ALPERENLİK ŞUURU

Feridun Eser
Paylaşın:

ALPERENLİK ŞUURU

                                                                                                                                                                 *Feridun ESER

Giriş:

Alperen, “alp” ve “eren” sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir sözcüktür. “Alp”, eski Türklerde yiğit, cesur, savaşçı anlamlarına gelen bir sözcüktür. “Eren” ise kendini Allah’ın rızasını kazanmaya adamış, Allah rızası için çalışan, Allah dostu gibi anlamlara gelir; eren, derviş, ermiş sözcükleri, yaklaşık eşanlamlı sözcüklerdir. Alperen, milli ve İslami bir karakterdir; Hanefi – Maturidi – Yesevi çizgisinde, ideal/ örnek bir Müslüman Türk tipidir. Alperenlik, Türk Müslümanlığıdır; Türk kültürünün İslam’la yoğrulmuş, biçimlendirilmiş halidir.

Alperen, Arapça’da “mücahit” sözcüğünün Türkçe karşılığıdır. Mücahit, Allah yolunda, Allah rızası için, din uğrunda savaşan kişidir; ancak onun savaşı önce kendisiyle, kendi nefsiyledir. Alperen, inandığı hakikatleri öncelikle kendi vücut ülkesinde hakim kılmalı, kendi yaşamalıdır; çünkü kendine ve yaşantısına çekidüzen veremeyenler, dünyaya nizam veremezler; hükmedemezler. Nefsine/ kendine nizam vermeyenlerin, aleme/ dünyaya nizam verme iddiaları boştur, başarılı olamaz.

Alperenlik:

Alperenlik, 1980’li yıllarda Hoca Ahmed Yesevi’nin eseri “Divan-ı Hikmet”in Türkiye Türkçe’sine çevrilmesinden sonra özellikle milliyetçi – dindar çevrelerce sahiplenilmiş bir ekoldür. 1990’lı yıllardan itibaren de Muhsin Yazıcıoğlu tarafından yüksek tondan ve sıklıkla alperenlikten bahsedilir olmuştur.

Alperenlik, kökleri yaklaşık bin yıl evveline ulaşan bir ilim, kültür ve medeniyet hareketidir; bir düşünce ve yaşam tarzıdır. Gaye, Allah’ın emrettiği ve istediği şekilde yaşamaktır. İnandıkları gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar ki bu, sapmadır; böyle bir duruma, düşülmemelidir.

Alperenlerin davası, “ila-yı kelimetullah” ve “nizam-ı alem” sözcükleriyle özetlenir. Alperenin öncelikli amacı, ila-yı kelimetullahtır; ila-yı kelimetullah, Allah adını yüceltmek, duyurmak ve yaymaktır. İla-yı kelimetullah, Allah’ın ayetlerini, İslam’ı yaşama ve yaşatma idealidir; İslam’ı yeryüzüne hakim kılma davasıdır. Alperenlerin düsturu şöyle özetlenebilir: Çağrımız, İslam’da dirilişedir; İslam’la dirilişedir; zafer, İslam’ın olacaktır; biz, zaferle değil seferle görevliyiz. Nizam-ı alem ise dünyaya İslam’la nizam vermek, İslami nizam vermektir; yani İslam’a göre bir toplum/ dünya kurmaktır. Alperen için İslam’ı yaşamak, yaşatmak ve İslam’a hizmet etmek şereftir, görevdir. Alperenlik, inançlarımıza uygun bir toplum, bir devlet hatta bir dünya kurma ülküsüdür.

Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra alplik, alperenliğe dönüşmüştür. İslam, 10. Yüzyıldan itibaren Türklerin, alperenlerin gayretleriyle yayılmış ve korunmuştur. Bu tarihten itibaren Türk ismi, Müslüman ve İslam ile aynı anlamda kullanılmaya başlamış; Türklük, İslam’la özdeşleşmiştir; özellikle Avrupa’da Türk deyince akla İslam, İslam denince akla Türk gelmeye başlamıştır.

Alperenlik davasının kurucusu ve ilk/ öncü ismi, Ahmed Yesevi’dir. Ahmed Yesevi, Türkler arasında İslam’ın yayılması için çok çalışmış; onun öğrencilerine, ona bağlı olanlara, alperenler denilmiştir.

Alperenler, müminlere ve mazlumlara karşı sabırlı ve hoşgörülü; kafirlere ve zalimlere karşı mücadeleci, savaşçı ruhludur. Alperenler, Hz. Muhammed ve sahabesini örnek alan Müslüman Türklerdir. Alperen, Hz. Ebubekir’in sadakatini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz. Osman’ın merhametini, Hz. Ali’nin cesaretini örnek alır. Alperen, bir yönüyle Yavuz bir yönüyle Yunus’tur; zalime Yavuz, mazluma Yunus’tur.

Alperenlik, salt milliyetçi bir hareket değildir; aynı zamanda dini/ İslami bir harekettir. Alperenler, kuru bir milliyetçilik/ Türkçülük iddiasında değildir; o, bütün Müslümanları kardeş görür, kardeş bilir; bütün Müslümanlara, kardeşçe yaklaşır. Dünyanın farklı yerlerinde zulüm gören Müslümanların sızısını, acısını içinde hisseder; onların derdiyle dertlenir, onlara yardımcı olmaya çalışır; destek olur, el uzatır.

Alperen, gönül insanıdır, gönül mimarıdır; alperenin gayesi gönül kazanmak, gönüller yapmak, gönülleri hoş etmektir, gönülleri yıkmak değildir. Alperenlik düşüncesinde gönül yıkmak, Kabe’yi yıkmak kadar kötü sayılır. Hacı Bektaş’ın dediği gibi, “İncinsen de incitme”, Yunus Emre çağlar öncesinden seslenmiş ya; “Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim”,  “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil.” Alperen, gönüllere girer, gönüllerde yer eder; kendini sevdirir, kendi şahsında davasını, inancını sevdirir. Alperenler, İslam’ı sevgiyle yaşayan ve sevdiren kişilerdir; alperenlik, bu yönü ile bir sevgi hareketidir; Allah, Kur’an, peygamber, vatan, millet sevgisidir.

Alperen, kendine öğretilen ve dayatılan Batılı kavramlara, Batılı ideolojilere göre düşünmez, fikir yürütmez; Batılı kavram ve ideolojilere göre yaşamaz. Alperen, İslam medeniyetinin kendine has kavramlarını ve bakış açısını kullanır, İslam’ın kendine özgü kavramlarına dayalı düşünür, fikir yürütür ve yaşar; İslam düşüncesini esas alır. Alperen, hedefe varmak için her yol meşrudur, anlayışını reddederek; hedefe, meşru vasıtalarla varmaya çalışır; Allah’ın müsaade etmediği/ izin vermediği şeye, yanaşmaz ve müsaade etmez.

Türk milletinin hatta İslam ümmetinin geleceği, alperenlik ruhuyla/ şuuruyla ve alperenlerin gayretleriyle aydınlanacak, yükselecek, yücelecektir. Türk ve İslam dünyasını tekrar diriltecek ve birleştirecek ruh, alperenliktir. Alperenler, sadece Türk milletine değil İslam ümmetine hatta tüm insanlığa hizmet etme; barışı ve huzuru getirme derdindedirler. İslami uyanış, diriliş ve birlik, alperenlerin/ Türklerin öncülüğünde gerçekleşecektir; bu durum, sömürgecileri korkutmakta, ürkütmektedir. Alperenlik hareketi/ davası, sömürgeci güçlerin korkusudur. İslam aleminin ve Türk dünyasının büyük birliği için alperence düşünmek ve yaşamak gerekir.

Şimdi yeniden Türkleşmek, yeniden Müslümanlaşmak zamanıdır; şimdi, alperenlik şuurunu kavrama, diriltme, yaşama ve yaşatma zamanıdır.

Sonuç:

Batılılaşma süreci, toplumumuzda yabancılaşmaya yol açmıştır. Yabancılaşma, toplumun/ insanın, kendi değerlerinden/ ilkelerinden kopması, uzaklaşması ve kendine ait olan değerlere/ ilkelere ters düşmesidir. Yabancılaşma kendini, tarihini, dinini, kültürünü, dilini unutmaktan, önemsememekten; bu değerlerin/ ilkelerin sadece lafını etmekten ancak bunların gerektirdiği gibi yaşamamaktan, tavır almamaktan kaynaklanır.

Alperenlik şuuru, kendimize dönmemizi, kendi değerlerimize/ inançlarımıza uygun yaşamamızı sağlayacaktır. Biz, kendi özümüze dönüp kendimizi yenilediğimizde hem biz hem toplum hem dünya değişecektir; o zaman, yeniden büyük millet, yeniden büyük devlet olacağız.

“Devlet-i ebed müddet”, Türk ve İslam dünyasının büyük birliği, alperenlik ruhunun dirilmesiyle mümkün olacaktır. Haçlı zihniyeti ve emelleri, bitmiş değildir; Türk ve İslam varlığının/ medeniyetinin devamı için Haçlı zihniyetine ve emellerine karşı, alperenlik şuuru diri tutulmalıdır. Haçlıların ve Haçlı sevicilerinin vereceği zararlar, ancak alperence tavırla aşılabilir.

                                                                                                                                                                  *Feridun ESER

2 Cevap to “ALPERENLİK ŞUURU”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir