlı Devleti açısından Makedonya çevresinin yangın yeri olduğu bir dönemdir. Rusya’nın Manastır konsolosu olarak görev yapan Aleksandır Arkadiyeviç Rostkovski, bu yangından faydalanmak isteyen Rusya tarafından bölgeye bilinçli olarak gönderilmiş biridir. Osmanlı ve Türklere karşı nefret duygularıyla dolu olduğu, Osmanlı’yı bir Rus sömürgesi olarak, halkı ise Rusya’nın köleleri olarak gördüğü yaptıklarından belli olan bu konsolos da sonradan öldürülmüştür.

8 Ağustos 1903’de Manastırda Rus Elçisi Aleksandır Arkadiyeviç Rostovski, Rus Konsolos Rostovski aracıyla Nüzhetiye Karakol önüne geldiği zaman, orada görevli bulunan Halim adında Osmanlı askeri, muhtemelen kendisini tanımayıp selam vermemiştir. O anda konsolos üzerinde resmi elbise de yoktur. Halim Askerin kendisine selam vermeyişine hiddetli biçimde kızarak, Rostkovski, Osmanlı askerine  “Pis Türk”  diyerek ağır biçimde küfürler ederek aracından inerek askeri kamçılamaya başlar; askerde silahını  çekerek orada konsolosu öldürür.

Görgü tanıklarına göre tabancasına davranmış olan konsolosa iki el ateş etmiştir…

Olaydan sonra bu tabanca Konsolosluğa götürülüp teslim edilmiştir. Manastır Valisi Âlim Rıza Paşa, konsolos için bir doktor gönderir. Ancak bu Ruslarca kabul edilmez.  Olayın yakınında bir yerde bulunan ve silah sesini duyan, “Erkan-ı Harp (Kurmay) Yüzbaşı (Enver Paşa) Enver, derhal müdahaleye gelir ve Halim adlı askerin elindeki silahı alır. Asker soğukkanlı bir biçimde  “Ben vurdum”  der ve silahını Enver’e teslim eder.

Ruslar bu olay üzerine Osmanlıya, diplomatik tahammüllere uymayan sert biçimde  “Nota” verirler. Paniğe kapılan o zamanın padişahı Sultan Abdülhamit’tir. Derhal faillerin araştırılması ve en kısa sürede cezalandırılması emrini verir. Ruslar olayın iyice araştırılıp bütün suçluların cezalandırılmasını isterler, gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle Vali Ali Rıza Paşa’yı sorumlu tutarlar. Bunun üzerine de Osmanlı yönetimi Vali Ali Rıza Paşayı İstanbul’a uğratmadan doğrudan Trablusgarp’a tayin ederler.

Konsolos Rostkovski’nin Cenazesi Manastır’da 19 Ağustos 1903 günü abartılı bir törenle kaldırılırken, Osmanlı iki Taburluk bir kuvveti güvenlik için görevlendirmiştir.

Cenaze 19 Ağustosta Manastır’dan alınarak Selanik’e getirilmiş, oradan da deniz yoluyla bir Gambot ile İstanbul Boğazından geçerek, 26 Ağustos 1903’de Odesa’ya ulaşmış ve orada toprağa verilmiştir. Bu arada Abdülhamit’in oğlu Şehzade Ahmet Rus konsolosluğuna taziye gönderir.

Bu cenaze töreninde Yüzbaşı Enver Birliğiyle törene katılmak istememiştir. Ancak Cenazenin geçişi sırasında beş adet top atışını görevi gereği yaptırmıştır. Sonra Yüzbaşı Enver Bey (Paşa) bu olay için çok utandığını ifade etmiştir. Dahi, bu olaydan sonra Yüzbaşı Enver, Sultan Abdülhamit ile olan gönül bağını tamamen koparmıştır.

Enver bey anılarında bu elim hadiseyi özetle;

“Orada Rusya elçiliği baştercümanı Mandelstam’ın hükümete yaptığı hakaret bütün asabımı tahrik ediyor, ah ne vakit bizi bu aşağılamalardan kurtaracak bir hükümet kurulacak diyorum, diyordum.

Bu kararla Divân-ı Harp ebediyen adını lekeleyecek bir hüküm vermiş oluyordu. Bu iki askere verilecek ceza on beş ve beş sene kürek olacaktı. Diye yazacaktır.

Bununla birlikte olaydan sonra Sultân 2. Abdûlhâmid’e askerlerin affı için başvurulsa da, kabûl edilmemiş olduğu görülmektedir. Hattâ hükûmet, infâzın aynı gün yapılmasını emretmiştir. Askerî birimler, bunu istemese de aynı gün, askerler, konsolosun vurulduğu yerde asılarak öldürülmüştür. İnfâzın iki gün sonrasında da Rusya donanması, Osmanlı sularına girmiş ve böylelikle Osmanlı’ya bir gözdağı verilmiştir. Pâdişâh ise buna Rus donanmasındaki gemi komutanlarına verilen hediyelerle, karşılık vermiştir.

Görünen o ki, bu olay, Rûmeli’nin Osmanlı’nın elinden çıkmasını hızlandırdığı gibi, Balkan milletlerinin Osmanlı’ya karşı hareketini de hızlandırmıştır. Ayrıca dünyâ çapında Osmanlı’nın yıkılmak üzere olduğu algısını da oldukça kuvvetlendirmiştir. Bu arada bu olayın şâhidi olan başta Enver Paşa olmak üzere, bölgeyi iyi bilen birçok subayın Sultân 2. Abdûlhâmid’e karşı güçlü bir muhâlefet başlatmasını sağlamıştır.

“Enver gelince kızıl kurşunlar gelir ardından

Kurbanlık kınalı koçlar iner Belçivan’dan

Kuşlar daha bir güzel kanatlanır semada

Ezanlar bir başka okunur Ayasofya’dan”

 

Yukarıda anlattığım olayda, 1903’de Manastır Rus Konsolosu Rostkovski’yi vuran Halim adlı nefer

 fotoğrafta kelepçeli olarak görülüyor (altında + işareti olan).


Rusya’nın zorlamasıyla Halim ve “kendisini engellemediği için” arkadaşı Abbas idam edildi.

Öldürülen Manastır Rusya konsolosuna önce Manastır’da, sonra Selanik’te askeri ve dini bir tören yapıldı.

Fotoğraf bu törenden.


Suat Yalaz’ın “Enver Paşa Efsanesi” isimli çizgi romanında hadisenin tasviri;

  1. Bölüm

*Sonra Enver Paşa Gelse ardında bin fedaiyle

‘’Enver Paşa ve Osmanlı Subayları Trablusgarp’ta’’  bir sonraki yazıda  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir