Ayrıntılar

Paylaşın:

Ayrıntılar

Türklerin dünya üzerinde sahneye çıktığı kırk asırlık dilime tarih kaynaklarını kullanarak baktığımızda “Çılgın Türkler” denildiği bir zaman.

Selçuklusu ve Osmanlı İmparatorluğu ile devam ederek her gittiği yerde adalet ve huzur sağlamayı kendisine düstur edinmiş. Adanmış bir millet

Yıllarca zulmün ve çeşitli fikir hegemonyalarının mazlum milletler üzerinde denendiği, geriye bakıldığında karşılığında da ancak ve ancak enkaz olarak harabeler bırakıldığı, sözde gelişmiş ülkelerin misyonerlik faaliyetlerini gerçekleştirme eylemlerini hayata geçirdiği, yaşlanmış ve yorulmuş bir sisteme maruz kalan yaşlı dünya…

İki farklı kültür ve çoklu medeniyetlerin isminin değiştiği ancak sistemlerinin değişmediği, hatta sistemlerinin neredeyse birbirine birebir benzediği, dünya düzeninde milli olarak bilinçlerine kazınmış birkaç cümle, birkaç kıssa ve anlatırken hayatını dahi bilmediği Türk liderlerin ağzını doldurarak anlatıldığı bir tarih.

İşte bu medeniyetleri göz önünde tutuğumuzda mensubu olmaktan onur duyduğumuz ve her fırsatta Türk’üz dediğimiz ve hiçbir zaman ikinci soruya maruz kalmadığımız, İslam’la birlikte nişan olarak yüreğimizde taşıdığımız milli ve manevi değerler bileşkesi yani itikatlarımız.

Son zamanlarda küreselleşme ve globalleşme adı altında 1990’lı yılların başında literatürümüze giren iki yabancı terim ve bunların ürünü olarak ortaya çıkan sosyal medya gençliği ve adını dahi koyamadığımız yeni bir milliyetçilik akımı.

1990 yıllarında o zamanki tabirle “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz” düsturu gereği kitaplarda hayat bulan, kütüphaneleri dolduran gençliğin, globalleşme ve küreselleşme nedir sorusuna cevap aradığı zamanlarda, karşımıza çıkan “tek düzen ve bu düzende sınırları olmayan bir dünya ve tek tip insanlar topluluğu” olduğunu kolayca anlayabilecek çapta fikir sahibi insanların milletleri adına endişe taşıdığı ve ideolojilerin gün gelip halı altına süpürüleceğini düşünerek insan yetiştirme gayretine girmiş “Milliyetçilik kimliğimiz İslam ruhumuz” fıtratında olan Tanrı dağı kadar Türk Hira dağı kadar Müslüman topluluk…

Nizam-ı Alem için İlay-ı kelimetullah fikrinin gençlere anlatılması için hayatlarını sefer uğruna harcamış o koca yürekli Allah dostları, fikir adamları ve gönül adamları, Ahmet Yesevi’den tutun da Alparslan Türkeş’e, Muhsin Yazıcıoğlu’na varana kadar geçen sürede kimliklerini henüz bulamamış dizilerde gördüğünü tarih, sosyal medyada yazanı hadis, İtikatları bozuk İslamoğlu grubu ile ayetlerle ve hadislerle oynayarak bir gençlik kurmaya çalışmış Fetö ye varana kadar gelinen nokta.

Kısaca geçmişe göz atıp şimdi içinde bulunduğumuz durumu anlatmak gerekirse;

Hazırlanan senaryo ile perde açıldı.

Son 15 yıldır ülkemizde piyasaya çıkan bazı kitaplarla subliminal mesajlar verilmeye başlandı.

ABD’nin Türkiye’yi işgalini anlatan  kitabı 2004 yılında yayınlandı… İlerleyen yıllarda öğrenme şansını bulduk. Bilin bakalım kim bastı o kitabı… Tabii ki FETÖ’cü bir yayınevi…

Dizilerle devam eden günbegün aşina olduğumuz durumlara artık tepki veremez olduk. Hatta normalleşmeye başladı. Öyle ki ne şehit haberleri bizi üzüntüye sokar oldu ne başımıza geçirilen çuvallar…

Bu sadece bir yönü idi. Dizilerle başka bir şey daha anlatıldı millete. Bir yandan milliyetçilik pompalanırken “içi boşaltılmış” diğer yandan öfke verildi…Milliyetçiliği kavmiyetçilik sanarak ayaklar altına alanlarda oldu… 

Öyle hale geldik ki elinde kılıç-silah, başında kalpak ile tv karşısında memleket kurtardık. Alp_Eren tabirleri memleket lisanında yeni sıfatlar yüklenerek lügatimize tekrar girdi. Trajikomik olaylar yaşandı. Operasyona giden askere hedef neresi diye sorunlunca KIZILELMA cevabı ile memlekette kırmızı elma dağıtma yarışı başladı. KIZILELMA yi besin maddesi sanan insanlarla yenidünya düzenine savaşmayı göze alanlarda cabası…

Amerikan dış işleri bakanı Pence ve akabinde Başkan Trumpin tehdidine karşın yedi düvele kafa tutan bu milletin ne hale geldiği açık…

            Bütün sinir uçlarına dokunulmuş, manevi ve kültürel bütün kazanımları asimile edilmiş, tarihi ve kavramları ile bağlantısı koparılmış bu millete yeniden diriliş ve yeniden Ergenekon’dan çıkışı tetikleyecek mekanizmaları hayata geçirmekte daha fazla geç kalmadan harekete geçmek elzem hale gelmiştir…

            Aksi halde

Uğruna ölecek bir vatanımız kalmayacak.

            Damarlarımızdaki asil kanın hatırına, kefensiz yatanlarımıza layık olmak ancak ve ancak kodlarımızın bozulmamasına göstereceğimiz mukavemetle doğru orantılıdır…

                                           

                      Murat KANDUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir