ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN İSLAM DEKLARASYONU VE BAZI DEĞERLENDİRMELER

Feridun Eser
Paylaşın:

ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN İSLAM DEKLARASYONU VE BAZI DEĞERLENDİRMELER

                                                                                                                                                             *Feridun ESER

Giriş:

Aliya İzzetbegoviç’in 1970’li yıllarda, o yılların şartları altında üzerinde düşünüp kaleme aldığı İslam Deklarasyonu, ‘‘Hedefimiz, Müslümanların İslamlaşması; sloganımız, inanmak ve mücadele etmek’’ vurgusuyla başlıyor. Bu tespit ve amaç günümüzde de geçerliliğini sürdürüyor. Müslümanların İslamlaşması ve inançlarına uygun bir yaşantı/ toplum kurmaları gereklidir ve bu gerçekleştirilmelidir; Müslümanların böyle bir dertleri ve gayretleri olmalıdır. Aliya İzzetbegoviç, Avrupa’nın ortasında İslam dünyasının birliği, dirliği ve dirilişi için düşünmüş ve düşündüklerini deklarasyon olarak ilan etmiş. Üzerinde düşünülmeli ve eyleme dönüştürülmeli.

Özeti:

Müslümanlar için sükunet ve pasiflik evresi geçmiştir. İslam coğrafyası, Müslüman halklara aittir.

I.Müslümanların Geri Kalmışlığı:

Bireysel ve toplumsal hayatımızın tüm alanlarında İslam düşüncesi belirleyici olmalıdır; kısmen Müslüman kısmen sosyalist yada kapitalist olmak çare değildir. Bu hedef, uzak ve imkansız bir hedef değildir. İslami yenilenmeye iki grup insan karşı çıkmaktadır: Muhafazakarlar ve modernistler.  Aliya İzzetbegoviç, bu iki zümrenin özelliklerini kısaca verir ve iki zümrenin hatalarını, yol açtıkları olumsuzlukları da kısaca izah eder. Muhafazakarlar, mevcudu koruma düşüncesiyle yenilenmeye kapalıdır. Muhafazakar hoca ve alimler İslam’ı ruhbanlık olarak temsil eder haldeler; oysa İslam’da ruhbanlık yoktur. Muhafazakar hocalar kendilerini Müslümanla Allah arasında aracı olarak konumlandırmışlardır. Onlara göre din verilmiş ve yorumlanmıştır; bundan başka söylenecek bir şey ve yeni bir yorum yoktur, olamaz. Oysa İslam sadece inanç sistemi değildir, aynı zamanda topyekün bir yaşam tarzıdır. Modernistler, İslam dünyasında önemli mevkilerde bulunmaktadırlar; modernistler Batı etkisindedirler, İslami terbiye almamışlardır; yerli/ milli kanaatleri beğenmezler ve ortadan kalkmasını isterler. Ancak modernlik, kıyafetle, konforla, teknolojik cihazları kullanmakla olmaz; modernlik çalışma ile, araştırmacı, yenilikçi, ilerlemeci zihniyetle olur. Modernlik, teknolojiyi kullanmak değil üretmektir. Modernistler İslam düşüncesini gerilik sebebi olarak görürler. Modernistler Japonya örneğini incelemelidirler. Japonya geleneklerini, kültürünü terk etmeden modernleşmiş olan örnek bir ülkedir; modernleşmek için gelenekleri, kültürü ve inançları terk etmeye gerek yoktur; onları terk etmeden de modernleşmek mümkündür; Japonya, bunu başarabilmiştir. Müslümanlar, tarihlerindeki esef ve gurur verici olayları ve kişileri iyi incelemeli, ders çıkarmalı, ibret almalıdırlar. Modernistler, tavırları nedeniyle halk tarafından benimsenmemiştir; modernistler, halkla mesafelidirler, halka yabancılaşmışlardır, kendilerini Batıya yakın hissederler ve Batı’ya bağımlıdırlar. Şu unutulmamalıdır: Bağımsızlığın ön şartı, zihinsel bağımsızlıktır; mücadele önce bu alanda başlamalıdır; öncelikle zihinsel/ düşünsel bağımsızlık kazanılmalıdır. İslam, ilk ortaya çıktığı dönemde kısa sürede nasıl hızla yayıldı ve kabul gördü, bunu bilmek, bunun üzerine düşünmek ve anlamak gerekir. Günümüzde İslam dünyası Batı tarafından esir edilmiş, işgal edilmiştir; İslam dünyası eğitimsizdir, bilgi noksanlığı içindedir; fakirdir, milli geliri düşüktür; bölünmüş, parçalanmış haldedir ve üretici değildir. Müslümanlar, eğitimsiz veya yanlış eğitimlidir; günlük düşünmekte, günü kurtarmaya çalışmaktadırlar. İslam dünyasını geri bıraktıran bu hususlar ortadan kaldırılmalıdır. İslam coğrafyasında yabancıların açtığı misyoner okulları, modernistleri yetiştiren okullardır. Halk bunları ve verdikleri eğitimi kabul etmemiştir. İslam dünyasında siyasal hayat laikleşmiştir. Kur’an, kutsal bir kitap olarak okunup duvarla asılmaktadır; oysa yapılması gereken Kur’an’ın hayata uygulanmasıdır, hayatı Kur’an’ göre düzenlemek gerekir.

II.İslami Düzen:

 İslami düzende terbiye, eğitim, ülküler, kanunlar ve toplum, İslam’a göre şekil alır. Müslümanlar, inançlarına uygun bir düzen ve iktidar oluşturmalıdırlar. İslam, ilk geldiği evrede ahlaksızlık ve sapkınlık içindeki insanları ikna ederek, tam itaatle değiştirdi; İslam, tam itaat ister; değişmenin ve gelişmenin şartı tam itaattir. Önce ahlakın, terbiyenin kurulması, ahlakın ve terbiyenin İslamileşmesi gerekir. İslam, gayrıislami bir sistemle sentez kabul etmez; en başından itibaren! İslam, başka bir sistemle uzlaşı kabul etmez. İnanç, ibadet ve ahlak esasları (din) değişmez; ancak çalışma/ yaşam koşulları, zamanla değişir. İslami cemaat ve gruplar, birlikte hareket etmeli; birlikte hareket ederek yabancılaşmanın önüne geçebilmelidirler. Müslümanlar kardeştir. İslam, milliyet değildir; milliyetler üstü bir birliktir. İslam, en üst milliyettir; ayrımlara saygılı ancak ayrımcılığa karşıdır. İslami düzende faiz yoktur; zekat ve sadaka ile paylaşım vardır. Faiz, çalışmadan kazanılan paradır, haramdır. İslam cumhuriyetçidir; İslam’da devlet başkanı, seçimle belirlenir ve yöneticiler halka karşı sorumludur.  İslam, ahlaksızlığa izin vermez ve ahlaksızlığa karşıdır. İslam’da kişiler yüceltilmez, putlaştırılamaz; insan, hatasız değildir. Bireylerin dokunulmazlığı diye bir şey yoktur, herkes hesap verebilir. Müslümanlar, İslami bir eğitim ve terbiye sistemi kurmalıdır. Kurulan eğitim sistemi camide, okulda ve ailede, medyada birbiriyle çatışmamalı, birbirini desteklemelidir. Müslümanlar üretmelidir; üretim yapar hale gelmelidir. Annelik değersizleştirilemez. Aile bağları ve kadın hakları, nikahla güvence altına alınır. Hedef, vasıtayı mübah kılmaz. Hedefe ulaşmak için her yol mübah değildir. Düşmanlara karşı da adil olmak gerekir; İslam’ın temellerinden biri adalettir.

III.İslami Düzenin Bugünkü Sorunları:  

İslam dünyasında günümüzde derin bir ahlaki yozlaşma vardır; tembellik, ikiyüzlülük vardır. Ahlak düzelirse ilk adım atılmış olur; ahlak bozulursa toplum bozulur. İslam/ İslamlaşma, ilk evresinde de ahlakı düzelterek başlamıştı. Önce ahlak düzeltilmelidir. İslami değişim, toplumun isteği ve iradesiyle başlar; toplumun değişimi istemesi ve bunun için gayret etmesi gerekir. Hızlı bir eğitim ve sanayileşme olmalıdır. Öncelikle insanı fethetmek, insanı düzeltmek gerek. Fikir ve eylemde birlik gerek; birliği sağlayacak ve pekiştirecek formlar/ kurumlar oluşturulmalı ve pekiştirilmeli. İslami birliği kurmak elbette ki zordur ama imkansız değildir. Kendilerini realist olarak görenler, bunun imkansız olduğunu dile getirirler; asıl realizm şudur: İslam, birliği ister ve maalesef İslam halkları birlik değil ayrışıktır. Şu unutulmamalı, Müslümanlar kardeştir; parçalanmışlığa son verilmelidir. İslam dünyasındaki milliyetçi akımlar modernistlerce, Batıya yakın kişilerce, misyonerlerin fikirleriyle başlatıldı ve Panislamizm için zararlı hale geldi, İslam birliği bozuldu. Kudüs, Filistin ve Arap meselesi değildir; Kudüs, İslam’ın ve tüm Müslümanların sorunudur; Kudüs’e sahip çıkılmalıdır.

Sonuç:

İslamileşme ve İslami birlik, İslam toplumlarının kurtuluşunun tek çıkar yoludur. Ayılmak, uyanmak gerekir. İslam, daha iyi ve daha insancıl bir dünya kurulmasını ister. Müslümanlar daha iyi ve daha insancıl bir dünya kurmayı hedeflemelidir. Bunun içinde İslami şuura sahip kurumların ve grupların işbirliği ve uyum içinde olmaları gerekir. Zaman, mucize ve Mehdi bekleme zamanı değil Kur’an’a göre hareket etme zamanıdır.

Deklarasyon Hakkında Bazı Değerlendirmeler:

Osmanlı’nın yıkılmasıyla İslam dünyası Batılılarca işgal edilmiştir; işgal, günümüzde fiilen yoksa da zihinsel ve ekonomik anlamda İslam dünyası üzerindeki Batı işgali halen sürmektedir. İslam dünyasının içinde bulunduğu şartlar, uzun zamandır/ yaklaşık üç yüzyıldır değişmemiştir. Müslümanlar kendilerini Batılı fikir ve ideolojilerin, Batı kültürünün etkisinden/ zihinsel işgalinden kurtarmalı, Kur’an’a uygun yaşamalı, kararlı olmalıdırlar. Müslüman topluluklar/ ülkeler, birlik kurma çabalarına yoğunluk ve önem vermelidirler. İslam birliği/ Müslüman ülkeler arası işbirliği çabaları için çeşitli alternatifler ve yollar denenmeli, devreye sokulmalıdır; kültürel, eğitimsel, ekonomik, siyasi ve askeri birlik oluşmasına yönelik ortaklıklar kurulmalıdır. İslam birliğini sağlayacak temel/ alt yapı vardır; Müslümanların bunun için adımlar atmaları gerekir. İslam birliği kolay ve kısa sürede gerçekleşmez; doğal olarak bunun için atılan adımları, birileri engelleme gayretine de girerler. Bunlar bilinmeli, riskler hesaplanmalı ve bunlara karşı da çareler üretilmelidir. Bunlar, yapılabilir ve gerçekleştirilebilir hedeflerdir. Müslümanların öncelikle ahlaki alanda toparlanmaları şarttır, ahlak düzelirse toplum düzelir. Müslümanlar, İslam’a göre iyi bir eğitim ve İslami bilinçlendirme faaliyetleri yürütmeli, kendi eğitim ve terbiye sistemlerini/ kurumlarını oluşturmalı; tembellikten uzaklaşılmalı, bilgi, sanayi, teknoloji alanında üretime yönelmelidirler. Amaç, Müslümanlaşmak; bunun yolu da inanmak ve mücadele etmektir. Avrupa Birliği, yüzyıllık bir projedir ve bugünkü haline son 60 senedeki adım ve çabalarla gelmiştir. Kendilerini yakın hisseden ve aralarında sorun olmayan İslam ülkeleri arasında kurulacak işbirliği, İslam birliğinin çekirdeği olacaktır; sonra bunlara diğerleri de eklenebilecektir. İslam birliği, sömürüyü bitirecek, kendi kaynaklarını kendileri kullanan Müslümanlar gelişmeye, güçlenmeye başlayacaktır.

                                                                                                                                                                  *Feridun ESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir