ASRIN HAREKET ADAMLARI: “TİKTOK”ÇULAR VE “YOUTUBER”LAR

Paylaşın:

ASRIN HAREKET ADAMLARI: “TİKTOK”ÇULAR VE “YOUTUBER”LAR

Yarası olan gocunur! Anadolu’da yaşayan birisinin yara almadan yaşaması mümkün müdür? Her Anadolu’lunun bu asırda yarası var ve gocunacağı çok şey olmalı. Bu yaraların en büyüğü, tedavisi en zor olan ise “Asrımızda peşinden gideceğimiz, bize sırat-ı müstakimde lider olacak örnek şahsiyet kim?” sorusuna cevap bulamayışımız…

Osmanlı’nın son dönemlerinde, kurtuluş mücadelesinde ve sonrasında birçok aydın, vatan müdafaası ve yeniden diriliş için reçeteler sunmuşlardır. Osmanlıcılık, Türkçülük, İslâmcılık ve Batıcılık akımlarıyla fikirler ortaya konulmuş ve kendileri gibi düşünenlere de lider olmuşlar: Kimisi Mustafa Kemal, kimisi Nihal Atsız, kimisi Nazım Hikmet olmuş; kimisi Nurettin Topçu, kimisi Erol Güngör, kimisi Necip Fazıl olmuş; kimisi Bediüzzaman, kimisi Abdulhakim Arvasi, kimisi Mehmet Akif olmuş hakeza… O dönemde yetişen fikir öncüleri,  halka sadece manifestolar, dergiler, ilmî eserler sunmakla kalmamış, yaşadıkları gibi de ölmüş insanlardır. Yani fikirleri ne oranda isabetli olup olmadığı bir tarafa, fikrin namuslu adamları olarak tanınmışlardır. Oldukları gibi yaşayıp, yaşadıkları gibi de dâvaları uğruna cefa çekmiş liderlerdir. Ne dünyevi makam, ne rütbe ne de birilerine şirin gözükme derdinde olmadan…

20. yy.’ın sonlarına doğru fikir önderleri toprağa gömülürken dâvaları hâlen yaşamaktaydı. Aradan zaman geçti, 21.yy’da yetişen Türk gençliği ne o fikir öncülerini ne de bir dâvanın kıymetini anlayamadılar, anlamak için en ufak bir gayretin emaresi bile görülmedi! O liderlerin en yakınındaki talebeleri günümüzdeki topluluklara seslense de sesini duyanlar pek olmadı, duyanlar da bu sese anlam veremediler. Bu; “Artık harekete geç, bak İslâm coğrafyasına, bak ülkene; ne aileden, ne ilimden, ne kültürden bize ait ne kaldı?” sesi idi ama Türk genci kulağındaki kulaklıktan anlamını bilmediği yabancı müzikleri dinlemekle meşgul oldu yıllarca…

Nihat Asya dört gün, dört ay, dört yaşını doldurduğunda ilk mektebine başlar. Çünkü bu sünnetin bir geleneğiydi ve Türk tarihinde de emaresi vardı dört rakamının. Hatta N. Fazıl bu sünnete binaen şu dizeleri yazmıştır: “Cenazemde olmasın çelengim top arabam. Tabutumu taşısın dört tam inanmış adam…”

Peyami Safa iki yaşında yetim kalır. Evin geçimini sağlamak için 13 yaşında öğrenimini yarıda bırakır. Lise yıllarında roman yazıp, edipleri hayretler içerisinde bırakır.

Dündar Taşer, babası Kâmil Bey köyde olduğu için okul kaydında velisi olamıyordu. Taşer, gözüne kestirdiği bir Antepli’ye “Ortaokula kaydolacağım, velim olur musun?” diyor, “Olurum” cevabını alınca ortaokula kaydı gerçekleşiyor.

Antep’li Şehit Kâmil 14 yaşında Fransız askerleri tarafından şehit olur.

Muhsin Yazıcıoğlu 14 yaşındayken, beş buçuk kilometrelik köy-okul arasındaki yolu yürürken kendince muhasebe yapar. “Neden cihan devleti olmuş bu milletin en gürbüz çocuklarını alıp da Avrupa’ya işçi olarak götürüyorlar?” sorusuyla taa o yaşlarda kafasını meşgul eder.

Sabahattin Ali, ilk yazdığı kompozisyonda babası ile çıktıkları avdan bahseder. “Sabah güneşin ilk ışıkları penceremize vururken… ” ifadesi, babasının: “Ulan, der, biz ava çıktığımız zaman daha güneş doğmamıştı. Sen nasıl olur da, güneşin ışınlarından söz edersin! Bu bir aldatmacadır. Yalancısın sen! Kimi aldatıyorsun! Yazacaksan doğru dürüst yaz. Yalan dolan istemez!” cümleleriyle sert bir tepki alır. Bu onun edebiyatta aldığı ilk dersti.

Bediüzzaman’ın daha çocukken kafasını meşgul eden mevzu ne ilginç! “… bir zaman, küçüklüğümde, hayalimden sordum: ‘Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe (yokluk) ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?’ dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden ‘Ah!’ çekti. ‘Cehennem de olsa bekà isterim’ dedi. Bediüzzaman, 6 yaşlarındayken camı olmayan idare lambasında ders çalışır. Yaz akşamları kelebekler idare lambasının ateşine konup yanıyor. Kelebeklerin yanmasından rahatsız olur. Annesine gider, derdini anlatır… “Camide kelebekler yanıyor!” Babasına gider, derdini anlatır… “Camide kelebekler yanıyor!” Ve çözümü de kendisi üretir. “Ne yapalım peki oğlum yanıyorsa?” der babası. “Yaş ağaç dallarından küçük kafesçikler örelim. Lambanın üzerine koyalım. Kelebekler gelsin, hem ışıktan istifade etsin, hem yanmasınlar.” diyor… Baba gerçekten kafesçikleri örer ve onun üzerine koyarlar, kelebekler yanmaktan kurtulur.

Bu insanlar asrının “hareket adamları” oldular. Meseleye ideolojik sloganlarla bakmak yerine, asra damgasını vurmuş bu şahısların yaşlarının küçüklüğü-dâvalarının büyüklüğü mukayeselerine dikkatimizi vermeliyiz. Küçük yaşta dâva bilinci ile yetişenler, ilerleyen yaşlarda da aynı şuurda hayatlarını idame ettirdiler. Nurettin Topçu kırk yıl öğretmenlik yaptı “mabede girer gibi” görev yaptığı okullara gitti. Serdengeçti ömrü boyunca “mabedsiz şehirler”i Anadolu’nun şehirleri olarak görmedi!

Günümüzde bu insanların takipçileri/yoldaşları/dâva arkadaşları kimler, şuan ki istikametleri nasıl bilen yok! Kimin hangi şehirli, hangi partili, hangi üniversitenin bölümünden eğitim aldıklarını değil, vatan-din adına ne yaptıklarını duyan var mı? “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştakiler” ise kim bilir hangi viranedeler!

Artık gençlerimiz “hareket adamı” kim, nasıl olur, merakında değiller! Onların “hareket adamları” sosyal medyadaki takipçileri: “Tiktok”ta gördükleri, “Youtuber”lar… Ülkede sırat-ı müstakimde “hareket” eden adam çok az, sosyal medyada bir o sitede bir bu sitede “hareket” eden boş adamlar maalesef ne çok fazla! Sosyal medyadaki ”hareket adamları”nın yön tabelaları hangi tarafa bakar ki? Bir futbol maçında, takipçi sayısını arttırmak adına ansızın sahaya fırlayıp ülkesini rezil eden adamların tarafına mı, yoksa yaşlı anne-babalarıyla yapılan abuk subuk dansların tarafına mı? Yoksa dindar görünümlü karı-kocaların “lüks mevlid” töreni yapıyoruz diyenlerin fotoğraflarına doğru mu? Hangi yöne yürür asrın hareket adamları? Hz. Peygamberin (s.a.v.), “Sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir onları takip edin.”, denilen tarafa mı, yoksa Türk’ün kültüründe İslam’ın şiarında olmayan şatafatlı evlilik teklifleri edenlerin paylaşımlarına mı?

Hareket adamlarının izi bu topraklardan siliniyor yavaş yavaş, sosyal medyadaki “tiktok”çular, “youtuber”ların “beğeni”lerini takip ediyor artık gençlerimiz! İlim sahibi insanların derslerini can kulağıyla dinleyen kalmadı, “uzaktan eğitim”de var artık. Nesneleri “dört boyutlu” görür olduk ama dört gözle beklediğimiz liderler de kalmadı! Velhasıl Türk gençliğinin gidişatı pekiyi bir gidişat değil!

                                                                                                            Ahmet KILIÇ

(Doktora Öğrencisi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir