AŞKA DAİR

Mustafa Ak
Paylaşın:

AŞKA DAİR

 Bugüne kadar buraya pek çok mevzu ile ilgili yazılar yazdım. Site editörümüz pek çok kusuruna rağmen yazılarımızı yayınladı. İlk önce teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bugüne kadar tarih, kitap tanıtımı ve sosyal ilimlerde yazılar yazmaya çalıştım. Bugünkü yazımda ise şimdiye kadar değinmediğim bir hususa yani duygulara yani “Aşk” a değinmeye çalışacağım.

Aşk konusu Hz. Adem’den beri insanoğlunun başından gelen en çetrefilli bir hastalıktır. Başlaması gelişimi, karşılık bulması ve bulmaması, metabolizmaya etkisi vb. konular bilim adamları, sanatkarlar, ve bil umum insanlık tarafından incelenmiştir. Herkesin kendince bir tanımı olmuştur. Aslında tanımla namaz olduğu için beyhude bir çaba içine girilmiştir. Aksine bu beyhude çabalar günümüzde geniş bir külliyatı içeren edebi vb eserler yazılmasına sebep olmuştur ki aşıklar unutulmuş ama eserler baki kalmıştır. Mesneviler, romanlar, şiirler, resimler aynı yüce duyguyu anlatmışlardır. Mevzu şudur aslında herkes derdini meşrebince anlatmıştır.

 Misal ehli tasavvuf beşeri ve ilahi aşk ikileminde gitmiş gelmiş en sonunda ilahi aşkın üstünlüğünü İfade etmişlerdir. Çünkü Rabbimiz kullarını yaratırken gönüllerine muhabbeti koymuştur. Hatta Esmaül Hüsnada “Habib” yani sevgili sıfatı mevcuttur. Yani bütün aşkların kaynağı Rahmanidir Aşkın amacı da Rahmanı bulmaktır. Diğer türlü muhabbet atıldır veya batıldır. İşin en önemli boyutu da Resulullah’ın aşk ve muhabbetle simgelenmesidir. Günümüz romantik İslamcılarının “beni sabah namazına kaldıracak bir yar istiyorum” vb. sloganlarının aksine ayağı yere basan bir o kadar realist bir muhabbetten bahsediyoruz. Nebevi muhabbettin aslı Rahmani bir merhametten kaynaklanmaktadır.  Yani merhamet kaynaklı bir muhabbet. Yukarıda da inceledik ama kısaca yine değinelim. Buradaki kısım edebiyattaki aşk kavramını anlatacaktır.  İskender Pala misali bizde aşkı en iyi anlatan edebiyat divan edebiyatıdır diyoruz.

Mazmunları, derinliği ve kalıpları ile beşeri aşktan ilahi aşka doğru mertebe kat eden bir yürüyüşten bahsedebiliriz. Yani aşkın amacına hizmet eden bir edebiyattan bahsediyoruz. Günümüze gelirsek: Abi aşkların suyu çıktı nerede o masum güzel aşklar vb. yorumlara katılıyorum Çünkü bu konuda günümüzde ifrat- tefrit hakim. Bir tarafa sosyal medyada yaşanan ve bir türlü gerçek hayata yansımayan aşklar var. Diğer tarafta ise olayı sadece cismani ve nefsani boyutta algılayan bir grup insan kitlesi var. Birinci grubu sosyal medya romantikleri diye adlandırmak daha doğru olur.  İkinci grup ise burada yazmaya utanacağım işlere dahi tevessül edebilecek bir zihin yapısına sahiptir. En hafif deyimiyle vücutlarının yönetim merkezi beyin değildir. Bu zihniyettekiler esfel-i safilin derecesindedirler. Maalesef günümüz gençlerinin büyük bir kısmında bu zihniyet hakimdir. Sonuçları ise bu yazının değil gazetelerin 3. Sayfalarının konusudur. Gelelim bu acizin düşüncesine. Aşkın ne olduğu sorusuna kendimce cevaplar aradım. El hasıl şu Cevapları buldum. Misal dua etmektir. Karşına çıksın diye, yolda görmek için. Gördüğün Zaman mutlu olmaktır. Ayak titremesidir. Kalp çarpmasıdır. Düşünmeye bile kıyamamaktır. Kaleme veya klavyeye sarılmaktır. Nutkun tutulması şekerin düşmesidir. Acaba bana baktı mı demektir. Her sabah belki görürüm umuduyla kapısından geçmektir. Onun diyarına gitmektir. Kapısına isimsiz bir mektup bırakmaktır. Bir kitap verip içine not bırakmaktır. Ya da hiç birisini yapamamak beni hisseder mi acaba diye beklemektir. Belki bir ömür boyu. Yazdığım şiirleri görür mü bir gün o da bana yazar mı diye düşünmektir. Bartlı’dan çiğdem toplayıp kapısına adını yazmaktır. Ya da adını her yerde okumaktır.

Sözün Özü: Aşk beklemektir. Bir ömür boyu kaybetmeye mahkum olmak. Belki de hiçbiri Bir filozof, bir ozan veya üzerinde garip bir taş dikilmiş sahipsiz bir mezar olmaktır. Aşk ismindir. İsminde saklıdır. İsim ise ben de saklıdır… Yüreğimde, bedenimde şiirlerimde…….

Mustafa AK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir