Alperen Ocakları Ve Muhasebe

ALPEREN OCAKLARI VE MUHASEBE

 

 İnsanlar gibi kurumların da iddiaları vardır, olmalıdır. İddialar ise ispat külfeti getirir. Bu da öncelikle iddia sahibi kurumun yönetici ve üyelerinden beklenir. Şayet kurumun iddiaları ile eylemleri örtüşmüyorsa o kurum toplumu cezbetmez. Yetmezmiş gibi varlığı da sorgulamaya açık hale gelir. Tıpkı zararlı alışkanlıklarla mücadele amaçlı kurulmuş Yeşilay’ın bir yönetici veya üyesinin sigara ya da alkol bağımlısı olmasının doğuracağı sonuç gibi.. Ya da yolsuzlukların ortadan kaldırılmasını gaye edinmiş bir kurumun yöneticisinin yolsuzluktan hüküm giymesinin doğuracağı sonuç gibi..

             Eskilerin “Şerefi’l mekân bil mekin” vecizesinin her dem kulağa küpe yapılması lazım gelen bir anlamı vardır. Mealen mekânın şerefinin bizatihi içinde bulunanın şerefinden kaynaklandığını ifade etmektedir. Mensuplarının (yönetici-üye) fiilleriyle hayat bulan kurumların isimlerinin güzel olması tek başına kurumu toplum nezdinde cazip hale getirmediği gibi mensuplarını da el üstünde tutmayı sağlamaz. Bundan dolayıdır ki, topluma dair iddiaları dillendiren kurumların yönetici ve üyeleri son derece hassas olmak zorundadırlar. Bu titizlikten mahrum kişilerin eylemleriyle iddialarının ispat edilememesi bir yana milletin derin irfanının “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” şeklindeki aşağılamasından da kaçmak mümkün olmaz.

            Aslında sıkıntı ister istismar maksadıyla isterse de ehliyet ve liyakat dengesizliğinden kaynaklansın, kurumun itibarsızlaşması değildir. Bu olsa olsa işin küçük bir boyutu olabilir. Mesele sahiplenilen değerlerin toplum gözünde değersizleştirilmesidir ki, tekrar bu değerler etrafında kümelenenlere milletin sittin sene iltifat etmeyeceği gerçeğidir. Bu duruma mahal vermek kimsenin hakkı olmamalıdır. Muhsin Başkan’ın ifadesiyle Atatürkçüyüm diyenlerle Atatürkçülüğün, milliyetçiyim diyenlerle Milliyetçiliğin, maalesef İslamcıyım diyenlerle İslam’ın istismar edildiği bir vasatta aynı tezgâha Alperenlerin gelmemesi icap eder.

            Alperen Ocakları bir sivil toplum kuruluşu olarak Anadolu coğrafyasının hakikatleri üzerinden özelde gençlere genelde milletin tüm fertlerine hizmet etme iddiasında olan bir kuruluştur. İddia-ispat ikilemi gereği bu kurumun merkez ve taşra teşkilatlarında temsil vazifesi görenlerde ehliyet ve liyakat denkleminin doğru kurulması zarureti vardır. Bu denklemin ehliyet ayağının vazgeçilmezi ahlaki hassasiyetlerse liyakat ayağının vazgeçilmezi de kabiliyet olsa gerektir. Bu iki unsurdan birinin es geçilmesi halinde dağın fare doğurması kaçınılmazdır. İsmin çağrıştırdığı mananın büyüklüğüne oranla hizmetin küçüklüğü hiçbir izahla telif edilemeyecektir.

            Belki de -şu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen- önce iddiaları netleştirmek ve milletin anlayacağı dile dönüştürmekle işe başlamak lazımdır. Bu noktada İslamiyet’in hakikatlerini merkeze alıyor olmak işi kolaylaştırsa da, bu hakikatlerin kısa-orta- uzun vadeli somut eylem planlarına dönüştürülmesi ve öncelik sıralarının tayin edilmesi gerekmektedir. Böylelikle ispat konuları tanımlanmakla beraber zaten kıt tahsis edilen mesailerin de israfı önlenir.

            Peki, bu işi kim yapacaktır? Kim yapmalıdır? Öncelikle bu işin yapılması hususunda bir mutabakata ihtiyaç olduğu açıktır. İhtiyaç olduğunda mutabık olanlar, kimlerin bu işi yapabileceğinin ferasetine de sahip olacaklardır. Bu feraset ehli siyasi organizasyonun lüzumuna itibar ettikleri kadar vesayetinin doğuracağı sıkıntıların da farkında olacak; teşkil edecekleri kadroyu oluşturanların ahlâklarını ve aidiyetlerini tekraren ispat etmek zorunda olmayacak kimselerden olmasına özen göstereceklerdir.

            Bir vücudun beyni mesabesinde misyon üstlenecek bu kadro, kurumun ilkelerini ve önceliklerini belirlediği kadar temsil kabiliyetinin gerekli kıldığı özellikleri de ortaya koyacaktır. Bu yolla merkez birimlerinden taşra birimlerine kadar temsil yetkisini kullanacak olanların standardı sağlandığı kadar, belirlenen ilkeler etrafında ortak hizmet üretme kabiliyetleri de geliştirilmiş olacaktır.

            Bu kadronun ele alması lazım gelen konulardan bir diğeri toplumla nasıl bir ilişki kurulacağıdır. Bu ilişki sürecini sadece siyasi zeminle sınırlı tutmak alan daraltmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bir tüzel kişilik olarak Alperen Ocakları’nın eğitimden-ekonomiye, kültürden-çevre meselelerine, spordan-teknolojiye kadar birçok alanda etkin olması gerekmektedir. Yanlışlara demokratik zeminde muhalefeti merkeze alan reaksiyoner bir tutum kadar doğruyu, iyiyi, güzeli ortaya koyucu aksiyoner bir strateji öne çıkarılmalıdır.

            İhmale gelmediği halde bugüne kadar oldukça ihmal edilmiş bir diğer husus “Alperen” kavramının içerdiği değerleri ahlâk haline getirmiş kadroların yetiştirilmesidir. Gerek merkezde gerekse de taşta teşkilatlarında görev alan ve gelecekte almaya aday kimselere fikri ve fiili ehliyet kazandırma işidir ki, başlı başına bir eğitim yapılanmasını gerektirir. Eğitim ise yetkin şahsiyetler tarafından sürekli, düzenli ve bir müfredat etrafında yürütülmesi lazım gelen bir faaliyettir. Bu alanda bugüne kadar fikirleriyle olduğu kadar istikametiyle de işaret fişekliği yapmış kimselerle birlikte alanında mümeyyiz kimselerden pekâlâ istifade edilebilir. Ancak bu şekilde liderlerinin ifadesiyle “nefsini ruhuna, ruhunu Allah(cc)’ına tâbi kılmış bir nesil” olarak Alperenlerin yarınların Türkiye’sinde söz sahibi olabilecekleri açıktır.

            Emperyal güçlerin değerleri erozyona uğratmayı amaçlayan toplum mühendisliği tekniklerinden en önemlisi, en tahrip edicisi, en sonuç alıcısı bizzat değerleri, o değerleri sahiplenenler eliyle itibarsızlaştırmaktır. Bunun neticesinde varılmak istenen hedef, kimsenin kimseye zerre kadar güveninin kalmadığı bir toplum dokusu oluşturmaktır. Aslında bu nokta nitelikli bir kitle olarak milletin, sıradan bir kalabalığa bir güruha indirgendiği noktadır. Alperenler, tıpkı izinde gitmeye yemin ettikleri liderleri misali bu oyunu bozmalıdır. Bunun da ilk adımı hiç şüphesiz ehliyet ve liyakat sahibi kadroların sevk ve idaresinde sürekli, düzenli ve kalıcı hizmet üretme kabiliyetine sahip, çağrısına devletin en üst merciinden Anadolu’nun en ücra köşesindeki mazluma kadar herkesin kulak kabarttığı güçlü bir teşkilata sahip olmaktır.

 

 Çağrı İ. DİRİLİŞ

 

 

Yazımızı sosyal medyada paylaşın:
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir