Düşümde Bir Seyre Daldım

Paylaşın:

Düşümde Bir Seyre Daldım

Sabah ezanı okunuyor. Kuşlar çoktan yuvalarından çıkmış Hakk’ı tespih ediyorlar. Ben ise hâlâ beş dakikanın hesabını yapıyor, yatakta bir sağa bir sola dönüyorum. Babam her zamanki gibi sabah namazını camide kılmak için hazırlanıyor. Arada sırada ben de sabah namazlarımı camide kılıyorum fakat evde kıldıklarımın yanında esamesi okunmaz.

Neyse köyde erken kalkılır, kendimi yataktan atmam lazım, hem namazın vakti de çıkacak diye yakaza halinde mırıldanıyorum. Bir gayretle attım kendimi yataktan. Çala çabuk abdest aldım, namazımı kıldım, tespih çekmeden ve dua etmeden kalktım yerimden. Onlara vakit ayıramıyorum çok vaktimi alıyor!.. Camdan dışarı baktım. Köye geldikçe beraber vakit geçirmekten çok hoşlandığım, komşumuz Ahmet erkenden kalkmış hayvanları dışarı salıyor. Benim mesaim daha başlamadı fakat kuşların ve Ahmet’in mesaisi çoktan başlamış. Hemen hazırlandım Ahmet’le hayvan gütmeye gideceğim. Büyükşehirde büyümeme ve yaşamama rağmen yaz mevsiminin gelmesini iple çekiyorum köye gelmek ve Ahmet’le vakit geçirmek için. Ahmet kendi halinde, mütevazı, yardımsever, mütedeyyin, sabah namazlarını camide diğer namazlarını ise otlak da kâinat ayetlerini okuyarak kılan, pazartesi perşembe oruçlarını hiç aksatmadan tutan, ilkokul mezunu bir genç… Ben ise güya kültürlü, sanata merak duyan, her şeyi bildiğini zanneden, çok konuşan, taklit yaparak insanları güldürmeyi seven, arada sırada namazlarını günde beş vakte tamamlayabilen, bazen nafile oruç tutan ve oruç tutuğu zamanlarda bunu adeta hoparlörle etrafına haykıran, üniversite öğrencisi büyükşehir çocuğuyum!..

Ahmet’in omzunda bir torba gördüm. Ne olduğunu sorduğumda öğle azığımız olduğunu söyledi. Hayvanlar önde biz arkada, yanımızda çoban köpeği gidiyoruz gündüz gece! Tabi ben köpekten korkuyor, köpek yanıma geldiğinde Ahmet’le sürekli yer değiştiriyorum. Ahmet mütebessim bir çehreyle: ”Allah’tan korkandan her şey korkar.” kardeşim korkma! dedi. Yürümeye devam ediyoruz. Soru sormasam sadece kuş cıvıltıları ve hayvanların seslerini dinlemekten ibaret muhabbetimiz. Bir yerden muhabbete başlamamız lazım diyerek sordum:

-”Ahmet çobanlık yapmak zor gelmiyor mu?”  

-Hayır, zaten hepimiz çoban değil miyiz? diyerek cevap verdi.

-Nasıl yani?

-Peygamberimiz (s.a.s.): ”Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur.” diyor. Yani sen de çobansın, dedi.

Ben çobanlığı hiç böyle düşünmemiş ve sadece küçümsediğim kimselere ”çoban gibi adam” yakıştırması ve yaftalaması yapan biriydim. Böyle bir cevap karşısında yerin dibine girdim ve Efendimize bilmeden de olsa muhalefet etmenin hicabı içine daldım. Ahmet yine sükûta büründü. Ben de düşünmeye…

Uzun bir yürüyüşün ardından hayvanları otlatacağımız yere geldik ve hayvanları kendi haline bıraktık. Hakim bir tepede çınar ağacının gölgesinde oturduk. Bir taraftan hayvanlara bakıyor diğer taraftan da ben soru sormaya devam ediyorum. Peki Ahmet, ”Her gün seher vakti kalkmaya üşenmiyor musun?”

-Omzundan çıkarıp bir kenara koyduğu azık çantasını eline aldı ve buna bakınca üşenmiyorum, dedi.

-Nasıl yani?

-Ben her gün öğlen aç kalmayayım diye akşamdan hazırlık yapar, azığımı hazırlar işte bu çantaya koyarım. Nasıl dünyada aç kalmaktan korkuyorsam ve hazırlık yapıyorsam ahirette aç kalmaktan daha çok korkuyorum. Yarın ahirette tek geçerli akçe ve azık olan ibadetlerimi yapmaktan beni alıkoymaya çalışan şeytan ve nefsime karşı bu çantayı gözümün önünden hiç ayırmıyorum, dedi.

 Muhabbet etmeye devam ederken hayvanlar sağa sola dağılmış, kimisi gözden kaybolmuş, kimisi de sınırı aşmıştı. Çoban köpeği ise yanımızda mayışmış uykuya dalmıştı. Ahmet hayvanları sürüye katmak için yanımdan ayrıldı. Hava iyice ısınmış, öğlen sıcağı beni de mayıştırmıştı. Sırtımı ağaca dayadım. Uyku ile uyanıklık halinde bana doğru gelen üstü başı dağınık, saçı sakalı ağırmış, bir zat gördüm. Yanında az önce ağacın gölgesinde uyuyan bizim çoban köpeğimiz de vardı. Elini kalbimin üzerine koydu, gözlerini gözlerime adeta mıhladı ve :

-Evlat, iki özellik vardır ki ikisi de cahilliğin alametidir. Gereksiz yere gülmek ve seherde uyanmadan sabahlamak, dedi.

Adeta benim cahilce yaptığım davranışları ilmek ilmek yüzüme karşı haykırıyordu. Başımdan aşağı kaynar sular boşalmış, beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Ben de adeta meleke haline gelen bu olumsuzlukları nereden biliyordu? Normal hayatta yanından geçerken burun kıvıracağım, yüzüne bile bakmayacağım bir zat bana Ahmet’ten sonra hayatımın dersini veriyordu. Konuşmaya devam etti:

-Evlat, üç özellik ise kalbi katılaştırır ve paslandırır: Çok yemek, çok uyumak ve çok konuşmak.

Başkalarını güldürmek adına çok konuşuyor, her öğünde sanki aç kalacakmışım gibi çok yiyor ve çok uyuyordum. Hayretler içinde kalmaya devam ediyordum. Peki, bu zat kimdi ve nereden biliyordu benim hakkımda bu kadar şeyi?

Mübarek zat konuşmaya devam etti:

-Evlat, amelini Allah için yap, niyetini halis tut. Çünkü niyeti halis olmayanın ameli yoktur. Ameliyle süslenenin de iyilikleri günaha dönüşür, dedi.

Ben ise yaptığım her şeyi sağda solda anlatıyordum. Az önce başımdan aşağı kaynar sular boşalıyordu fakat şimdi soğuk soğuk terliyordum.

 Elini kalbimin üstünden çekti ve yanındaki köpeği göstererek, bu nefstir. Nefsini tezkiye et. Muhakkak ki nefis her zaman kötülüğü emreder. Nefsinin isteklerine muhalefet et ki terbiye olsun. Amellerin en üstünü nefsinin isteklerinin zıddını yapmaktır, dedi.

Kalbimde bir ferahlık hissettim. Karşımda ki köpek benim nefsim mi? diye düşünürken. Köpek birden ortadan kayboldu. Mübarek zat tekrardan elini kalbimin üstüne koydu:

Bak evlat, şu dört şeye dikkat edersen Hak katında terakki edersin: İlim, edep, zikir ve dua, dedi.

Sabah namazını kıldıktan sonra tespih çekmeden ve dua etmeden çala çabuk yerimden kalkışım aklıma geldi. Hayretim bir kat daha arttı. Daha sonra bu zat ortadan kayboldu. Etrafa bakınırken birden yüzümde bir şey hissettim. Gözlerimi açtığımda yanımda mayışarak yatan çoban köpeği yüzümü yalıyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir