BİR GÜZELİN AŞIĞIYIM (ALP)ERENLER!

Paylaşın:

            BİR GÜZELİN AŞIĞIYIM (ALP)ERENLER!

            “Menzil uzak olmaz seven insana / Yolculuk yanında dostla güzeldir…”

            Şimdi dostsusuz işte…

Türklerin İslâm’a hizmet ve hürmette her daim ön saflarda olacağını, dünyevî makamların uhrevî makamlardan ehemmiyetsiz olduğunu, siyaset eşittir yalan olmadığını haykıran Ağabeyimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu dinliyorduk oysa, ansızın sesi soluğu kesildi! Evet, dünya hayatı bir yolculuktu, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da uğurladık rahmetin bol olduğu, karlı bir günde ama hâlen yolculuğumuz bitmedi O’nun Alperenleriyle…                                     

“Ey sonsuzluğun sahibi, Sana (c.c) ulaşmak istiyorum!” diyen bir gönül erini dünya kaybetti, ahiret kazandı. O zaten sonsuzluğu düşlüyordu. “Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”diyerek bu davâyı kendine dert edinmişti. Bu uğurda çekilen her cefa da sefaydı ona.                                                                                           

Şimdi ellerimizi açtık dua ediyoruz, bir Muhsin Yazıcıoğlu doğurulsun diye! Anadolu anaları mı kalmadı yoksa evlatlarımız mı Anadolu erenlerinden olamadı idrak edemiyoruz ama özlüyoruz işte: “Ben ve arkadaşlarımda yalan olmaz!” diyen yüreği; “Allah (c.c) dostlarına korku ve keder yoktur.” ayeti kerimeyi rehber edinmiş, “Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.” diyen yağız delikanlıyı…                                         

Niyazımız o ki Muhsin Yazıcıoğlu cenneti alâda Hz.Peygamberin (s.a.v) duasını almış; Fatih’in, Yavuz’un bir neferidir biiznillah…                                                                       

“Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.” diyerek, ay-yıldızlı bayrağımızın İslam’ın sancağı; Ezan-ı Muhammediye’nin ise İslâm’ın gür sesi olduğunu yıllardır meydanlarda anlattı. On dört yaşında başlamış Türk-İslâm davasını kalbine nakşetmeye. “En büyük ülkücü Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.)” diyerek mahkemede korkusuzca Hakka hesap veren bir Alperene hasretiz…                                                                                                                           

Yeryüzümüz vardı Türk ordularının ayak seslerinin işitildiği, gökyüzümüz vardı Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Musul’da, Kerkük’te ezan seslerinin gür sesle duyulduğu… Elektriksiz kalsa memleketi, evinin yolunu bulamamaktan değil ışıksız minareleri görememekten endişelenen bir yiğidimiz, Muhsin’imiz vardı…

Şimdi Alperenler’den ziyade gladyatörler çoğalmış Anadolu’nun her köşesinde. Rozetlerle, sloganlarla liderlik edenler var kuru kalabalıklarda. Hain ile emin, lider ile dalkavuk birbirine karışmış. Bozuk para seslerine doğru yol alan tarafgirler var.                       

Ve caniler bir bir nişan aldı, vurdular iman cephemizden. Değişen nesillerimizin DNA’sı olmadı ama ahlâkı oldu. Herkesin kimliği aynıydı ama vatanperverlikte bir değişme oldu. Bayraklar göndere çekilmeye utanıldı, Türk sözü birçok kişide ezik bir hâl bıraktı. Övünülecek değerlerimiz tükenmeye başlandı. Düşmanlarımız nerden geldiği belli olmayan fikirlerle, yolumuzdan saptırdılar. Sonra ellerinde kalemlerle Alperenler meydana çıktı; Arif Nihat Asya’lar, Abdürrahim Karakoç’lar… Ve onları seven, “Ne kaderime küstüm ne devlete…” sözleriyle İslâm ve vatanın birlikteliğinin vazgeçilmezliğini inanmış Alperenler, Türk dervişleri çıktı meydana… Gladyatörlere karşı akıncılar lazımdı. Silaha karşı kalem, yumruğa karşı dost eli, kana karşı gözyaşı galip olsun diye! Ve Yaradan Sivaslı bir yiğidi hediye etti Türk topraklarına…                                                                                                       

Gladyatörlerin arenası, Alperenlerin ise gönül hâneleri var biliyoruz. Kâğıt ve kaleme âşık olan Alperenler… Şu an savaş olsaydı kim bilir Hz.Peygamber (s.a.v) hanginizi savaşa almayacaktı, mürekkebiniz şehit kanından daha kutsaldır, denilerek… Gladyatörler savaşın, siz ise barışın insanları oldunuz…                             

Artık Alperenlerimiz açsın şehrin giriş kapılarını. Mevlana C.Rumiler (r.a), Abdulhakim Arvasiler (r.a), Ahmed Yeseviler (r.a) daha gelmeden açılsın gönül kapıları. Aralansın rahmet kapıları sonunadek, bütün dosta düşmana karşı. Dağları mesken etmiş en vahşi hayvanların bile açlığını düşünen, merhametin elleri bölsün soframızdaki ekmekleri. Alperenlerimiz onarsın, mazlumların incinmiş kalplerini. Nene Hatunları örnek almış şehit eşlerinin akan gözyaşlarını onlar silsin, yollarını gözlediği Sütçü İmam’ı, Şahin Bey’i örnek almış yiğitlerin isminin yazılı olduğu mendilleriyle… Anadolu güllerinin nakşedildiği yazmalarını, hilâl şekli ile süslenmiş seccadelerini tekrar temin etsin Alperenlerimiz. Ev yangınında yanan kitapları için gönüllerine yara bandı arayan gençlerin, kitap küllerini Şah-ı Nakşibend (r.a), Hacı Bektaşi Veli(r.a), Abdülaziz Bekkine (r.a) bir araya getirsin.            

Bu güzellikleri ruhunda dercetmiş Muhsin Yazıcıoğlu sevenleri örnek alınsın…                

İşte ben de böyle bir güzelin aşığıyım Alperenler! “İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok!” diyen bir hareket adamının, Muhsin Yazıcıoğlu’nun davasına aşığım: TÜRK-İSLÂM davasına!

                                                                                                                         Ahmet KILIÇ

      (Doktora Öğrencisi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir