ÇUVALDIZI KENDİMİZE (ÖĞRETMENLER) BATIRDIK; VELİ, ÖĞRENCİ KAHKAHA ATMAYA BAŞLADI!

2
48
views

ÇUVALDIZI KENDİMİZE (ÖĞRETMENLER) BATIRDIK; VELİ, ÖĞRENCİ KAHKAHA ATMAYA BAŞLADI

              21. yy öğretmen modeli; bir elinde bilgisayarın faresi, bir elinde sınav evrakları bir elinde de tutanak kâğıtları. Bir tarafta istatistiki veriler: Sadece rakamların büyüklüğü ile övünen veliler, öğrenciler ve okul yönetimi. Diğer tarafta sınav makinesi yetiştirmek için öğretmenin elinde tomarca çalışma etkinlikleri. Diğer tarafta da disiplin sorunları… Ahlâk mı, görgü kuralları mı, onlar hiçç uğramadı okullara! “Ne diyosun hocaaa, duymuyozz!” (Veliler)

            Çuvaldızı kendimize (öğretmenler) batırdık. Veli, öğrenci kahkaha atmaya başladı: “Hıı, demek sizde de hata varmış, bak kabul ettiniz bir daha olmasın! Olursa da şikâyet ederim, ayağınızı denk alın!” Öğretmen, veli ve öğrencileri düşman cepheleri gibi anlatmaya çalışmıyoruz lakin güzel bir takım birlikteliği, ortak bir dava şuuru da olmadığı kesin.

            Veli, öğretmenin sorunlarını duymazdan, görmezden geliyor. Öğretmenin sorunu olsa da kimin umurunda? Kime anlatsın sorununu? Bu sebeple her okulda güvenlik görevlisi, psikolog olmak zorunda diyoruz ya! Veliye göre; öğretmen, çocuğu için devlet tarafından hizmete sunulmuş bir köle. Maaş karşılığı matematik, Türkçe dersleri öğretmek zorunda olan ve öğretim dönemi sonunda tıpış tıpış diplomayı verecek olan bir memur. Okul da merasimlerle diploma dağıtma kurumu ona göre. Öğrencinin hak etmeme gibi bir durumu söz konusu bile değil!

            Öğretmen, eğitim sisteminde yalnız. Ders notlarını zamanında giren, öğrenci ve veliler tarafından da şikâyet edilmediği sürece okul yönetimi de her daim öğretmenden memnun zaten. Okul çıkışı öğrenci, veli tarafından yaralanmayan öğretmen de yok ki! Nefret dolu bakışlar, arkasından laubali sesli konuşmalar, “umurumda değilsin tarla korkuluğu” manasında tavırlar… Whatshapp gruplarında öğretmene hesap soran veliler ve onların aile eğitiminden çıkıp sınıflara gelen öğrenciler… Sabah daha gözünü açmamışken öğretmen; “Hocaaam bizim gız yanındaki arkadaşıyla anlaşamıyor başka bir sıraya oturtsan?”, “Öğle anneannesine gideceğim, oğluma söyleyin de anahtarı babasından alsın.”, “Eski öğretmeni her gün fotokopi verirdi siz neden vermiyorsunuz, boşuna mı aldık 1 paket A4 kâğıdını?!”, “Valla hocam, bizim oğlanı üç defa …. adlı öğrenci dövüyor, bir daha yaparsa çıkışta öldürürüm onu!” Evet bu mesajlarla, aramalarla okula giden öğretmenlerimiz acaba ne zaman veliler tarafından şu sebeplerle telefondan aranacak: “Akşam, çocuğumun cüzdanında kendisine ait olmayan kalem gördüm, yanlışlıkla olduğunu düşünüyorum, sabah kime ait ise özür dileyerek sahibine vermesi için yardımcı olur musunuz?”, “Okul çıkışı çocuğum kavga etmiş arkadaşlarıyla, birini ağlarken gördüm merak ettim acaba bir şeyi var mıydı?..” Her daim öğretmenlik gururunu yerle bir eden ve kendi çoğumuzdan üstün tuttuğumuz bu öğrencilerin bu olumsuz davranış sorumluları yalnızca öğretmen midir? Ya veliler?

            Son yıllarda mesleki tecrübe ve gözlemlerimize dayanarak şu tip veli profilleri artmaya başladı nedense. Mizahi bir üslupla gerçekleri izah edersek:

  1. Çocuğunda hiçbir zaman yanlış davranış görmeyen (çocuğu yüzünden her gün kavga, küfür, diğer öğrencilerin sınıf terki isteme vb mevzulara sebep olma) veliler:

Öğretmen ne yaparsa yapsın, veliyle problemi çözemeyeceğine inandığı için (okul yönetimiyle, pdr öğretmeniyle, meslek tecrübesi olanlarla, hacı hoca üfürükçüyle görüşmüş fikir almış; gece namazlarında öğrenciye dua etmiş, ev ziyareti yapmış, her türlü ödül vermiş yahut yerine göre vermemiş, denenmedik yol yöntem kalmamış yani) “Öğrenci ağlamasın da her şeye razıyım”, dedirttiren veliler. Öğretmen bu velilerin mesajlarında, telefon aramalarında “emniyet görevlileri” aramışçasına suçlu psikolojisiyle endişe içindediler hep!

 

  1. Kendini öğretmenden daha iyi bir pedagoji bilgisine sahip olduğunu zanneden (ders anlatma yöntem becerisine sahip, ödev nasıl verilir ne zaman verilir uzmanlaşmış) veliler:

Bu veliler çocuğunu test makinesi yapmaya yeminli, mahallenin en zeki çocuğu kendi çocuğu olması için yarışa hazır velilerdir. Aynı zamanda “fotokopi etkinliği bağımlısı”dır. Çocuğu sigara içse belki üzüntü hissetmeyecek derinden ama bir hafta bilmem kaç adet soru çözmesi gerekirken çözmeyince dünyası altüst olan anne-babalardır. Öğretmen çocuğun gelişim, ilgi ve kabiliyetine göre değil velilerin gelişim düzeyine göre ödev vermek zorunda kalır. Öğretmen cüzdanını kafede unutsun, arabanın anahtarını kaybetsin ama aslaaaa ödev vermeyi unutmasın! Unutursa, tehditler, suçlamalar başlar: “Çocuğumun sınıfını değiştireceğim, diğer sınıfın öğretmeni…”, “Çocuğum geçen yıl çok iyiydi ama bu yıl doğru dürüst test çözdürttüremiyoruz, acaba sizle alakalı mı?”

 

  1. Kendini müfettiş (denetmen) rolünde gören, velilerin başkaldırıcısı, tüm MEB personelinin korkulu rüyası veliler:

            Bu velilerin elinden cep telefonları düşmez genelde. Ansızın sınıfın kapısının önünde, temizlikçilerin başında, müdür odasında, okulun karşısındaki bakkalın içinde görünürler. Özgüveni siyaset ve parayla alakalı olduğunu herkes bilir. Okul Aile Birliği toplantılarında en güçlü onun sesi çıkar. Okula maddi yardımda bulunur, eğitim araçları bulur getirir ama karşılığında bir beklentisi vardır: “Tüm MEB personeli onun hizmetinde” olmalı! Çocuğunun sınıfına büyük yatırımlarda bulunur. Diğer sınıflarda olmayan onun çocuğunun sınıfındadır. İşte en büyük sorun budur ya! Diğer veliler neden bizim çocuğun sınıfı böyle değil, şikâyeti başlar. Sınıf öğretmeni ise bu veli sınıfa gelince kan ter içinde kalır. Neden mi? Çünkü o velinin “çocuğu her koşulda mutlu edilmeli”. Mesela en ön sırada çocuğu oturmalı (gözleri şahin kadar keskin, boyu basketbolcular kadar uzun olsa da). Veli için bir nevi protokol yeridir. “Bu adam benim babam” sözü çocuğu tarafından çok sık duyulur. Örneğin çocuğunun bahçede düşüp ayağının burkması en acil vakalardan biridir: “Nöbetçi öğretmen koş! Ambulansı mı çağırsak!?” Öğretmenle sorun yaşadığında ise tüm velileri örgütler imza toplar, gitmediği makam mevki kalmaz, o öğretmenin huzurunu illa ki bozacak ve mutlu olacak. Onun çocuğu mutluysa Türkiye Finlandiya’dan daha iyi durumdaymış gibi mutlu olur… İl, ilçe MEB tüm memleketin sorununu halleder ama bu velilerin sorunları hiçbir zaman halledemezler. Hep hatalı olan sistem, öğretmen, yönetim… Öğretmen ağlamaklı düşünür: “Dört yıl bu veliyle nasıl geçecek?!”…

Bu yazımızda çuvaldızı velilere batırdık tabiri caizse. Velilerden hoşgörü bekler, mizahi uslûbumuzu anlayışla karşılayacaklarını temenni ederiz. Bir sonraki yazımızda çuvaldızı öğrencilere, sonra yönetime ve en sonunda da öğretmenlere (bizlere) batıracağız. Saygılar…

 

                                                                                                          Ahmet KILIÇ

(Doktora Öğrencisi/Öğretmen)

 

2 YORUMLAR

  1. Yazınızı en samimi hislerinizle yazdığınız aşikardır hocam. Bir o kadar da samimi hislerimle ben yazınızı okudum. Söyledikleriniz acı gerçeklerimiz evet. Siz çuvaldızı öğretmenlere batırmadan evvel bende bir öğretmen olarak o çuvaldızı ben ucundan birazcık dokundurayım istedim. Biz öğretmenler veli karşısında mahçup yahut suçlu psikolojisine bürünmemeliyiz. Elbette gerçek suçlu değil isek. Bir veli evladına şuur verememiş ve yine aileden kaynaklı sorunlardan ötürü öğrencinin önü alınamıyorsa, bu noktada öğretmen kuvvetli durmalıdır kanaatimce. Gerektiğinde onlarca velinin yanında o velinin gururuna dokunulmalıdır. Hattı zatında düşüncelerim bu yöndedir. Yanlış düşünüyorsam affınızı istirham eder cevabınızı beklerim.

    • Eleştiri için teşekkür ederim öncelikle. Sizle hemfikirim lakin yazıda belirttiğim gibi bir psikoloji maalesef öğretmenlerde yer edinmeye basladi. Olmamaliydi dediğiniz gibi ama çoğunlukla ezik bir memur, problemin esas kaynağı olma duygusu yerleşti ogretmenlerimizde umarım düzelir bu algı. Saygılar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here