93 HARBİ VE SULTAN II. ABDULHAMİD HAN

Paylaşın:

93 HARBİ VE SULTAN II. ABDULHAMİD HAN

Günümüzde hatırı sayılır bir çoğunluk Sultan II. Adülhamid için “Bir karış vatan toprağını düşmana vermedi.” derken, diğer tarafta belli bir kesim de bunun tam tersi istikamette, “Türkiye’nin iki katı büyüklükte toprağı kaybetti.” demektedir. Bu tartışmanın odağında ise Rumi takvime göre 1293 senesinde cereyan ettiğinden, tarihlere ve hafızalara 93 harbi olarak kazınan 1878 Osmanlı – Rus savaşı durmaktadır.

Savaşla ilgili detay bilgi vermek yazımızın konusu değildir. Harple ilgili isteyen istediği kadar bilgiye internetten, tarih kitaplarından ve ilgili bilumum  ekipmanlardan ulaşabilir. Biz burada bu konu üzerine bir saptama yaparak yazımızı bitirmek niyetindeyiz. Tarihi olaylar üzerinde hatırı sayılır tarihçilerimiz bile ittifak edememişlerdir. Zira tarihi olaylar, kişinin bakış açısı, bulunduğu yere ve taşıdığı değerler sistemine göre değişiklik arzedeceğinden bunun yaşanması doğal karşılanmalıdır. Belge varsa belge, yoksa duruşlar ve bakış açıları devreye girmekte,  tarihi olaylar hafızalarda böyle şekil almaktadır.

Gelelim asıl meselemize; Sultan II. Abdülhamid 1842 doğumludur. Tahta geçtiği 1876 yılında henüz 34 yaşındadır. Sultan Abdülaziz’in darbe ile tahtan indirilmesi, yerine akıl sağlığı yerinde olmayan V. Murat’ın geçirilmesi, onun da ancak 93 gün tahta kalabilmesi neticesinde; aslında bir kriz ve kaos döneminin ardında tahta çıkmıştır. Tahta geçtiğinde 1875’ten beri devam eden Hersek isyanı, yine aynı tarihte ve birbirine yakın zamanda meydana gelen Selanik olayı’nı kucağında bulmuş bir Sultan idi. Fransız ihtilali ile başlayan ulusçu dalganın meydana getirdiği kasırgayı göremeyen, nedenlerini ve meydana getireceği fayları okuyamayan bir devlet yönetiminden idareyi devralması ona zaten ateşten bir gömlek giydirmişti.

Her şeye rağmen Abdülhamid Han devletin durumunu iyi tahlil etmiş, yapılacak bir savaşın neler doğuracağını, devlete hangi faturaları çıkaracağını önceden sezmiş ve olası bir savaşa sıcak bakmamıştır. Hatta meclisin açılışında yaptığı konuşmayla devletin durumunu net bir tabloyla milletvekillerine sunmuştur. Ama dönemin hükümet erkanı, başta Mithat Paşa olmak üzere savaş yanlısı olunca, zaten tahta yeni oturan ve henüz irade gösterecek zamanı bulamayan Sultan istemeyerek te olsa savaştan yana olmuştur.

Savaşın neticesi ise korkunçtur. Bir milyon insan yerinden yurdundan edilerek mülteci durumuna düşmüştür. Yollarda Sırplar ve Bulgarlar tarafından katledilmiş, ırzları namusları kirletilmiştir. Sağ salim Anadolu’ya sığınabilenlerin sayısı azdır. Bunlar da, içi kan ağlayan Sultan tarafından memleketimizin uygun köşelerine yerleştirilmişlerdir. İşte 93 muhaciri olarak bildiğimiz insanlar bunlardır.

Savaş sonrası Sultan, bütün faturayı zamanı okuyamayan, gelişen ve değişen dünyadan haberi olmayan kişilerden teşekkül etmiş meclisi kapatmış ve iradeyi kendi eline almıştır. Savaşın sorumluları olarak gördüğü kişileri sürgüne göndermiş, işte o tarihten sonra Osmanlı mülkü Sultanla tanışmıştır. Asrın en büyük dahisi diye nitelendirilen Abdülhamid Han, indirildiği 1909 yılına kadar 33 yıl tahtta kalmıştır. İrade gösteremediği ilk iki yılı çıkarırsak aslında Sultan Abdülhamid Han’ın hükümdarlık süresi 31 yıldır. İşte Sultan bu 31 sene içerisinde tek bir karış toprak kaybetmemişken, dünya tarihine ender rastlanacak bir hükümdarlık örneği sunmuştur.

Güçlü iradesi, sıra dışı yönetim tarzı, yapıp ettikleri ve yapamadıklarıyla Sultan Abdülhamid Han’ın toprak kaybedip kaybetmediği meselesi böyledir.  Kanaatimizce her konuda olduğu gibi bu mevzuda da en ideal olan, insan olanın hata yapabileceği, devlet yötenlerin yanlışlara düşebileceği, toptan kabul ya da inkar yerine onların da birer insan olduğunu göz önünde bulundurarak olaya böyle bakılması gerektiğidir. Eğer bakış açımız böyle olursa “Toprak kaybetti mi, kaybetmedi mi?” tartışması anlamsız kalacaktır. Zira tarih bizim tarihimizdir, Sultan bizim Sultanımızdır. Dolayısıyla kayıp ta kazanç ta bizimdir.

Vesselam.

Fehmi DEMİR

2 Replies to “93 HARBİ VE SULTAN II. ABDULHAMİD HAN”

  1. Merhaba
    5 Şubat 1877’de Abdülhamid, en etkili bürokrat olan Mithat Paşa’yı azletmiştir.

    31 Mart 1877 tarihli Londra Protokolü’nde Osmanlı’dan Karadağ’a toprak verilmesi istenilmiştir.

    Osmanlı onurlu bir şekilde bunu kabul etmemiştir.

    Bunun üzerine 24 Nisan 1877’de Rusya savaş ilan etmiştir…

    Bu tarihler ve Mithat Paşa’nın azledilmiş olması Abdülhamid’in çaresiz olduğu tezinizi geçersiz kılıyor… Ayrıca Abdülhamid’in meclisi feshetme ve barış isteme şansı vardı…

    Ayrıca Tunus 1881’de, Mısır 1882’de, Girit 1897’de fiilen elimizden çıkmıştır… Yani Abdülhamid’in bahsettiğiniz 31 yıllık mutlak saltanatı dahilinde…

    Dediğiniz gibi İnternetteki basit aramalarla bu bilgilere ulaşmak mümkün…
    Saygılarımla…

    1. Söylemek istediğimiz şudur; burada dikkat edilmesi, görmezlikten gelinmemesi gereken bir nokta var. Abdulhamid Han, her ne kadar 31.8.1876 da tahta geldiyse de tam manasıyla iktidar olamamıştır. Amcası Abdulaziz Han’ı şehid eden, ağabeyi şehzade Murad’ı tahta çıkaran ve sonra indirip Meşrutiyeti ilan etmek için kendisini tahta çıkaran derin yapıyı yok edip kontrol edene kadar bu durum sürmüştür. Bunlar kolay bir işler değildir. Sultan irade gösterene kadar, bir takım olayların nedenleri, diğerlerinin sonucu olmuştur. Mesela Tunus… Bildiğiniz üzere 1830 yılında da işgal edilmişti. Abdulhamid Han, devlet yönetimi tam manasıyla ele aldıktan sonra sadece Osmanlı Devleti’nde değil aynı zamanda tüm dünya siyasetinde söz sahibi olabilmiştir. Son söz, tarihe nereden bakarsanız oradan görürsünüz. Katkılarınız için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir