Çaydan Endüstri 4.0’a

Paylaşın:

ÇAYDAN ENDÜSTRİ 4.0’A

Bizim dünyamızın favori içeceği çaydır. Bu sebeple bazen düşünürüm. Divan edebiyatının revaçta olduğu dönemlerde çay sıklıkla tüketilen bir içecek olsaydı şairlerimiz şiirlerinde şarabın adını anarlar mıydı? Ya da günümüzde çay olmasa bizlerde muhabbetin tadına bu kadar varabilir miydik? Mesela çaysız bir kahvaltı hayal edebiliyor musunuz? Ya da bazen o şatafatlı kafelerden sıkılıp  küçük bir çay ocağı aradığınız hiç olmadı mı? Eminim  içinizden amma da abarttı, ne çaymış be diyorsunuz. Ne çay olduğunu öğrenmek istiyorsanız hemen şimdi usulca arkanıza yaslanın. Elinize bir bardak çay alın. Çünkü çay eşliğinde geçmişten şimdiye, şimdiden ise yarına uzanacağız. Hazır mısınız?

Oldum olası insanları dinlemeyi sevmişimdir. Çünkü her insan farklı bir tecrübe, farklı bir bakış açısı demektir. Mesela hiç beklemediğiniz bir anda hiç beklemediğiniz bir kişinin söylediği bir laf sizde çok büyük tesirler bırakabilir. İşte o yüzden insanları dinlemek, hele de çay eşliğinde dinlemek mühim bir sanattır. Bende yakın bir  zamanda, bir çay ocağında böyle bir laf işittim. Öğleden sonraydı. Evden çıkıp çay ocağına doğru yol almaya başladım. Çay ocağına geldiğimde boş bir masaya oturdum. Kendime birde demli çay söyledim. Gelen çayın buharından sıcak, deminden ise koyu bir muhabbet ortamı olacağını sezinlemiştim. O ara karşımdaki tabureye bir kardeşim oturdu. Derken bizim çay ocağının sahibi de çayını kaptığı gibi yanımıza geldi. Birer yudum çay ve hoş beş faslından sonra memleketin en derin meselelerini konuşmaya hazırdık. İşte o ara çay ocağının sahibi yaşının da verdiği tecrübe ile biz gençlere geçmişi anlatmaya başladı. Bende hemen fırsattan istifade ederek dinleyici pozisyonuna geçmiştim. Muhabbette neler yoktu ki? Yağ kuyruklarından tutunda kara borsaya, kurulamayan hükümetlerden hükümet darbelerine, dış borçlardan ilaç kuyruklarına kadar herşey konuşuluyordu. O anlattıkça Türkiye’nin geçmişten geleceğe çok güzel yol aldığını düşünüyordum. İşte tam o sırada masadaki diğer arkadaş muhabbete dahil oldu. ” Geçmişte yaşanan bu sıkıntıları günümüzde aşmış olmamız dünyada bizi lider ülke yapmaya yetti mi?” dedi. Bir yudum çay alıp arkadaşa dikkat kesildim. ” Geçmiş  muhakkak önemli ama bizim artık kendimizi diğer ülkeler ya da gelişen teknoloji ile mukayese etmemiz gerekmiyor mu?” diye de ekledi.

Bir önceki yazımda ” Dünya Değişiyor Sen Ne Dersen De” demiştim. Okuyanlar hatırlayacaklardır. Okumayanların da okumasını istirham ediyorum. Son 250 yıldır dünya hiç görmediğimiz bir hızla değişiyor. 

Tüm hikaye ise Sanayi Devrimi ile birlikte İngiltere’de başladı. James Watt isimli bir adam 1781 yılında geliştirdiği buhar makinesi ile yeni bir döneme perde araladı. Bu yeni döneme endüstri 1.0 diyoruz. Tahmin edeceksiniz ki bu yeni dönemin lider ülkesi İngiltere’ydi. Endüstri 1.0’ın getirileri ile İngiltere üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk oluverdi. Derken hikâyenin devamında Henry Ford isimli bir adam ön plana çıktı. Bu adam yenidünyanın yani Abd’nin başarılı mucit ve girişimcilerindendi. Geliştirdiği üretim bandı ile endüstri 2.0 dönemi başladı. Dünyanın amiral gemisi artık Abd olmaya başlamıştı. Tarihler ise aşağı yukarı 100-120 sene öncesini gösteriyordu. Dünya bu yeni dönem içinde 2 tane de savaş atlatmıştı. Derken robotlar endüstri dünyasına girmeye başladı.  Bu da endüstri 3.0 döneminin başladığına işaret ediyordu.

Bu yazıyı yazdığım tarihlerde ise dünya yapay zeka ve endüstri 4.0’ı konuşuyor. Endüstri 4.0’ı bilişim teknolojisinin robotlara entegre edilmesi ile birlikte dünya üzerindeki tüm cihazların internetle birbirine bağlanıp kesintisiz ve sürekli  bir veri akışının sağlanması olarak da tanımlayabiliriz. Böylelikle robotlar insanlardan bağımsız bir şekilde üretim gerçekleştirebilecekler. Kısaca akıllı fabrikalar çağı başladı da diyebiliriz. Bu süreç Ekim 2012 tarihinden bu yana konuşuluyor ve üstünde çalışmalar yapılıyor. Yani tam 6 sene olmuş.

Dünya endüstri 4.0’ı konuşa dursun biz ise 2018 yılında hala yağ kuyruklarını ya da 80 öncesi yaşanan kavgayı konuşmakla meşgulüz. Mesela geçmişte yaşanan olumsuzluklar bugün yaşanmadığı için mutlu olabiliyoruz amma yarını düşünmekten şiddetle kaçınıyoruz. Yarını düşünenlerimiz neredeyse yok denecek kadar az. Velhasıl dost acı söyler. O yüzden bana kızmayın. Eğer biz bu yarınsızlıkla devam edersek ne Turan’a ne de Nizam-ı Alem’e ulaşabiliriz. Çok acil bir şekilde bu yarınsızlık hastalığından kurtulmamız ve gece gündüz demeden yarın için çalışmamız gerekiyor. İşte o zaman yeniden dünyanın amiral gemisi olabilir, Turan ve Nizam-ı Alem’e ulaşabiliriz. Aksi halde Turan ve Nizam-ı Alem’in savaşçıları Yeni Dünya Düzeni diyen alçakların güdümünde bir 250 sene daha geçirmeye mahkumdur. Şimdi çayın önemini anladınız mı?

Burak ATICI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir