Çıkmaz Sokak

Paylaşın:

ÇIKMAZ SOKAK

Bir çıkmaz sokağın başındayız şimdi… Sanki her şey bir hikâyeden, hayalden, filmden ibaret. Sofralarımızın başında izliyoruz çıkmak sokakların küçük neferlerini; bir lokma atarken ağzımıza bir ‘ah’ dolanıyor dilimizin ucuna… Belki bir anlık bir ölüm sessizliği; ardından kahkaha dolu soframıza geri dönüyoruz.

Öyle ya çocuklarımız etkilenmesin diyerek değiştirmeliyiz kanalı….

Öyle ya çocukluk yalnızca kendi çocuğumuza özel.

Çıkmaz sokağa hapsediyoruz vicdanlarımızı…

Çıkmaz sokaklar sarıyor her yanı; küçük bir çocuğun kaybolan hayatına gebe ya da bir insanın vicdan ölümüne…

Sonra derin bir nefes alınıyor. Günler geçiyor; değişen şeylerin yanında değişmeyen şeyler… Coğrafyalar değişiyor, tenler, ırklar, dinler, diller mezhepler, hayaller, zaman değişiyor. Çıkmaz sokağın başındaki çocuk değişiyor belki, belki elinde tuttuğu oyuncak, belki yaşı, belki cinsiyeti, belki yaraları değişiyor… Ama değişmiyor o çıkmaz sokağın başındaki çocuk. Nefretin yer almadığı yürekler, nefretin ağır silahlarında durduruyorlar kalp atışlarını. Büyüklerin çıkar çatışmalarında, nefessiz kalıyor minik bedenler. Sevginin sesi işte o gün bir kez daha kısılıyor. Öyle bir ‘vah’ geçiyor içimizden… Ve vah’lar ardında kalan ah’lar. Toplu mezarlar o çıkmak sokakta, o çıkmaz sokakta bir çocuğun çığlık atan seslerine kulağını kapatan yürekler, o çıkmaz sokakta ışıl ışıl parlayan gözlerin bombaladığı çocukları çekerken verilen bol alkışlı, kahkahalı ödül törenleri, o çıkmaz sokağın başında gömülü tüm insanlığın son vicdan kırıntıları.

Yalınayak bir çocuk giriyor çıkmaz sokağa ve vicdan denen örtü bir kez daha kayboluyor; sessizce söylenmiş bir vah’la…..

Sebile ÖZGEZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir